Reklam
Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 3,66 / Satış: 3,67
€ EURO → Alış: 4,32 / Satış: 4,34

Müsait Olduğunuzda Bizi Sever misiniz?

Yüksel Coşkun
Yüksel Coşkun
  • 07.08.2017
  • 269 kez okundu

Saygıdeğer Okurlar,

Çocuk içeri girer girmez neşeyle bağırdı;

Anne biliyor musun bugün yuvada ne oldu?

Görmüyor musun? Telefonla konuşuyorum.

Herkesin sevdiği şey birbirine benzemiyordu. Annesi telefonu, babası arabayı seviyordu.

Her şey erteleniyordu, telefon ve araba söz konusu olduğunda… Bir de eve misafir gelecek oldu mu kendisine hiç yer kalmıyordu.

Nerelere gitseydi? Annesi kapattı telefonu.

Mutfaktan tencere sesleri geliyordu. Koşarak yanına gitti:

Çocuk en sevimli halini takınarak “sana yardım edeyim mi?” dedi,

Annesi manalı manalı baktı:

Hayırdır? Bir yaramazlık mı var? Bak bir de seninle uğraşmayayım. Çok yorgunum zaten.

Yorgunluk nasıl bir şeydi? Bazen elinde oyuncağıyla uykuya daldığında anneannesi oyuncağı yavaşça elinden alır;

“Nasıl yorulmuş yavrucak. Uykunun gül kokulu kolları sarsın seni” diyerek alnına bir öpücük konduruverirdi.

Yorgunluk gül kokulu bir uykuya dalmaksa eğer, neden annesi kendisiyle böyle kızgın kızgın konuşuyordu.

Anneciğim yorulduğun zaman gül kokulu uykulara dalarsın. Anneannem öyle söylüyor.

Uykuya dalayım da, gül kokuları eksik kalsın. Yorgunluktan ölüyorum.

Bu kelimeden nefret ediyordu.” Yorgunum, yorgun olduğumdan, böyle yorgunken”.. .

Anneciğim sen yorulma, diye…

Yemekte konuşuruz çocuğum. Bankada işler yetişmedi. Baban gelene kadar bunları bitirmem lazım.

Hadi sen oyna biraz.

Hani siz yoruluyorsunuz ya…Eeee… .Bende oynamaktan yoruluyorum. Ne yapayım bilmem?

Büyükler, yapılmaması gerekenleri biliyordu da, yapılması gerekenleri hiç bilmiyorlardı.

Işıklar söndü birden.

Annesi öfkeyle söylenmeye başladı.

Mum da yok! diye diye karıştırdı dolapları el yordamıyla.

Çocuk sırtüstü yatıp, anneannesinin köyünü düşündü.

Gaz lambası ışığında deli tavşan masalını anlatışını,

Deli tavşanın duvardaki aksini getirdi gözlerinin önüne,

Anneannesi gibi iki ellerini birleştirip işaret parmaklarını yukarı kaldırarak tavşan kafası yaptı.

”Bak deli tavşan” diyerek parmaklarını oynattı. Yoldan geçen arabaların farları duvardaki tavşana yol açtı. Tavşan alabildiğine hür dolaştı sağda solda. Otlarla kuşlarla konuştu. Sonra yorgun düştü. Duvardaki görüntü minik avuçların açılmasıyla kayboldu. Kolu yavaşça kanepeden aşağı sarktı.

Sonra ışıklar geldi.

Kadın çocuğun hiç konuşmadığını akıl etti.

Birden kanepeye koştu. Küçücük dizlerini karnına doğru çekerek uykuya dalmıştı.

Masanın üstündeki dosyalara baktı iğrenerek. Dindirilmez bir pişmanlık doldurdu içini.

Uyandırmaktan korka korka küçük alnına bir öpücük kondurdu.

Çocuk sanki bir ipucu bekliyormuşçasına aralanan gözleriyle mırıldandı;

“İŞİN BİTİNCE BENİ SEVER MİSİN ANNE? dedi.

Kadın, sevilmek için randevu alan çocuğuna bakarak sabaha kadar ağladı.

Evet, saygıdeğer okurlar,

Bu hikayeyi, sevgi ortamının kaybolduğu, insanların en ufak olayda dahi patlamaya hazır ve ülkenin gün geçtikçe kamplaşmaya gittiğini herkes gibi gözlemlediğim,

Ve kendimi, sorumlu bir fert olarak gördüğümden, bazılarının artık uyanmaları gerektiğini hissettiğim içindir.

Son yıllarda iktidar güçleri olmasına rağmen halkını değil kendi ve yandaşlarını seven yöneticilerimizin ülkeyi getirdikleri durumu üzülerek gözlemlemekteyiz.

Biz sizleri seviyoruz, amacımız hizmet diyerek, açığa çıkan yolsuzluklara rağmen, kendi zenginlerini korumaya ve devleti soymaya devam etmek istenmesi, bu ülke insanını ne kadar sevmektir.

Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra, çalan değil çaldırmayan, dürüst ve toplum menfaatlerini ön planda tutan şeffaf yönetim anlayışları, bu ülkede yaşayan tüm vatandaşların en büyük özlemidir.

Bu yüzden, ülkenin geleceği adına, artık tüm siyasi partilerin bu anlayışı benimseyerek doğru işler yapacak dürüst insanları yönetimlerde söz sahibi yapmaları gerektiğidir.

İnsanlarımız gün geçtikçe yaşamlarındaki zorlukları hissetmekte çoluk çocuğu ile aç kalmaktadır.

Dışarıda yaşananlar ile sokakta gezen insanların yüzlerindeki ifadelerinin hayra alamet olmadığını üzülerek görmekteyiz.

Borçlarından dolayı yaşamlarına son vererek veya cinnet geçirip ailesini ve kendini öldürenler arka arkaya ulusal basında yer alırken,

Ülkenin en büyük kanayan yarası olan işsizlik çığ gibi büyürken,

Üniversiteleri bitiren gençlerimiz ıssız ve kuytu köşelerde kara kara düşünürken,

İstihdam yaratan köklü kuruluşlar, kriz içine düşmeleri nedeniyle bir bir üretimlerini durdururken,

Ülkenin gündemini farklı konulara taşıyıp, halkımızın yaşadığı zorlukları göz ardı ettirmeye çalışarak kendi ve yandaşlarının rantları kesilmesin diye,

%99’u Müslüman bir ülkede biz dürüstüz diyerek, yıllardır emanet edilen devletin gücünü oy için kullanmak aynı düşüncede olmayanları korkutup sindirmek ne kadar samimi bir davranış ve nasıl bir Müslümanlık anlayışıdır?

Saygılarımla,

ANLAYANA SİVRİSİNEK SAZ
ANLAMAYANA DAVUL ZURNA AZ

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ