Reklam
Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 3,57 / Satış: 3,59
€ EURO → Alış: 3,99 / Satış: 4,01

Bir liderin hainliklerle dolu yolculuğu, 19 Mayıs 1919-2

Naim Babüroğlu
Naim Babüroğlu
  • 17.05.2017
  • 382 kez okundu

Bir önceki yazımızda, Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkış yolculuğunda, Ordu Müfettişi olarak görevlendirilmesinde yaşananları kaleme aldık. Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığında genel durumu şöyle yansıtır: “Ben 1919 yılında Samsun’a çıktığım gün elimde maddi hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız Büyük Türk Milleti’nin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran, yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu kuvvete, bu Türk Milleti’ne güvenerek işe başladım.”(1)

Atatürk’ün Samsun’a çıkmasından dört gün önce, 15 Kasım 1919’da Yunanlılar İzmir’i işgal eder. Sadrazam Ferit Paşa, gayretli ve kişilik sahibi olan eski kolordu komutanı Nurettin Paşa’yı görevden almış ve yerine işe yaramaz diye emekli edilmiş yaşlı Ali Nadir Paşa’yı getirmişti. Valiliğe de hükümet toplantılarında olup bitenleri İngilizlere yetiştirdiği söylenen İzzet Bey’i atamıştı. Böylece, kolordu komutanı ile valinin görevden alınıp yerine bu tür adamların atanması, işgal durumunda İzmir’i “yumuşak” hedef durumuna getirmişti.(2) 17’nci Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa, askerlerini kışlaya toplamış ve işgale sessiz kalmıştı. Tıpkı, tek kurşun atmadan Selanik’i Yunanlılara teslim eden Tahsin Paşa gibi. Ayrıca, silahların Yunanlılara teslim edilmesi, karşı konulmaması ve işgal birliklerine gereken kolaylığı göstermeleri yönünde de emir vermişti. Yunanlı askerlere teslim olurken, kışladan elinde beyaz bayrakla ilk çıkan Nadir Paşa oldu. Bu arada, Yunanlı bir teğmen, Ali Nadir Paşa’ya birkaç tokat attı. Başta Ali Nadir olmak üzere, Türk askerlerini Kordon boyundan yürüterek “Zito Venizelos” (Yaşasın Venizelos) diye bağırtıyorlardı. Vali İzzet Bey de, Yunan gemisi ambarına doğru götürülürken yanındaki oğlunu sıkıştırıyordu: “Seyfi oğlum, Zito bağır, Zito bağır”. Bağırmayı reddeden Kurmay Albay Süleyman Fethi Bey’i dipçik ve süngüyle şehit ettiler. Ordu “tek kurşun atmadan”, İzmir işgalcilere teslim ediliyordu.(3)

Mustafa Kemal, Amasya’ya ulaşır ve 21/22 Haziran 1919 gecesi Amasya Genelgesi’ni emir subayı Cevat Abbas’a yazdırır. Belgenin imzalanması konusunu Mustafa Kemal’den dinleyelim: “… O sırada Rauf ve Refet Beyler benim odamda, Fuat Paşa başka bir odada bulunuyorlardı. Rauf Bey (Orbay), konuk olduğundan bu yazıya imza koymak için kendinde bir yetki görmediğini incelikle söyledi. Bunun bir tarihsel an olduğunu ileri sürerek imzalamasını söyledim. Bunun üzerine imza etti. Refet Bey (Bele) imzadan çekindi… İstanbul’dan beri yanımda getirdiğim bu arkadaşın, anlaşılması pek kolay olan bir konuda açığa vurduğu düşüncesi bana çok acı geldi. Fuat Paşa’yı (Cebesoy) çağırttım. Paşa düşüncemi anlayınca hemen imza etti. Fuat Paşa’ya Refet Bey’in çekinme nedenini anlayamadığımı söyledim. Fuat Paşa Refet Bey’i sıkı bir sorguya çekince, Refet Bey yazıyı eline alarak kendisine özgü bir ‘im’ koydu. Öyle bir ‘im’ ki bunu bu yazıda bulmak biraz zordur…”(4) Refet Bey (Bele), ileride işler ters giderse, sorumluluk almamak için kutsal bir yolculuğa beraber çıktığı arkadaşına ilk darbeyi vurmuştu.

Samsun’a çıkışından 20 gün sonra, 8 Haziran 1919’da Savunma Bakanı Atatürk’ü İstanbul’a geri çağırır, ancak Mustafa Kemal yapılan çağrıya uymaz. Bu olayı Mustafa Kemal’den dinleyelim: “Savunma Bakanlığı, ‘İstanbul’a gel’ diyordu. Padişah, ‘önce hava değişimi al, Anadolu’da bir yerde otur; ama bir işe karışma’ diyordu. Sonunda ikisi birlikte, ‘ille gelmelisin’ dedi. Gelemem dedim. En sonunda, 8/9 Temmuz 1919 gecesi, Sarayla açılan bir telgraf başı konuşması sırasında, birdenbire perde kapandı ve 8 Haziran’dan 8 Temmuz’a bir aydır süren oyun son buldu. İstanbul, o dakikada benim resmi görevime son vermiş oldu. Ben de o dakikada, 8/9 Temmuz 1919 gecesi saat 22.50’de Savunma Bakanlığına, saat 23.00’te de Padişaha görevimle birlikte askerlik mesleğinden çekildiğimi bildiren telleri çekmiş oldum.”(5) Padişah Vahidettin ve Sadrazam Ferit Paşa, Mustafa Kemal’i işgalci kuvvetlere karşı ortaya çıkan halk hareketlerini bastırması ve emniyetin sağlanması için görevlendirmişti. Oysa Mustafa Kemal, işgal kuvvetlerine karşı halkı örgütleyerek milli bir mücadeleyi başlatmak hedefini güdüyordu. Sonunda, resmi görevi, sevdiği askerlik mesleği ile birlikte sona ermiş oldu.

Mustafa Kemal istifa edince, Ordu Müfettişliği Kurmay Başkanı Kazım Dirik yanına gelir. “Artık görevime devam etmemin imkânı yok, izin verirseniz Kazım Karabekir Paşa’dan vazife isteyeceğim. Dosyaları kime teslim etmemi emredersiniz?” der. Mustafa Kemal ve yanında oturan Rauf Orbay vurulmuşa dönerler. Mustafa Kemal, hüzün dolu gözlerle Kazım Bey’e bakarak: “Ya öyle mi efendim? Peki, dosyaları Hüsrev Bey’e verirsiniz” diye cevap verir. Kazım Bey çalımlı çalımlı çıktı, gitti. Oysa Kazım Bey (Dirik), ölünceye kadar Mustafa Kemal’le beraber kalacağına yemin edenlerdendi. Biraz sonra Kazım Karabekir’in Paşa’nın geldiğini haber verdiler. Mustafa Kemal’in içinden üzüntüyle karışık bir şüphe geçti. Kazım Karabekir: “Komutamda bulunan subay ve erlerin saygılarını sunmaya geldim. Siz bundan sonra da komutanımsınız” dedi. Mustafa Kemal Karabekir’i kucakladı… O’nun için çok önemli bir sürprizdi bu…(6)
Bir yıl sonra, Kurtuluş Savaşı devam ederken, 11 Mayıs 1920’de Mustafa Kemal’e idam cezası verilir ve Vahidettin tarafından onaylanır. 1920’de, Şeyhülislam Dürrizade Abdullah, “Mustafa kemal ve arkadaşları ile milli mücadeleye katılanları kâfir ilan eden ve katlinin vacip” olduğunu bildiren fetvayı Sadrazam Ferit ve Padişah Vahidettin’in onayı ile çıkarır. İşte Milli Mücadele’nin ilk adımı ve çekilen sıkıntılar, öne serilen engeller, hainlikler… Ancak, modern bir Türkiye’nin doğuşu için atılan ok yaydan çıkmıştı. Tarihin akışında Mustafa Kemal’in üstlendiği görev, milletinin kaderine damgasını vurdu ve işgal devletlerinin hayallerini yerle bir etti. Çağın kaderini değiştirecek Mustafa Kemal Paşa, o zaman 38 yaşındaydı. O, kader tayin edici anını seçti ve tarihin akışında kendisini bekleyen görevlere vatan ve millet sevgisi rüzgârıyla hızla koştu…Hainliklere, nankörlüklere ve yokluklara rağmen…

Kaynakça:
(1) Prof. Dr. Afet İnan, Atatürk’ten Hatıralar, TTK, 1950.
(2) Sina Akşin, Kısa Türkiye Tarihi, İstanbul, 2011.
(3) Hulki Cevizoğlu, İşgal ve Direniş, Ankara, 2007.
(4) Söylev (Nutuk), Türk Dil Kurumu, Genelkurmay Basımevi, 1981.
(5) Söylev (Nutuk), Türk Dil Kurumu, Genelkurmay Basımevi, 1981.
(6) Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İstanbul, 1980.

Naim Babüroğlu naimbaburoglu@gmail.com

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ