Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,34 / Satış: 5,36
€ EURO → Alış: 6,05 / Satış: 6,08

“Cenneti Cehenneme çevirmek…!”

Fatih Ertürk
Fatih Ertürk
  • 08.11.2018
  • 304 kez okundu

Sykes-Picot Anlaşması, I. Dünya Savaşı sırasında, 29 Nisan 1916’da Kut’ül Ammare Kuşatması sonrasında İngiliz kuvvetlerinin Osmanlı Devleti’nin 6. Ordusu karşısında bozguna uğramasından 17 gün sonra, 16 Mayıs 1916 tarihinde Britanya ve Fransa arasında yapılan ve aynı yılın Ekim ayında Rusya tarafından onaylanan, Osmanlı Devleti’nin Orta Doğu’daki topraklarının paylaşılmasını öngören gizli antlaşmadır. Bugün Türkiye’nin güney sınırları adına ortada ne varsa bu anlaşmanın ürünüdür. Zayıflayan Osmanlı’nın çaresizce masaya oturup kendi ülkesinin geleceğinin bir cetvel bir kalemle çizildiği ve emperyalist ülkelerin çıkarlarına hizmet eden bir antlaşma örneğidir.

Türkiye bu yazgıyı tersine çevirmiş ancak ortadoğudaki önemli enerji kaynaklarından adeta kovulmuştur. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Hadim-ül harameyn” (Mekke ve Medine’nin emiri ve hizmetçisi) diyerek övgüler yağdırıdğı, Cemal Kaşıkçı cinayetinde durup dururken“Ben bu cinayetten Kral Selman’ın haberi olduğunu düşünmüyorum” diyerek bir anda devlet nezdinde Suudi Arabistan adına aklayan tavrına bakmayın siz. Bunlar Osmanlı’yı ve Anadolu’yu arkadan hançerleyen Mekkeli Şerif Hüseyin’in torunlarıdır.Krallıkları adına İslam’ı kara bir sayfaya çeviren bir soyun (Vahhabi) devamıdır bunlar. Ha bizimkilere ne oluyor derseniz şöyle; “Yazın yediğiniz hurmalar, gün gelir bir hükümeti böyle tırmalar”. Sayın Erdoğan’ın açıklaması bana göre tamamen “duygusal”dır.

Türkiye gibi Cennetin coğrafyasında zor günler bizi bekliyor. Emperyalizmin kucağına oturmuş, Ortadoğuyu faşist ve barbar Trump’ın öngörüleriyle hala bölüp parçlama niyetinden vazgeçmeyen sömürgeci ülkelerin açacağı 30 kuruş krediye 80 milyonu mahkum etmiş bir iktidar, ne söylediğinin farkında olan ne de ne yaptığının bilincinde hareket eden bir muhalefet ile Türkiye bir çıkmaz sokakta.

Bakın yerel seçimlere. Türkiye’de kendi düşüncesi ve idelojisiyle tutarlı, çalmayan, çırpmayan, halka hizmeti namus borcu bilen, geçmişinin ve geleceğinin farkında olan, kentleri bir gül bahçesine çevirip hem sosyal yapı hem alt yapı açısından insanca yaşam düzeyine ulaştırmak için gayret sarf edecek kaç siyasetçi konuşuluyor ya da tartışılıyor. 80 milyonluk ülkede konuşulan isimlere bakın 1994 model Melih Gökçek, 1999 model Mansur Yavaş, 1989 model Bedrettin Dalan, verdiği hizmetlere teşekkür edilmesi gereken izmir’in işgal altında tutulmasına izin vermeyen ama artık yorulan Aziz Kocaoğlu. Örneğin; AKP’den transfer edilen ve hasbel kader belediye başkanlığını eline geçirince partinin genel başkanı gibi davranıp milletvekili listelerini iki dönemdir hazırlayan CHP’li ilçe belediye başkanlarına kan kusturan, il örgütünü hallaç pamuğu gibi dağıtan, bu ülkenin onurlu Alevi yurttaşlarına hakaret etmekte hiç bir sakınca görmeyen, partisine hiç bir sadakat ve liyakat duygusu olmayan ama bir türlü vazgeçilemeyen Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş.

80 milyonluk ülkede ne iktidar ne muhalefet “Ne ezen ne ezilen, İnsanca ve hakça bir düzen” diyebilen, gözünü tüyü bitmemiş yetim hakkına dikmeyen, eli uzun olmayan, kentlerin sadece köprü ya da altgeçitlerle değil sosyal ve kültürel dokusunun da korunması ve geliştirilmesiyle yaşayacağının farkında olan kaç siyasetçi var. Nerede Ali Dinçer’ler, Vedat Dalokay’lar, Murat Karayalçın’lar, Ahmet Priştina’lar, İhsan Alyanak’lar.

Kenti aile namusu gibi gören, yaşadığı kentliyi ailesinin bir üyesi olarak kabul edip üzerine titreyen, eşi tarafından işine uğurlanırken “Evime haram lokma getirme” diye tembihlenen o yürekli kent yöneticileri nerede.

Bakın size bir kez daha söylüyorum. Türkiye büyük bir tuzağa mevcut siyasi liderler üzerinden çekiliyor. Ben buna “Lübnanlaşma Sendromu” diyorum (Lübnan’da Sünni El Müstakbel partisi, Dürzi Velid Canbolat partisi, Şii Emel Partisi ve Histiyan Falanjist’lerin elinde bölünen ülke hala huzuru bulamadı. Her etnik parti kendi bölgesini korumakla yükümlüyken camiler, kiliseler, mahalleler milislerce basılıp terör estirilmeye devam ediliyor). İşin en tehlikeli yanı Lübnankinden daha farklı olarak Türkiye’de mevcut siyasi iktidar Müslüman Kardeşler’in bir ana karargahı gibi çalışıyor. Yani Allah korusun en ufak bir karşı karşıya gelme olasılığında Türkiye’nin daha güçlü bir şiddet sarmalına sürüklenmesi içten bile değil.

Türkiye’nin ivedi olarak sağduyulu partilere ve siyasetçilere gereksinimi var. Ülkesini ve kentini seven, insanca ve hakça bir düzen beklentisinden bir an olsun vazgeçmeyen, çalmayan, yetim hakkına-kul hakkına göz dikmeyen onurlu yaşayan ve onurlu yaşatan bir kuşağa her zamankinden çok ihtiyacı var.

Dilerim yerel seçimler Türkiye’nin yeniden “Ulus Devlet” olarak, ayrımsız, istisnasız, fakat’sız ama’sız bir ülkeye dönüştürülmesinde fırsat olur.

İnanın bana yoksa vakit çok geç olacak…

“Size Tanrı’nın armağanı olan bir Cenneti, Cehenneme çevirmek için saatin tik tak’ı işlemeye devam ediyor…!’’

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ