Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,36 / Satış: 5,38
€ EURO → Alış: 6,07 / Satış: 6,10

“Ne felsefesi Kemal bey…çöküyoruz farkında değil misiniz…!”

Fatih Ertürk
Fatih Ertürk
  • 20.09.2018
  • 368 kez okundu

Siyasette liderlerin sarf ettiği sözleri bir araya toplayan bir sözlük yapılsa enteresan bir görüntü ortaya çıkardı; “Yollar yürümekle aşınmaz”, “Anayasanın bir kere delinmesiyle bir şey olmaz”, “Herkese iki anahtar”, “Oğlum sıfırladınız mı”. Buna bir de şimdi CHP genel başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun son parti meclisinde söylediği ileri sürülen sözü eklendi. İlginç bir yaklaşım biçimiydi. Kendisini eleştirenlere karşı söz alan sayın Kılıçdaroğlu; “Bana diyorlar genel başkanlığı bırak. Niye bırakacak mışım bu işin bana bir felsefesini anlatın” diyordu.

Aslında bu sözler Türkiye’de siyasetin neyin uğruna yapıldığını ya da neyin uğruna yapılmadığı açık olarak gösteren ve ortaya koyan sözlerdir. Siyaset ülke ya da o ülkede yaşayan yurttaşların geniş çıkarları, beklentileri ve ülkenin mutluluğu ve refahı üzerine yapılsaydı bu işin “felsefesini” tartışmaya çok fazla da gerek yoktu. Ama siyaset sadece kişilerin kısa dönem ikbal ve kişisel iktidar beklentileri için yapılıyorsa bunu uzun uzun anlatmak ve bunu bir felsefeye oturtmak gerçekten son derece önemli. Çünkü artık felsefe; kavram olarak neyin nereden doğduğunu, neyin neye göre anlamlı ve var olduğunu anlatmak yerine nereyi niçin bırakamayacağını açıklamak noktasına doğru evrilmeye başladı.

Türkiye tarihinin en büyük krizini yaşıyor. Öyle üç günlük, beş günlük bir kriz değil bu. Maliyeti sanılandan çok daha yüksek olacak. Hem ekonomik, hem sosyolojik, hem de politik anlamda. İşsiz sayısı bakmayın siz ahkam kesenlere 10 milyona dayanmış durumda. Önümüzdeki dönem kitlesel işten çıkarmalar ve sektör çöküşleri başlayacak. Konkordato artık ekonominin bir yönetilme aracı haline gelecek.

Doğrudan damat beye yani Berat Albayrak’a bağlanan TÜİK son bir rapor yayınladı. Yayınlanan rapora göre 81 milyon kişinin 54 milyonu borç batağında. Yaşlıları ve çocukları çıkın durumun tırpanlanmasına rağmen ne kadar trajik olduğunu anlarsınız. Yine TUİK’e göre Türkiye’de kişi başı yıllık ortalama gelir 21 bin 577 lira. Yani 3 bin 424 dolar. Aylık 285 dolara geliyor bu. Bu da yaklaşık bin 798 lira.

Bakmayın siz öyle kişi başına düşen milli gelirin 10 bin dolar falan denmesine. Asgari ücretin bin 600 lira olduğu bir ülkede, emekli maaşının ortalama bin 500 lira olduğu, iyi çalışan bir personelin 2 bin 500 liradan fazla para alamadığı bir ülkede yıllık gelir nasıl 10 bin dolar oluyormuş. Geçeceksin bunları. Ayda eline geçen net asgari 5 bin 250 lira ücreti olan kaç kişiyi tanıyorsunuz.

Peki Türkiye’de 3 bin 424 dolar olan yıllık gelir dünyada nasıl derseniz şöyle; örneğin Lüksemburg kişi başına düşen yıllık gelir yani Gayri Safi Yurtiçi Hasıladan kişi başına düşen pay 100 bin dolar. Yani aylık 8 bin 300 dolar. Hani bizi dünya lideri kabul edip uçak gönderen Katar var ya. Yazık! Yerlerde sürünüyor garibanlar. Yıllık kişi başına düşen net geliri 97 bin 967 dolar. Yani aylık kişi başı gelir 8 bin 167 dolar. Yani 51 bin Türkish lira civarında.

Hemen kıskanmayın şükredin bizden daha kötüleri var. Mesela; Arjantin, Libya, Meksika, Guatemala bizden iyi durumdayken hemen altımızda Lübnan, Venezuela ve Botsvana (Afrika ülkesi) var. O da yıllık gelirimizin 10 bin dolar olduğunu kabul ederseniz. Yani amiyane tabirle “yerseniz”. .

Ülke çökmüş, fabrikalar kapanmış, 10 büyük firma konkordato ilan etmiş, Teknosa, Hotiç, Yeşil Kundura gibi dev markaların da aralarında bulunduğu 20’ye yakın büyük firma sallanıyor. İnşaat şirketlerinden Rönesans gibi bir dev, ya da Ağaoğlu gibi iktidardan semiren büyük firmalar işi bırakma noktasına gelmiş, 466 milyar dolar yurt dışına borç birikmiş, bir kısım yurttaş hala “Bize şuradan saldırdılar, buradan saldırdılar. Kimse bizi sevmiyor, dev ülke olmamızı istemiyor, uçtuk, kaçtık, zıpladık ama hazmedemediler” gibi pembe yalanların etkisinde.

Ekonomik kriz tam bağımsızlık ülke emelimizi her gün biraz daha kemiriyor. Kapitülasyonların yeniden gelmesi, başta turizm bölgelerimiz olmak üzere ülkenin para eder yanlarının uluslararası sömürgecilere peşkeş çekilmesi gibi garip çözüm önerileri kulaktan kulağa fısıldanıyor. Ülkenin bölünerek kurtulacağını dile getiren hadsiz hainler bile var. Kıbrıs’tan vazgeçmemiz, Doğu Akdeniz’deki doğal gaz ve petrol arama sahalarından hak iddia etmememiz durumunda ekonomik yardım sözü veriliyor, İMF’nin Türkiye’ye geliş şartları şimdiden madde madde sıralanıyor. Ne ücretlerin enflasyona göre arttırılması (hatta İMF Türkiye’de emekli maaşlarını bile yüksek buluyor) , ne sosyal yardımlar (Bakalım AKP’liler hep beraber, bizimle beraber batınca ne yapacak), ne ilaç ne de sağlık desteği kalacak.

Bütün bu koşullar altında bile hala halkın ağzından “İyi ki CHP var, iyi ki sayın Kılıçdaroğlu var alır bizi düzlüğe çıkarır” şeklinde bir tek söz duyan var mı. Halk inim inim inlerken, demokrasi yerini diktatörlüğe ve tek adamlığa bırakırken, ülke bir emirlik-sultanlık gibi idare edilirken milletvekilleri listesini “Nasıl olsa seçim sonrası kurultay toplanacak bari parti elimden gitmesin” ucuzluğuyla yapıp 129 kurşun asker vekilden “Kurultay olmasın” diye imza toplamak gibi bir ayıba imza atan başka kim var. Yüzde 22’ye düşen oylara bakarak “İyi oldu kendimizi kurtardık” diye düşünen başka bir siyasi oluşum var mı.
Peki halkta “Kurtar bizi Kemal” diye bir çığlık duyan var mı.

Sizin genel başkanlığınızı bırakmamak ile ilgili ne gibi bir hesabınız var bilmiyorum. Beni de ilgilendirmiyor.

Ancak…!

“Ne felsefesi Kemal bey…çöküyoruz farkında değil misiniz…!”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ