Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,68 / Satış: 5,70
€ EURO → Alış: 6,56 / Satış: 6,59

Yaşamı değiştiren, devrimleri bile getiren anlayış farkıdır…!

Fatih Ertürk
Fatih Ertürk
  • 07.06.2018
  • 608 kez okundu

Hafta başından itibaren Muğla’daydım. Türkiye’nin önemli bir turizm merkezi ve doğa harikası bir kent. 13 ilçe’ye, bin 480 kilometre uzunluğunda sahile sahip. Ve kıskanılacak bir yerel yöneticiye Büyükşehir belediye Başkanı Dr. Osman Gürün’e sahip. Uygunsuz yapılaşmaya, çirkin binalara, imar kirliliğine karşı direnen bir “aslan sosyal demokrat”. Muğla halkı hep arkasında olmuş. 3 dönemdir birlikte mücadele ediyorlar. 4. Döneme doğru hızla yol alıyorlar.

İnsanın gerçekten kıskanası geliyor. Oradaki Anadolu’nun özü yörük insanları, uygarlığa ve çağdaşlığa inanmış çoğunluğun; iktidarın “Sizin belediye başkanız CHP’li” diyerek neredeyse bir lira bile yatırım yapmadığı, yaz ayları nüfusu 5 milyona ulaşan, Bodrum, Datça, Yalıkavak, Akyaka, Gündoğan gibi insanların gündüz bile rüya görmeye devam ettiği, bir hisseli harikalar kumpanyasında rol oynamasını kıskanmamak mümkün değil. Örneğin bir 5 Haziran çevre gününde düzenlenen konferansa katılanların sayısı salona sığmıyordu. Eskişehir’de başlayan yerel sosyal demokrat devrimin öncüleri dikkatinizi çekerse hep CHP’nin kendi çocukları. Aydın’da öyle, Muğla’da öyle, İzmir’de öyle, Edirne’de öyle.

Muğla halkının ürettiği hiçbir şey israf olmuyor. Bal üretiminden, Mandalina’ya, Kiraz’dan Mısır’a her şeyin bir talep edeni var, bir müşterisi var. Biraz derme çatma da olsa; yollarda Yörük efsanesi gözlemeden başlayan, saç kavurmadan biten menüleri ile yol başı lokantaları dizilmiş durumda. Mutfağı biraz Ege, biraz Akdeniz. Hem acı ile araları iyi hem de denizden topladığı otlarla güzel yemekler yapıyorlar. Yani halk mutlu, yöneten mutlu, yönetilen mutlu. Çünkü akılla kültürü bir araya getirip bir harikalar diyarı yapmışlar. Yine Akyaka ve Azmak deresine döneceğim. Düşünebiliyor musunuz turizm merkezi Akyaka’daki otellerin toplam mimarı 3 kişi. Bütün binalar tek katlı ve Osmanlı-Selçuklu imzası taşıyor. Eski mimari tarzında yapılmış, yüksekliği bir bina boyunu geçmeyen, doğayla uyumlu, yapımında önemli miktarda ahşap kullanılmış, içine girdiğinizde insana huzur veren yapılara sahip.

Türkiye’de gerçekten çağdaş ve uygar yerel yönetim modellerinin arkasında çekirdekten, kökten yetişmiş sosyal demokrat yerel siyasetin öncüleri var. Kibre kapılmadan, uygar dünyayı tanıyan, çağdaş ve modern yaşamın gereklerini yerine getiren, insanını zengin ve mutlu yaşatmayı bilen, çevreci, alt yapısı güçlü yerel yönetim modeli.

İnsan kıskanıyor demiştim. Neden kıskanıyor biliyor musunuz. Benim doğduğum kentte de sözde (kendi deyimiyle ‘çakma’) CHP’li bir belediye başkanı var. Sular akmaz, akan suyun parasını ödeyemezsiniz, o “Doğunun Kraliçesi” kraliçesi olan 5 bin yıllık tarihe sahip, dünyanın ikinci kilisesinin bulunduğu muhteşem kentin merkezindeki köprüden burnunuzu tutarak geçmek zorundasınız (çünkü hala kentin ortasından foseptik akar), yollar delik deşiktir, 4 inancın 4 önemli temsilcilerinin bulunduğu, Anadolu’da hala yaşayan ve kendi nüfusuna mensup tek Ermeni köyü (Vakıflı) olan bir kültür merkezine sahip, doğanın en az Muğla kadar denizle iç içe muhteşem el değmemiş koylarının bulunduğu bir görkemli abide. Doğu Roma’nın eski başkenti. Daphne (Harbiye) gibi bir yeryüzü cennetine sahip bir köşe. Yaylaları, zeytin bahçeleri, Nar ağaçları, Kara Dut’u, portakal bahçeleri ile bir ütopya.

Gel gelelim kentin yaşamsal iklimini bir kenara bırakmış, yönettiği kenti bir imparatorluk ya da baba mirası gibi kabul eden, “Sarmiçi yiyek mi, katıklı yiyek mi” lafının ötesine geçemeyen, kenti yönetmek yerine milletvekilini, oda başkanını, sivil toplum kuruluşu yönetimini ve hatta muhtarı bile kendi belirlemeye yönelik bir güç gösterisi heveslisi yerel siyaset fukarası. Ve ilginçtir ki bu harikalar diyarını yaratan Muğla Belediye Başkanı Osman Gürün’ü bir kez aramayan bu alandaki siyaset erkinin bir türlü aramaktan ve destek vermekten vaz geçemediği bir isim.

Kişiselleştirmek istemiyorum ama; doğduğum kenti bu halde görmek beni üzüyor. Keşke Hatay’lıları otobüslere bindirip Eskişehir, Muğla, İzmir, Aydın gibi illere götürüp yerel yönetimin ne anlama geldiğini anlatabilseydik.

Benim anlayamadığım şey; kendi olanakları ile, genel merkezin (belki de onların çok fazla beklentilere karşılık vermiyor) açıktan destek vermeye bile üşendiği bu illerde harikalar yaratan bu insanların yanında; bu genel merkez anlayışının AKP’de eskimiş, yorulmuş, yok sayılan bir siyaset anlayışını neden getirip CHP’ye dayadığıdır. Yani aslan sosyal demokrat partililerin AKP’den alacağı ders ya da transfer edeceği belediye başkanına mı ihtiyacı var. Yasal olmayan rantın, yolsuzluğun, kirliliğin, kısırlığın, görgüsüzlüğün, kutuplaştırıcı siyasetin, ayrımcılığın kime ne yararı oldu ki şimdiye kadar.

İnanın bana; Türkiye’de yerel yönetimlerin tek kurtuluşu “Gerçek Sosyal Demokrat Belediye Başkanları”’dır. Bana inanmıyorsanız; Eskişehir’e bakın, Aydın’a bakın, Muğla’ya bakın, İzmir’e bakın, Edirne’ye bakın.

Bir de dönüp kendi kentinize bakın. O zaman anlayacaksınız….

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ