Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,75 / Satış: 5,78
€ EURO → Alış: 6,33 / Satış: 6,35

Üç Silahşorlar ve Antakya Tarihi

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 25.09.2019
  • 685 kez okundu

Şarlatanlarca kadınlarımıza ilişkin verilmeye çalışılan fetva saçmalıkları gına getirecek boyutlara ulaştı.
Densizlik her geçen gün kendi rekorunu egale ediyor. Arlanması olmayan beyanat zorbaları, cehaletleri ve bağnazlıkları tavan yapan buyruklar kusuyorlar.
Neymiş efendim; kadınlar mahremleri yanlarında olmadan 90 Km. uzağa gidemezlermiş.

Yüce Yaratanı ve yarattığı kâinatı bilmeyen bir gafilin kendini bilmesi zaten beklenmez. Kendini bilmez bir varlığın din adına kendini memur görerek kadınlar hakkında ahkâm kesmesi hadsizliğin daniskasıdır.
Kâinatın ve hayatın devamlılığının mimarı kadınlardır. Kadınların bu devamlılıkta büyük ve çok ağır vazifeleri vardır. Onlar Allah tarafından ilahi faaliyet tecellisinin aziz taşıyıcısı olarak görevlendirilmiştir.

Kadınlar, Allah’ın yaratıcı kudretinin dünyadaki en mükemmel temsilcisidir.

İlahi bir armağandır, olgun erkeğin kadına olan sevgisi.. Kadının erkeğe beslediği sevgisi ise, en güçlü hayat enerjisidir.
Kadınları dillerine dolayan fetva eşkıyalarının hangi zehir akan kaynaklardan beslendiklerini tahmin edemem.

Ben, nefis terbiyesinin yüce gönüllülerinden feyz alırım.

Bunların başlarında, Mevlana Celalettin Rumi, Hacı Bektaşi Veli ve Yunus Emre gelir. Bu yücelikli insanların yazdıklarının derinlik merkezinde İnsan olma sıfatının erdemli tanımları var. Onlar; ilim, irfan dünyasında bir derya, aynı deryanın içinde de koskoca birer damlalar.

Sizlere Mevlana’nın kadınlarla ilgili küçük bir örneğini belirtmeden geçemeyeceğim.
İnsanlık mürşidi Mevlâna: “Sanki ince perdeden Hak tecelli etmiştir.” Der ve Hakk’ın Hâlikiyet sıfatının kadında tecelli ettiğini ilahi bir şekilde açıklar.

Kadını yaratıcı, hâlik olarak göstermesi, kadının duygu bakımından erkekten daha hassas, gönlü daha çok sevgi dolu, daha duygulu, daha merhametli, daha sabırlı, daha şefkatli, olduğu içindir. Çünkü kadının yaratılışındaki, Hakk’ın tecellisi olan bazı duygular erkeğe göre daha büyüktür, daha mükemmeldir.

Hanımefendiler, beyefendiler; üç silahşorlar, kâinatın aynası olan ve insan sıfatını taşıyan tüm mümtaz şahsiyetlere hürmetle yaklaşırlar.

Geçen hafta Bayan Valeria’nın en Antakyalı olmanın tanımı üzerine olan sorusunu yanıtlamak üzereyken satır sonuna gelmiş, yanıt bu haftaya kalmıştı.

Bayan Valeria; Antakyalı olmanın tanımını etraflıca anlatabilmem için birkaç pencere açmam lazım. Birinci pencere kuruluş tarihi ile ilgili efsaneler. İkinci pencere, kendine özgü olan mitolojisi. Üçüncü pencere dini inanç özellikleri.
Dördüncü pencere depremler, yangınlar, hastalıklardan kaynaklanan yıkımlar. Beşinci pencere, Fransız işgali ve ardından Türkiye Cumhuriyetine ilhak süreci. Altıncı pencere ilhaktan günümüze kadar varan süreç. Yedinci pencere, günümüzde ortak yaşam kültürü. Belki söyleşinin akışı içerisinde başka pencere açmak gerekebilir.

Aslında bana yönelttiğiniz soruların cevaplarını neşredilmiş kitaplardan bulabilme imkânınız var. Hatta sizin ülkeniz İngiltere’de bu bilgilerin çok daha fazlası var.
-Bay İsmail elbette her türlü bilgiye rahat erişebilirim, fakat benim için anlamlı olan, bire bir, yüz yüze röportaj karakterinde bilgiler elde etmektir. İnanın siz de benim yerimde olsanız çok heyecanlanırsınız. Çünkü direkt kaynaktan gelen canlı bilgiler insanı heyecanlandırır, bambaşka bir âleme götürür. Aklınızdaki anlatılarınız bizler için çok kıymetli.

Sabri ve Cemil’e dönerek; arkadaşlar unuttuğum bir husus olursa lütfen müdahale edip bana hatırlatınız. Çünkü nede olsa sıradan bir insandım; istemeyerek atlayabileceğim veya yanıldığım detaylar olabilirdi.

-O vakit birinci pencereden başlayayım. Antakya’nın kuruluşuyla ilgili farklı tevatürler var. Tarihlerle olan kısım, bizleri yanıltacak kadar birbirinden farklı efsanelerle dolu. Bazı kaynaklarda Büyük İskender’in generali Antoguenes tarafından kurulduğunu yazar. Bir başka kaynak ise Büyük İskender’in ölümünden hemen sonra imparatorluğunu paylaşan komutanlarından Seleukos kurmuştur. Bir başka kaynakta ise yine İskender’in yetenekli generali Antiochius’un havada süzülen bir kartalı izleyip yere indiği yerde kendi adını vermek suretiyle kurduğu belirtilir.
Kaynaklarda yazılanlar farklı olsa da, kuruluş tarihi ile ilgili fikir birliği içerisindeler. M.Ö 300 yılında kurulduğuna dair bilgilerde birleşiyorlar.
Yalnız size dikkat çekmenizi rica edeceğim bir husus var. Antakya şehrinin kuruluş tarihi ile ilk yerleşim tarihini birbirine karıştırmamak lazım. Lakin elde edilen bilimsel çalışmalar sonucunda M.Ö 8000 tarihine kadar uzanır. Yani bir başka değişle bu coğrafi bölgenin yaklaşık on bin yıllık yaşam mazisi var.
Çok zengin bir uygarlık merkezidir bu şehir. Bu konuda son derece cezbedici yönleri özellikleri vardı. İmrenilen nadir yerlerden biriydi Antakya. Bu sebepten dolayı birçok Krallığın, İmparatorluğun hedefi olmuştu. Kimler gelmedi ki; Romalılar,Sasaniler,Bizanslar,Abbasiler,Aksitler,Selçuklular,Haçlılar,Memluklular..İlk aklıma gelen şu an bunlar. Her bir egemenlik buraya zenginlik kattığı gibi, çok şeyler de götürdü.

Söylediklerimi dikkatlice takip eden Sabri araya girdi: Bayan Valaria, Antakya’nın tarihinde yer alan zarafetinden dolayı kadınla özdeşleştirildi ve Kraliçe payesi ile anılmaya başlandı. Doğunun Kraliçesi sıfatı tesadüfen verilmiş bir sıfat değil. Benim bildiğim kadarıyla dünyada hiçbir şehrin karakteristik özelliğinde kadın zarafeti yoktur, sadece Antakya’da var.
Sabri’nin yaptığı çok yerinde bir hatırlatmaydı. Lakin Antakya ancak tarihten gelen kadın kimliğiyle, ihtişamın zirvesinde anlam buluyordu.
(Haftaya Çarşamba devam edecek)
[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ