Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,12 / Satış: 6,14
€ EURO → Alış: 6,64 / Satış: 6,66

“Ankara ve İstanbul’u kazandık; peki sonra…!”

Fatih Ertürk
Fatih Ertürk
  • 22.01.2020
  • 1.212 kez okundu

31 Mart seçimlerinde gerçekten CHP; halka “yenilmez armada” olarak lanse edilen AKP’nin meşhur ve güçlü belediye başkanlarını ala aşağı ederek bir zafere imza attı.

Düşünün; İstanbul ve Ankara yerel yönetimleri; 25 yıl, 900 hafta, 9 bin 125 gün sonra AKP’den alınıp Cumhuriyet Halk Partisi saflarına geçirildi. Aslında bu büyük zafer sadece adayların doğru seçimi ya da CHP’nin buralarda doğru politikalar izlediğiyle ilgili değildi. Sonuçta halk kendi geleceğine el koymaya karar verdi ve bunu yaptı.

Peki eden halk böyle bir karar verdi…?

Çünkü;

Millet ittifakının 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde devraldığı Ankara ve İstanbul’da AKP li belediye başkanları çeyrek asır boyunca hüküm sürdüler. Bu sürenin tamamında kendi yandaşlarını gözettiler, korudular, kolladılar…Binlerce vasıfsız kişiyi ilgisiz kadrolara yerleştirdiler. Usulsüz ihaleler vererek yandaş müteahhitlerini zengin ettiler.

Yetti mi…?…

Yetmedi…!

Bu AKP’nin nimetlerinden faydalanan bu insanlar seçim sürecinde Başta Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş olmak üzere tüm muhalif adaylara hakaretler ettiler, küfürler savurdular. Hırsız dediler, yolsuz dediler, sahtekar dediler. İllet, zillet, terörist dediler. Halen daha da devam ediyorlar.

Peki halkın verdiği mücadele neydi;

Yıllarca siyasi egemenlerin doymak bilmeyen iştah ve aç gözlülükleriyle ezilen, hakkı yenilen, insan yerine dahi konulmayan diğer vatandaşlar olabilecek tüm riskleri göze alarak Millet İttifakına destek verdiler. Bu saldırılara cansiperane bir şekilde karşı durmaya çalıştılar. Korkmadan, çekinmeden sonuna kadar desteklediler.

Hakaretlere, küfürlerle, tehditlere aldırmadılar. Gözaltına alındılar, tutuklandılar, hapse atıldılar.

Hatta ve hatta işlerinden atılıp, açlığa mahkum bırakıldılar…!

Ve nihayetinde “işte kazandık” dediler

Peki ne oldu?

Belediyeler özellikle yaşamlarını bile riske ederek kendilerine destek veren bu büyük kitleyi ne yazık ki neredeyse yok saydılar.

Savunmaları şöyle oldu;

“Biz onlar gibi olmayacağız. Onlar öyle yaptı ama biz öyle yapmayacağız…!”

Tamam da peki 25 yıl boyunca ezilen, itelenen, baskı ve eziyet gören insanların hakkı ne olacak…?

O insanların yaptıkları için gelecekte hesap verme kaygıları yoksa ve dün yaptıklarını bugün de yapmaya devam ediyorlarsa size neden oy versinler ki…?

Siz nasıl olsa affedeceksiniz, siz nasıl olsa görmezden geleceksiniz, siz nasıl olsa size inanan ve güvenenleri bir defa daha arkanızda bırakacaksınız…

Bu eziyetin ardından size oy veren halkı nasıl yanınızda tutmaya devam edeceksiniz…?

Bir sonraki seçimlerde bu insanlar niye her şeyi göze alıp size tekrar oy versinler ki…?

İktidarın bir parçası olmaya aday bir parti olan Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin hızla bu konuya kafa yorup bir an önce; “yerelden genel iktidar çıkarma” yollarına bakmaları lazım…

Vakit çok geç olmadan…

(Not: Sayın Hatay Büyükşehir belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın eşi Nazan Savaş Kanal İstanbul ile ilgili sayın Savaş’ın sözlerini benden düzeltmemi istemiş. Nazan hanımı severim. Aydın, Cumhuriyetçi, demokrat ve halkını seven bir akademisyendir. Hatay halkı da onu sevmiş ve bağrına basmıştır. Sayın Lütfü Savaş’ın Hatay’ın birliği ve bütünlüğü konusunda son zamanlarda verdiği çabayı önemli buluyorum. Suriyeli sığınmacılar konusunda verdiği mücadele de takdire şayan. Ancak; bir belediye başkanının duruşu sadece verdiği hizmetlerle sınırlı değildir. Onun olaylara bakış, yorumlama ve hareket tarzı da yönettiği kentin insanlarına örnek olmalıdır. Antakya gibi tarihte ‘doğunun kraliçesi’ olarak adı geçen bir medeniyetler noktasını yürütebilmek o kültüre katkı sunmakla olur. Bu da cumhuriyetçilikten, Atatürkçülükten, uygarlıktan, çağdaşlıktan ve aydınlık bir gelecek özleminden doğar. Türkiye’yi sözde Şer’i bir anayasa yapıp yönetmek isteyen kendi kendisini Mehdi ilan eden siyaset anlayışının uydurduğu saçma sapan projelerinin peşine takılmamak gerekir. Ben sadece bunu söyledim. Sayın Lütfü Savaş’ı da kişisel olarak Antakya’nın kendine özgü dokusunun bir parçası olarak görürüm ve severim. Ama kendisine olan bu sevgi onu eleştirme hakkımı benden almaz. Bu sevgi kan bağıyla olsa bile. Saygılarımla…)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ