Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,77 / Satış: 5,79
€ EURO → Alış: 6,62 / Satış: 6,64

“Lale devri ve Sülale devri…!”

Fatih Ertürk
Fatih Ertürk
  • 11.10.2018
  • 282 kez okundu

Türkiye gerçekten son 16 yıldır çok garip bir dönem yaşadı. 16 yıldır ülke genelinde Türkiye’nin sahip olduğu Cumhuriyetten günümüze ecdad yadigarı olarak miras kalan bütün mal varlıkları (en son saydığımda 185 parça ve 74 milyar dolardı) satılmasına rağmen, devletin toplam gelirlerinin 16 yıl içinde 2 trilyon doları aşmasına rağmen elimizde 466 milyar dolarlık toplam borç ve çökmüş bir ekonomi kaldı. En acısı ise 16 yılda devletin; var olan istihdam ve üretim sağlayan tesislere yani fabrikalara, limanlara, tarım ve hayvancılık tesislerine yok denecek kadar çok az katkıda bulunmasıdır. Yani devletin 16 yıllık gelirinin önemli bir kısmı çar çur edildi. Elde kalan ise yolsuzluklara (CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu’ya göre 15 yılda yolsuzluk miktarı 1 trilyon dolar) gitti ve AKP’ye oy veren seçmene “sus payı” olarak “avanta” dağıtıldı.

Peki ya halkımız. Kişilerin yüzde 86,4’ünün son bir yıl içinde tasarruf yapmadığını, ortalama tasarruf tutarının, aylık gelirin yaklaşık 5’te 1’i olduğunu araştırmalarla ortaya çıkıyor.

Peki israf; Türkiye’de korkutucu boyutlara ulaşan israfın yıllık maliyeti ise 214 milyar lira (Yani 35 milyar dolar civarında) . Türkiye’de her yıl üretilen 49 milyon ton meyve ve sebzenin yüzde 25 ile 40’ı ise henüz sofralara gelmeden üretim ve dağıtım aşamasında çöpe gidiyor. Günde 4,9 milyon, yılda ise 1,7 milyar ekmek çöpe atılıyor (2,8 milyar dolar maliyeti). Türkiye’deki belediyeler, israf konusunda da Meksika, Mısır ve Yemen’le beraber başı çeken ülkeler arasında yer alıyor.

Peki Ekim 2018 ayı itibarıyla ekonomide son durumumuz; Merkez Bankasının döviz rezervi 17,1 milyar dolar, altın rezervi ise 5,9 milyar dolar azaldı. Bankanın brüt rezervi toplam 23 milyar dolar azalarak 84,7 milyar dolara kadar geriledi.

Bankanın döviz ve altın rezervleri bu yılbaşında 107,6 milyar dolar düzeyinde bulunuyordu. Döviz rezervinde bu yıl yaşanan 23 milyar dolarlık erimenin 18,3 milyar doları 3 Ağustos – 28 Eylül günleri arasında yaşandı. Şu an Merkez Bankasında ölümlük kalımlık net rezervimiz ne kadar biliyor musun;

Merkez Bankasının net rezervi yılbaşından bu yana 4,5 milyar dolar azalarak 26,4 milyar dolara indi. Toplam borç; 466 milyar dolar.

KRİZİN MERKEZ BANKASI DÖVİZ REZERVİNE ETKİSİ (Milyon Dolar)

Tarih                                          Altın              Döviz              Toplam
3 Ağustos 2018                      22.125           80.793            102.918
28 Eylül 2018                         17.666           66.989            84.655
3 Ağustos-28 Eylül
değişim –                              -4.459                -13.804           -18.263

Durum parlak değil. Üretmeden, çalışmadan, alın teri dökmeden, planlamadan, gayret göstermeden yaşamanın bize gösterdiği şey şudur “El parası ile gerdeğe girilmez”. Türkiye bu iktidarla çalışmadan yaşamayı öğrenmiş ve denemiş ve aynı atalarının yaptığı gibi bir “Lale Devri”’ni yaşamıştır. Doğal olarak size bu lale devrini yaşatanlar karşılığında “Sülale devri”’ni (Damat hazinenin başında, eş dost bakan, eski bakanın kızı, dünürün arkadaşı sarayda, çocuğun okul arkadaşları genel müdür) talep etmiş ve bu ülkeye yaşatmıştır (Mustafa Balbay’ın “lale devri değil sülale devri” adlı kitabını okumanızı isterim).

Bakın aklınızı başınıza toplamazsanız; aynen Osmanlı’da olduğu gibi bir sonla karşılaşırsınız. Biliyorsunuz; 1718-1730 yılları arasında yaptıkları, Osmanlı İmparatorluğundaki yaşam biçimini değiştirme etkinliklerini Lale Devri olarak tanımlar. Ahmet Refik de bu dönemi anlatan kitabına “Lale Devri” ismini verir ve bir süre sonra bu dönem Lale Devri olarak anılmaya başlar.

Lale devri neyle biter biliyor musunuz; “Patrona Halil İsyanı” ile. İran savaşı sırasında Sultan’ın, fethedilmiş kaleleri para karşılığı sattığı söylentisi üzerine, halktan Sultan’ın sefere çıkması isteği gelmişti. III. Ahmet, göstermelik bir sefer alayı düzenledi. Halka yalan söylemek alışkanlık haline gelmişti. Akşam olunca kayıklarla saraya geri döndü. Bu durumun anlaşılması bardağı taşıran son damla oldu.

Halkın büyük bir kısmı zor durumdayken İstanbul’da bazı devlet büyüklerinin rahat bir yaşam sürdürmeleri, eğlenceye düşkünlükleri huzursuzluklara sebep oluyordu. Ve sonunda isyanlar başladı ve Osmanlı devletinin çöküşüne kadar bu yol devam etti.

Gelin yol yakınken dönelim. Bu ülkeye bir daha “Lale Devri” ya da “Sülale Devri” yaşatmayalım. İnanın bana;

“Son pişmanlık fayda etmez…!”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ