Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,78 / Satış: 5,80
€ EURO → Alış: 6,69 / Satış: 6,72

“Yeşil bağın üzümü, Yola diktim gözümü…!”

Fatih Ertürk
Fatih Ertürk
  • 09.08.2018
  • 366 kez okundu

Bazen şarkılar sizin tercümanız olur. O sözcükler sizin derdinize derman olacak çareleri size anlatır. Çekilen acılar, sıkıntılar, ihanetler, aldatmacalar, derin acılar hepsi içindedir. Yaşamınızda ikon yapıp, put yapıp baş ucunuza koyduğunuz, yollarına güller serip sizi her zaman düşünüp elinizi bırakmayacağınızı düşündüğünüz insanların bir anda acımasız ihanetine uğrarsınız. Her şeyin bittiğini, sona erdiğini, çıkış yolu kalmadığını düşünmeye başlarsınız. Ancak herşeyin en karanlık zamanında, yani şafağa en yakın koyu karanlıkta bir ışık, bir umut yeşerir bir gez-göz-arpacık uzaklığında. Hep bu umuttur size yaşama bağlayan.

Ülkenin içinde bulunduğu hal biraz da böyle. “Biri sizi bir kez aldatır, olabilir hata sizdedir aldanmayacaksınızdır. İçerlersiniz ama yine de katlanırsınız. Biri sizi ikinci kez aldatır yavaş yavaş karşıdan çok kendinize kızmaya başlarsınız ben bu kadar saf mıyım diye söylenip durursunuz. Biri sizi üçüncü defa aldatırsa artık çare yok hatanın tümünü kendinize yazıp ben ne aptalım diye düşünürsünüz”. Peki biri sizi tam on beş kez aldatırsa ve siz aldanmaya devam edersiniz bunun adı nedir Allah aşkına.

Ülkenin yıkıma uğramadan önceki son hali bu. Şöyle bir hafızanızı zorlayın. İsmet Paşa (İnönü) Lozan’ı imzalamak için yurt dışında. Mustafa Kemal Atatürk ülkenin içinde bulunduğu son durumu anlatabilmek ve İsmet Paşa’dan memleketi unutmamasını isteyen bir mektup yazar mektup aynen şöyle; “Bütçemiz, gelirimiz yetersiz. İktisadi çıkmazdan kurtulmak için geliştirdiğim bir düşüncem var. Bu düşünceyi günü gelince konuşuruz. Hedefimiz milli iktisat, bağımsızlığın sürekli olması için iktisadi bağımsızlık temel ilkemiz olmalı. Osmanlı bu gerçeği geç fark etti. Fark ettiği zaman çok geç kalmıştı. Cumhuriyet’e uygun bir anayasaya gerek var. Bu zor durumdan nasıl çıkılabileceğini gösteren ne bir örnek var önümüzde, ne de bir deney. Ama yılmamak, ucuz, geçici çarelerle yetinmemek, halkı kurtarmak için sorunları çözmek, kalkınmak, ilerlemek, milli egemenliğe dayalı, uygar ve özgür bir toplum oluşturmak, yüzyılımızın düzeyine yetişmek, kısacası çağdaşlaşmak, bu büyük ideali tam olarak başarmak zorundayız. Bu ana kadar bu ideali koruyarak geldik. Bundan sonra daha hızlı yürümek zorundayız. Bunun için gerekli yöntemi, yolu birlikte arayıp bulacağız. Yoksul ve esir ülkelere örnek olacağız. Kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu. Bu büyük görevin ağırlığını ve onurunu seninle paylaşmak istedim. Allah yardımcımız olsun!”

Büyük Atatürk’ün dediği gibi “bilerek ya da bilmeyerek ihanet içinde olan” bir yıkıcı anlayışa karşı topyekun bir mücadele artık kaçınılmaz. Yani; “kaderin bizim kuşağımıza yüklediği kutsal bir görev bu”. Peki başarabilecek miyiz. 600 milyar dolar dış borcun olduğu, 10 milyon kişinin işsiz ve iş aramaktan vazgeçmiş bir biçimde dolaştığı, kişi başına düşen aylık gelirin 250 dolara kadar gerilediği, halkın yüzde 36’sının yoksul ve aç olduğu, yine halkın yüzde 65’inin devlet desteği olmadan ayakta duramadığı, 150 bin dolar milyonerine karşılık 50 milyon insanın çaresiz ve yarı aç bırakıldığı bir ülke düşleyin. Ki herkesin ortak görüşüne göre de bu daha iyi günlerimiz. Devletten avantasına maaş alan, çalışacak gücü olmasına rağmen çalışmayan 8 milyon kişinin militan olarak AKP adına beslendiği bir ülke düşünün.

Peki çare var mı; peki şimdi ne olacak. Peki bu ülkede namusuyla, alın teriyle, bileğinin hakkıyla yaşayan ve geçinen insanlar için bir umut yok mu. 16 yılda bu ülkede üretim ve istihdam adına bir tek çivi bile çakmayan, 100 kişinin üzerinde çalışanın olduğu bir tek fabrika bile açmayan, yol-köprü-alt geçit yapıyoruz diyerek milletin sırtına 30 yıllık borç yükleyen, “son 16 yıldır devletten çalınan para 1 trilyon dolardır” diyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu’yu haklı çıkaracak biçimde bu işlerden avantasını da sağlam alan bir anlayışın verdiği zarar telafi edilebilir mi.

İnanın bana çare yeniden Atatürk ve yeniden Cumhuriyet. Atatürkçü ve Cumhuriyetçi kadroların yeniden bu “yalan ve talan” rüzgarını estirip savuranlara karşı elini masaya vurmasıdır. Bakın sadece 1923-33 arası yani Cumhuriyetin sadece ilk 10 yılında yapılan işleri bir hatırlayın;

1924: Gölcük’te tersane ünitesi kuruldu; Devlet Demiryolları kuruldu;
İstanbul-Ankara arasında ilk yolcu uçağı seferi yapıldı; Türkiye İş Bankası kuruldu.
1925: Danıştay kuruldu; Türk Hava Kurumu kuruldu; Türk yapımı ilk planör uçuruldu;
1926: Eskişehir uçak bakım fabrikası; Alpullu Şeker Fabrikası; Kayseri Uçak ve Motor Fabrikası; Bakırköy Çimento ve Uşak Şeker Fabrikası açıldı.
1927: Bünyan Dokuma Fabrikası; Ankara-Kayseri demiryolu; Samsun-Havza-Amasya demiryolu; Bursa Dokumacılık Fabrikası açıldı.
1928: Haydarpaşa-Eskişehir-Konya ve Yenice-Mersin demiryolları yabancılardan satın alındı; 8 yılda 3 milyon kişiye temel eğitim verildi; Ankara Numune Hastanesi; Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü kuruldu. İstanbul Bomonti’de Türk Mensucat Fabrikası; Ankara-Zile demiryolu; Malatya elektrik santralı; Kütahya-Tavşanlı demiryolu; Gaziantep Mensucat Fabrikası kuruldu.
1929: Mersin-Adana demiryolu yabancılardan satın alındı. Ayancık Kereste Fabrikası; Trabzon Vizera hidroelektrik santralı açıldı,
1930: Ankara-Sivas demiryolu ulaşıma açıldı; Kadınlar belediyelerde seçme ve seçilme hakkı kazandı; Ankara-Şarkışla demiryolu; İstanbul Galata Köprüsü’nden 70 yıldır alınan geçiş ücreti kaldırıldı; Ankara Etnografya Müzesi açıldı.
1931: Bursa-Mudanya demiryolu yabancılardan satın alındı; Gölbaşı-Malatya demiryolu; 10 ilde bölge sanat okulu açıldı; Çocuk Esirgeme Kurumu kuruldu; Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası kuruldu; Türk Tarih Kurumu kuruldu.
1932: Devlet Sanayi Ofisi kuruldu; Samsun-Sivas demiryolu açıldı; Sanayi Teşvik Kanunu ile toplam 1473 işletme teşvikten yararlandı; İzmir Rıhtım İşletmesi yabancılardan satın alındı; Türkiye Milletler Cemiyeti’ne üye oldu.
1933: Eskişehir Şeker Fabrikası; Sümerbank; Adana-Fevzipaşa ve Ulukışla-Kayseri demiryolu; İller Bankası; Halk Bankası; İstanbul Üniversitesi; Devlet Hava Yolları; Ankara’da yüksek Ziraat Enstitüsü açıldı.

Yetti mi; yetmedi…

Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren, 1854’te Osmanlı Devleti’nin İngiltere’den aldığı borçtan başka, Lozan Antlaşması’na göre, Osmanlı’dan kalan borçları ödemiştir. Türkiye’nin 1938 yılı itibariyle dış borcu 236 milyon dolardır. Cumhuriyet, ilk on yılda aldığı dış borcu sanayi yatırımlarına kullanmıştır. İlk Türk denizaltısı 1939 yılında, ikincisi 1940’ta Haliç’te denize indirilmişti.
Ne diyordu o güzel şarkı;

“Yeşil bağın üzümü
Yola diktim gözümü
Ne gelen var, ne giden
Kime deyim sözümü…?”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ