Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,79 / Satış: 6,81
€ EURO → Alış: 7,40 / Satış: 7,43

Ahlak ve Vicdan Nerede?

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 13.04.2020
  • 391 kez okundu

Tüm toplumlar yıllar içerisinde kendine has gelenekler yaratırlar. Bu geleneklerin bazıları zamanın ruhuyla beraber yazılı metne hukuk normlarına dönüştürülmüş. Bazıları yazılı metin olmamakla beraber toplumun ayıp saydığı ahlaki normlar kümesinde tutulmuş.

Yalan, dedikodu, kibir gibi kavramlar yazılı metinde cezai müeyyidesi olmayan ancak toplum nezdinde ayıp sayılır ve bunu yapanlara karşı mesafeli durulur.

Ahlakın normları kümesinde olan doğruluk, dürüstlük, cömertlik, iyilikseverlik, yardımseverlik gibi iyi davranışlar toplum nazarında takdir edilir, manevi ve sözel olarak ödüllendirilir.

Çocuk yaşlardan itibaren, ahlak telkin edilmeyenlerimiz yoktur sanırım.
Ahlakın, insan olmanın en asgari ölçüsü olduğunu öğrenmeyenimizin de olduğunu zannetmem.

Ahlak soyut bir kavramdır; ancak günlük insan davranışları ve ilişkileri yolu ile somutlaşır ve tüm eylemlerimizle ilgili hâle gelir. Bu bakımdan ahlak önemli, kapsamlı bir kavram ve sosyal olgudur.

Dini, siyasi, milli, ticari, mesleki ahlak yönleri olsa da, ahlak özünde bir bütündür. Dinen ahlaklı davranıp, siyaseten ahlaksız tutum takınıldığı zaman ahlaklı kişilikten bahsedilemez. Ticari yönünden ahlakı ezip, dinin ahlak normlarına yakın olduğunu göstermek, o kişinin ahlaklı olduğunun ölçüsü olamaz.

Ahlak, bir bütünlük içinde değerler ve kurallar halkalarıdır. Tüm halkaların eşit ölçüde temiz ve arı olmaları temel kıstastır.

İnsan davranışlarının çerçevesini, sınırlarını bu kıstaslar belirler. Her din ve her inanç sisteminde kurallar aynıdır.

Ahlak, bütün dünyada her inançta insanların hem ortak hasleti hem de ortak nağmesidir.

Uzak Asya’da Konfüçyüs, 2,500 yıl önce bilim, inanç ve ahlak öğrettiği okulun kapısına şöyle yazdırmıştı. “Bilim için akıl, ahlak için vicdan gerekir’’.

Aynı coğrafyanın bir başka bilgesi olan Lao-Tzu İsa’dan yine 500 yıl önce din eğitimi için tapınağa gelenleri bir soruyla karşılardı: “Kendini yönetmekten aciz olanlar, nasıl olur da başkalarını yönetebilirler?”

Yine İsa’dan 500 yıl önce Budha, tapınakların kapısına bir not astırmıştı: “Ahlak inancını idrak edemeyenler, hakikati başkalarına anlatamazlar.”

Doğunun inanç dünyasını yönlendiren bu üç olgun insan, birbirlerini tanımıyorlardı, ama aynı gerçeği kavramış olmanın örneğinde birleşebilmişlerdi.

Günümüzde maalesef siyasetin sokak kavgalarına tutuşmuş, sokağın çamuru her gün durmadan yoğruluyor.
Ahlak kaideleri, yönettikleri müesseseler, hatta bazı insanların vicdanlar bu yoğrulan çamurun içinde hiç durmadan batıp çıkıyor.

Muhtaç insanlara uzanması gereken bazı ellerin bile ahlak ve vicdanları çamura batmış vaziyette.

Duymuş ve görmüşsünüzdür; Aile ve sosyal politikalar İstanbul müdür yardımcısı makamına getirilmiş Nail Noğay isminde bir zat, çocuklarıyla beraber, açlık ve sefalet içinde acısını haykıran gariban bir kadına ‘’geber’’ demişti.

Bu ahlaksızlık ve vicdansızlık hangi mihverle izah edilebilir?

Garip gurabaya yardım etmekle mükellef olan bir kuruma, ahlak ve vicdanları çamurlaşmış kişilerin lekeleri bir ömür boyu üzerlerinde kalacak.

Bir zamanlar bir devletin yönetim ahlakı, o hükümetin hayatın şafağındaki çocuklara, hayatın alacakaranlığındaki
yaşlılara, hayatın gölgesindeki hastalara, muhtaçlara ve engellilere nasıl davrandığıyla ölçülürdü.
Bu gün, o zamanların ruhundan kopmuş vaziyetteyiz.

Yardımseverliğin erdemine siyasetin kirli çamuru sıçratılıyor.

Ahlak ve vicdanın ürünü en soylu kültürümüzün bir parçası olan; dar günlerde dayanışma şuurumuzu aşındı. Ahilik geleneğimizi yandaşlık kafesine hapsedildi.

İşkillenme denilen bir sezi, toplum olarak en muhtaç olduğumuz günde piyasaya sürüldü.

Salgın tüm dünyaya yeni tariflere zorlarken, bizde hala yardım ve dayanışma anlayışımızın birileri tarafından, müşterek ahlak ve insani değerlerle sabitlenmek istenmediği açıktır.

Birey kafasındaki ideolojik şablonlara göre yardım etmeye yelteniyorsa veya başkalarının tarafsız yardımlarına mani olmaya meyletmişse, ahlak ve vicdan duygularıyla olan akrabalık bağını kesmiş demektir.

İki bin beş yüz yıl önce Konfüçyüs; ‘’Bilim için akıl, ahlak için vicdan gerekir’’ şeklinde astığı levhayı bugün bizler, yüreklerimize kazımak zorundayız.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ