Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,31 / Satış: 6,33
€ EURO → Alış: 7,37 / Satış: 7,40

Bu Sadece Ekonomik Savaş mı, İntikam mı?

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 15.08.2018
  • 229 kez okundu

Dünya kendi ekseninde dönerken, bizlerin türlü türlü musibetlerden başlarımız dönüyor.
Terör başımızı döndürüyor.
Fetöcü denen hainler başımızı döndürüyor.
Yanı başımızda iç savaş başımızı döndürüyor.
Bir türlü kendimize gelecek imkânları sağlayamadık. Bir musibet bitmeden başka musibet adresimize teslim ediliyor.
Batıda yaşayan eloğlu geçim kaygısı, gelecek korkusu olmaksızın dingin hayatını sürdürürken, bizler sayısız sancılarla debelenerek ömür tüketiyoruz. Tespih taneleri gibi art arda dizilmiş acıveren habbeleri ya sabır diyerek durmaksızın çekiyoruz. Bu habbeler; ekonomi, ticaret, eğitim, sağlık, hukuk, adalet, iç politika, dış politikaya kadar uzuyor, bir türlü son bulmuyor.

ABD ile yaşanan fikir ayrılıkları, gerilim dolu zamanlar her zaman vardı. Ama boyutları ve derinliği bu kadar açık ve tahripkâr olmamıştır. ABD başkanının bizzat attığı tweetin içeriğinde yaptırımların yanı sıra, çılgınca, ‘’Türkiye ile ilişkilerimiz şu an iyi değil’’ cümlesi başlı başına ülkemizi hedef tahtasına koyduğu anlamına geliyor. Bizleri anında etkilemeğe başladı.

Ekonomik yapımızın üretim odaklı olmayışının olumsuz etkilerinin bedellerini ödüyoruz.
Bizi bizlerden daha iyi tanıyan eloğlu, bizlerin en hassas çizgilerimizi yıkmak için sallıyor.

Eloğluna yaptıklarından dolayı haklı olarak tepki koyabilir, kızabiliriz. Ama kızmak, tepki vermek sorunu çözen araçlar değil. Böyle olsaydı daha çok kızan, daha çok bağıran, daha çok hamaset yapan insanlarla sorunlar çözülürdü.

Kişisel olarak eloğlunun yaptıkları hinliği asla doğru bulmuyorum. Yıllarca batının iki farklı yüzünün olduğunu yazdım, dillendirdim. Kendi vatandaşlarına yüzlerini gösterirken, üçüncü dünya ülkelerine çirkin çehrelerini sahnelerler.

Birçoğumuz bugün eloğlunu eleştirirken, düne bakmadan yapılan eleştirinin çelişki barındırdığını hafızası olan beşer bilir.
5 Haziran 1964 yılında Johnson mektubu diye adlandırılan ABD’nin Kıbrıs üzerinden Türkiye’yi baskılıyan, tek taraflı tercihe zorlanmayı amaçlayan ve diplomatik nezaketten uzak olan içeriğini okumak ve anlamak gerekir. Rahmetli İsmet Paşa’nın 13 Haziran 1964 tarihinde buna mukabil son derece anlamlı ve isabetli cevabını ayrıca iyice hafızalarımıza yerleştirmek çok yararlı olacaktır.

Tarih, Amerika Türkiye ilişkilerinde Johnson’dan önce ve Johnson’dan sonra diye milat koymuştur. Zira mektuptan sonra ilişkiler tersyüz olmuştu. İsmet İnönü’nün; ’Dünya yeniden kurulur ve Türkiye yenidünyadaki yerini alır’’ ifadesi Türk dış politikasının etkin manevra hareketi olarak algılanmıştır.
Ayrıca yine İsmet Paşanın engin görüşlerinden olan; ’’Büyük devletlerle münasebetler ayı ile beraber aynı yatağa girmeye benzer’ ’vecizesi anlamlı bir uyarı niteliğindedir.

Yine 1974 yılında Türkiye’nin meşru haklarından doğan Kıbrıs barış çıkartmasının ardından ABD tarafından koyulan silah ambargosu yine iki ülke arasında ilişkileri sarsmıştı. Rahmetli Bülent Ecevit’in olaylar karşısında takındığı tutum ve kararlılıkla ABD’nin üslerini kapattığını duyurmuştu. Kendisiyle görüşen basın mensuplarına; ambargo kalkmadığı sürece ABD üslerinin kapalı ve askıda kalacağını ifade ediyordu.
‘’Deniz aşırı bir ülkenin kongresinin insafına bağlı durmaya gücümüz yetmez. Başımızın çaresine bakmak durumundayız. Muhakkak bunun bazı siyasi sonuçları olacak.’’ diyordu.

1 Mart 2003 Tezkeresini yer darlığından şimdilik yazmıyorum.

Tarih tekerrürden ibaret sözünü haklı çıkaran olaylar gibi duruyor.
1964’te Amerika Türkiye’yi uydusu haline getirmeye yelteniyordu.
1974’te Türkiye’yi teslim almaya uğraşıyordu.
54 yıl sonra bugün farklı senaryolarla kendine mahkûm etmeğe çalışıyor.
Dünya sahnesinde oyunlar, entrikalar, tuzaklar, düzenbazlıklar bitmedi bitmez. Zaman elverince en küçük gedikten çıkar en zayıf halkandan seni kopartmaya çalışır.

Bugünü bizim en zayıf halkalarımızdan biri ekonomi. Zira geri dönüşümü olan üretime akıtmamız gereken yatırımları, dağa taşa gömerek suyunu çıkarmışız. Siyaseten ala turca’ lığı aşamamışız. Hukuku, adaleti oturtamamışız. Vatandaşlarımızın tümünü bir bütün olarak kucaklayamamışız. Hal böyle olunca da hepimizde baş dönmesi, bel bükülmesi hatta akıl tutulması maalesef tekrar nüksediyor.
Tarihte yaşanmışlıklar bizlere rehber olmalı.
Dünya tarihinin en büyük rehberi kuşkusuz Mustafa Kemal Atatürk’tür. O’nun görüşleri ve düşünceleri asla yanıltmamıştır:
“Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar; önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar’’

Dün, bugün ve yarın. Bu üçlemede, Atatürk’ün izini takip edersek bilincin ışığı aydınlanır; tüm musibetleri bertaraf edebiliriz. Bu krizi de atlatabiliriz. Aksi olursa korkarım kör bilincin karanlığında düşe kalka, çarpıla çarpıla sersemleşeceğiz.
i.karaoglan@superonline.com

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ