Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,32 / Satış: 5,34
€ EURO → Alış: 6,09 / Satış: 6,11

Uluslararası Münasebetlerde Güçlünün Hukuku

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 17.10.2018
  • 193 kez okundu

Coğrafyamızda siyasetçilerin yaptıkları açıklamalarda gerçekleri tam yansıtmadıkları inancı vardır. Bazı olayların ve seyirlerinin gizli tutulduğu sanılır. Dış politikada, bu daha da yoğunluk kazanır.

Dış politikada olayların daha ziyade sükûnetle izlenmesi, hamlelerin dengeler üzerine oturtulması tecrübeli diplomatların ortak görüşüdür.

Dünyanın muktedir devletleri elde ettikleri geniş imkânlar sayesinde çıkarlarına uygun şekilde ataklar, hamleler, manevralar düzenler, netice odaklı altın vuruşu gerçekleştirirler.

Aylardır gündemimizi meşgul eden ve son zamanlarda sarsan Rahip Brunson olayı tipik muktedir bir ülkenin güç gösterisinin güncel örneğidir.

Hakkın eğilmesi, hukukun bükülmesi, adaletin çiğnenmesi muktedirlerin umurlarında olmaz. Onlar her şart ve koşulda vatandaşlarını dışarda korumayı ve sahiplenmeyi itibar korunması olarak görürler. Vatandaşlarının her hangi bir yabancı ülkede alı koyulması kendi devletlerine karşı planlı bir tertip, programlı bir saldırı olarak görürler.

Öte yandan bazı hırslı dünya liderleri açıktan göstermeseler de, inceden inceye kendi aralarında tıpkı içerde siyasi parti liderlerinin rekabet ettikleri gibi birbirleriyle de rekabet ederek güçlerini gösterirler.

Gerek ABD, gerekse Almanya’nın bu konuda ülkemizde kendi vatandaşları için yüksek yoğunluklu diplomatik ve siyasi trafiğinin açtığı yol, hapishaneden özgürlüğe uzandı.

Cumhurbaşkanımızın yüksek perdeden casuslukla suçlanan bu yabancı vatandaşların asla salıverilmeyeceğini en ağır cezalara çarptırılacağını beyan etmesine rağmen tersinin yaşanmış olması, aklımıza bazı soruların izlerini bırakıyor.

Eğer onlar suçluysa neden salıveriyoruz, eğer suçsuzsa neden içeri tıkıyoruz?

Doyurucu cevapların verilemeyecek bir zaman diliminin içinde bulunduğumuz gerçekliğinin farkındayım. Yetkililerin meselenin ruhuna uygun doğruca açıklama yapmaktan kaçınacağını tahmin etmek de zor değil.

Bir de yetkililer haricinde akıldan izandan nemalanmamış bir takım medya gurubu var. Bu bir takım medya yalanı-dolanı parlatıp yaldızlı ambalajlara saran sahtekâr tüccarlar gibi utanmazca pazarlayıp insanları kandırıyorlar.

Halimizi bizden daha iyi çözümlemiş muktedir devletler, emellerine ulaşma fırsatlarını nasıl yaratılabileceğini, ne tür oyunlar kurulacağını, hangi etkin gücün ne zaman devreye geçirileceği derslerini iyi öğrenmişler. Doğrusu ülkemizde yaşadığımız olumsuz yapısal sorunların ağırlığı altında debeleneceğimizi kestirmişler.

Bir ülkede siyasetçiler, hukukçular, medya en iyiye sahip olma hedefini, bencil bir tavır fukaralığına dönüştürür ve mücadelelerinde hukukun üstünlüğü inancını yerleştiremezler ise oluşan kapsam boşluğundan birileri gelir fırsatı ganimet olarak kullanır.

Bu fırsatın dönüşümünü aylar önce Almanya ile Deniz Yücel davasında gördük. Aynı şekil Büyükada’da tutuklanan diğer Alman vatandaşlarının salı verilmesinde tezahür etti. Suçlama yüksek dozda ağırdı. Casusluk suçlamasıyla dava açılmıştı.

Cumhurbaşkanımız o günlerde de casusluk suçlamasının en ağır şekilde cezalandırılacağını sıkça dile getiriyordu. Almanya ile neler yaşandı bilinmez Deniz Yücel serbest bırakıldığı gün kaşla göz arasında özel uçakla Almanya’ya uçtu.. Tıpkı birkaç gün önce Rahip Brunson’un uçtuğu gibi.

Yıllar önce Mülkiye’de Devlet yönetimine aday öğrencilere okutulan en önemli derslerin başında “siyaset metodolojisi” gelirdi. Türkiye’nin dört bir yanından başkente gelmiş ve genel aile terbiyesinde yetişmiş delikanlılara ve genç kızlara, hak savunmasının cesareti ve incelikleri öğretilirdi.

Uluslararası ilişkilerde müzakere dersi anlatılırken, liderlerin sinsice kurdukları tuzakları zarif tavırlar gibi sunmanın tertipçiliği de öğretilirdi. Demir yumrukların kadife eldivenin altında gizli tutulduğu hep hatırlatılırdı.

Dünyanın güçlünün ekseni etrafında döndüğünü, gücünün yetmediği yerde böbürlenmenin hiç işe yaramadığı, ters etki yaptığı ve itibar kaybına sebep olduğu, verilen derslerin başındaydı

Ülkeler arasında temasların siyaset metodolojisinin usullerine uygun olarak yürütülmesi gerektiği, görüntüyü bir yana bırakıp gerçeğe yönelik netice almanın pek görünmeden perde gerisinde daha yaratıcı ve verimli olduğu nakış işler gibi işlenirdi.

İnce nakışlı diplomasiyi terk etmiş, boru diplomasiye geçiş yapmışız.

Lakin borumuzu da pek duyan yok çünkü, pek ötmüyor.

i.karaoglan@superonline.com

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ