Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 4,03 / Satış: 4,05
€ EURO → Alış: 4,96 / Satış: 4,98

Orientis Apicem Pulcrum; “Doğunun Kraliçesi…!”

Fatih Ertürk
Fatih Ertürk
  • 14.12.2017
  • 731 kez okundu

Kudüs’ten sonra dünyanın ikinci kilisesi burada kuruldu. İsa’nın öğrencilerine ilk kez burada bir daha değiştirilemeyecek biçimde “Hristiyan” adı verildi. Yeryüzünde yatağına ters akan tek nehir alan “Orontes” (Asi çocuk) kıyısındaydı. Göz kamaştıran güzelliğiyle adı Orientis Apicem Pulcrum; yani “Doğunun Kraliçesi”’ydi.

Tarihi Anadolu kadar eskiydi. Milattan Önce 8 bin yıllarından beri bölgenin doğasıyla, kentleriyle bir cennet bahçesi oldu. Hititlerin; Tell-Tayinat (Güzelliğin yüzü) adını verdiği kent aynı zamanda daha Avrupa kültürü var olmadan dünyanın en önemli ticaret aksı üzerindeydi.

Amissos (Amik Ovası); tabletlerde anlatılan biçimiyle “Yere taş atsan yeşerecek” bir doğurganlıkta ve berekette bir ova parçasıydı ve Doğunun Kraliçesinin altın gerdanlığı gibi bölgede parlıyordu.
Mısırlılar, Hurriler ve Hititler kısa önemlerde bu eşsiz Kraliçeye sahip olmak istediler ama o hiç kimseye yar olmuyordu. Gelen büyüsüne kapılır kapılmaz yerini bir başkasına bırakıyordu. Suları Büyük İskender’in deyimiyle; “Ana sütü gibi temiz ve tatlıydı”.

Asurlular ve Babil’iler Kraliçeyi bir anlık avuçlarında tutabildi. Persliler, denizden “Asi Çocuk” Orontes nehrini kullanarak deniz kıyısından 30 kilometre daha içerideki Kraliçenin (Antakya’nın bugünkü köprünün bulunduğu yer limandı) kollarına atıldı. Ancak, Makedonyalı Büyük İskender, şöhretini ve ününü duyduğu bu kent için Pers Kralı Darius’la 20 gün 20 gece süren bir savaştan sonra Doğunun Kraliçesine sahip olabildi.

İskender, Kraliçenin hemen yanı başında olan ancak onun kadar güzel olamasa da suları için “Ana sütü” kadar tatlı tabirini kullandığı ve daha sonra kendi adına ithafen (İskenderun) adını verdiğini deniz kıyısındaki daha küçük bir yerleşim yerine adını verecek kadar sevdi buraları. Ama asıl güzel olan Doğunun Kraliçesi için çok kan dökülüyordu.

Yine de zaman içinde Doğunun Kraliçesinin gerçek anlamda ilk sahipleri; Suriyeliler, Makedonlar, Atinalılar, Giritliler, Kıbrıslılar, Antigonia’nın eski sakinleri, Argiveler ve Haraclidler (ki bunlar Silpius ile Daphne civarının eski sakinleri idiler) bir kısım Yahudi ve emekli askerden oluşan heterojen bir topluluk oldu.

Doğunun Kraliçesi kendini en sonunda sadece Romalılara teslim etti. Bu kent gün geldi tüm Romanın güzelliği ve çekiciliği ile sayı duyduğu kendi tanrıçasını “Tyche”’yi (Tike), yani “Doğunun Kraliçesinin Tanrıçasını” tüm yeryüzüne kabul ettirdi. Adına öyküler, mitolojiler yakıldı.

Bir de Daphne vardı tabi Kraliçenin en güzel kızı Prensesi. Bir sunak adandı Daphne’nin yaşadığı bu kentin en yeşil, şelalelerle süslü suların yeşille dans ettiği bu güzel mesire yerine. Romalılar burada Daphne ile Apollonun yaşadığı büyük aşkı anlatıyorlardı. Daha doğrusu kara sevdayı. Mitolojiye göre; Apollon Daphne ’ye aşık olmuştu bu “Anaların sütü kadar tatlı olan pınarların ” bulunduğu cennete. Ancak Daphne sürekli kaçıyordu Apollondan. Tanrı Apollon ise öfkelenmeye başlamıştı Daphne ‘ye. Çünkü Apollonun aşkına cevap vermiyordu bir türlü.

Çok öfkelendi bir gün Apollon Daphne ‘ye. “Sana öyle bir ceza vereceğim ki” dedi Daphne ‘ye. “Senin gölgenin güzelliğinde serinliğinde ve kokusunda oturan insanlar kendinden geçecek, ancak senin öyle bir yemişin olacak ki ağzına değiren zehir tattım sanacak”.

Dediğini yaptı Apollon. Daphne’yi siyah yemişleri ve yemyeşil kokulu yaprakları olan bir ağaca çevirdi. Yıllar yılları kovaladı “Defne” dediler sonra bu ağaca. Gerçekten de yaprağı, dalı ve yemişi şifaydı insanlara. İmparatorlar çelenkler yaparak başlarına taktılar yapraklarını. Ancak kimse ağzına koyamadı o siyah yemişini. O kadar acı ve o kadar tatsızdı.

Dünyanın en büyük ikinci kenti oldu Roma döneminde, Roma’dan sonra ve Mısırdaki İskenderiye’den önce. Oturduğunuz ve yaşadığınız kentin kültürü ne derseniz işte bu. Antiochia adını alan bu kentin güzelliğinde kuruludur Hatay. Tell-Tayinat (Kırıkhan), Defne ya da Daphne (Harbiye), Selevkia – Pieria (Samandağ) bize tarihin en güzel hediyelerinden biridir.

Unutmayın ki yaşadığınız kent size tarihin torunlarınıza bıraktığı mirasın emanetidir. Hıyanet etmeden yaşamak varken…Kıymetini bilin…Ne demişlerdi bize; “Orientis Apicem Pulcrum”….

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ