Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 7,55 / Satış: 7,58
€ EURO → Alış: 8,80 / Satış: 8,83

Antakya’da kültür-sanat

Antakya’da kültür-sanat
  • 25.06.2019
  • 711 kez okundu

Hazırlayan: Mehmet Karasu

Antakya Kitaplığı: Gezi’nin Güzel İnsanları/Ayşe Arman
“Görülmemiş güzellikte bir yazdı.
Daha önce görmediğimiz, göreceğimizi hiç
düşünmediğimiz şeyler gördük.
Yaşayabileceğimizi hiç düşünmediğimiz şeyler yaşadık.
Beklemiyorduk, şaşırdık.
Öyle zengin, öyle çok, öyle komik bir mizahla karşı karşıya kaldık ki, kahkahalarla güldük.
Ve ağladık, katılıncaya kadar ağladık…
Ölenler için…
Ruhları sonsuza kadar gökyüzünde gezecekler için…
Plastik mermiyi yiyip gözlerini kaybedenler için…
Günlerce komada kalıp beyin sarsıntısı geçirenler için…”
-Ayşe Arman-
Ayşe Arman, Gezi olayları sırasında ve sonrasında gençlerden sanatçılara, polislerden sosyologlara kadar konuyla ilgili olan her kesimden kişiyle yaptığı röportajlarını Gezinin Güzel İnsanları’nda topladı. Unutulmayacak bir yazın unutulmayacak bir kitabı olsun diye…

Konuk Yazar/ Öner Yağcı: Bir yaşama kültürünün bugünü
Yaşama kültürümüzün çocuklarının yarattığı “Gezi” birdenbire olmadı, kendiliğinden doğmadı… Ama yenildi, zorbalıkla, göz göre göre cinayetler işlenerek yenildi. Çünkü özünü değil adını değiştiren emperyalist projeler bu kez “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) adıyla hayata uygulanıp dünya coğrafyasında yeni sınırları belirlerken, bunun gerçekleşmesi için tüm dünyada özellikle medya aracılığıyla yaşamı kirletirken, yağmur ya da kar yerine dolar ve kâr yağdırmalar ayrıkotları gibi bitip kimilerini satın almayı başarmıştı…
Bir sevda ki
“Nazlı seher sevdaları” çok parçalanmıştır Anadolu’nun. Ama kimileri, gençliklerinin ömür alan sevdasını yok etmeye çalışanları alkışlama aymazlığına düşmüşse de umutların tükenmesi gerekmez.
Çünkü Anadolu çok görmüş geçirmiş, olmadık zamanlarda dünyanın “mazlumlarına” da kucak açmıştır. Çünkü umut arayışını sürdürenler her zaman vardır. “Dövüşenler de var bu havalarda” demişti Ahmed Arif.
“Tütünsüz, uykusuz kaldım/ Terk etmedi sevdan beni” diye türkü çığırmıştık hep.
“Karanfil Sokağı’nda” güller açmamış mıydı bir zamanlar? Yeni güller açacaktı elbet.
Ne demişti Enver Gökçe:
“Açmaz/ Açamaz/ Deme/ Açacaktır/ Elbet/ Bizim/ Caddelerimizde de/ Bayram olacak/… Namert ellerdir/ Bir bir/ Kırılacak.”
Aslolan yaşamın öznesi olmaya çalışmak
Namert elleri bir bir kırmak için ne yapmalı?
Her insan kendi birikimi, yeteneği, düşleri doğrultusunda elinden geleni yapmak zorunda…
Kendimden örnek vereyim. İlk gençliğimle birlikte beni sarıp sarmalayan sevdam ve umudum eskimedi, eksilmedi, yenilendi, çoğaldı. Devrimci bir genç, devrimci bir öğretmen olarak sürdürdüğüm savaşımı, yeni koşullar, yeni durum ışığında devrimci bir yazar olarak sürdürüyorum… Birçok kültür kurumunda emek vererek aslolanın insanın sevdasını, umudunu içinde yaşadığı koşullarda kendi bilinci, birikimi, yeteneği doğrultusunda geleceğe aktarması olduğu bilincimle eş bir yazarlığı hak etmeye çalışıyorum.
Bunu yaparken Anadolu’nun birikimini taşıyan Tevfik Fikret, Namık Kemal, Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali, Hasan Âli Yücel, Tonguç, Dinamo, Vedat Günyol, Aziz Nesin, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Kurdakul, Muammer Aksoy, Doğan Avcıoğlu, Fakir Baykurt, Emin Özdemir, Ceyhun Atuf Kansu, Bekir Yıldız, İlhan Selçuk, Uğur Mumcu, Server Tanilli gibi ustalarımızın her birine de Anadolu’ya ve Cumhuriyet’e olduğu gibi borçluluk duygumu unutmuyorum.
Yaşama katılmak
Yaşadıklarını yakın tarihten deney kazanmak, dersler çıkarmak, toplumbilimcilere “memleketimizden insan manzaraları” sunmak gibi bir işlevle de tamamlayarak yazma… Tanıklıklar ya da yaşanmışlıklardan dünü-bugünü anlama, anlatma çabası… Halk kaynağına yönelik çalışmalar… Kültürümüze, siyasetimize, edebiyatımıza katkıda bulunma derdi… Kitaplar, dergiler, kurumların etkinlikleri… Benim katacaklarım bunlar diyerek insan olma, yazar olma sorumluluğumu yerine getirmeye çalışıyorum.
Herkesin yaşama katacağı bir şey mutlaka vardır…
Yaşam bizimse…
Aziz Nesin, “sorumluyu bulmak için aynaya bakın” derdi. Aynaya bakınca ben insanım, ben yaşamın öznesiyim, ben özgür bir insanım diyorsak, üzerime düşeni yapıyorum diyorsak… İnsansak, özneysek, özgürlük âşığıysak Anadolu’da, dünyada yaşananlardan da sorumluyuz. Cumhuriyetin insana kazandırdığı erdemleri geleceğe aktarmak her kuşaktan insanın görevi, sorumluluğu…
Bertolt Brecht, “Ne yazık o ülkeye ki hâlâ kahramanlara ihtiyacı var!” demişti. İnsanım diyen herkes yaşama katılmalı, herkes kendi işinin kahramanı olmalı… (Cumhuriyet)

Haftanın Şiiri
Gerekli olmayanın gerekliliği” der
bir şiirinde, yazdığı görmeden gören şiirler için
Abu’l Ala Al-Ma’arri./ Özdemir İnce
Sonsuzluk ağıdır şiirler,
sonsuzluk tuzağı gören kör şiirler.
Bir aydınlanmadır dış körlük.
Öykünemezsin ne hayatına ne hayatsızlığına,
sağır kalamazsın kurşun dökülmemiş kulağınla
gereksiz gerekliliğine ama.
Gerekli olduğu zaman gereksizdir!
Gereksiz olduğu zaman gereklidir!
İnanmıyorsan bana
Kuyuya bir taş at, duy sesini:

Haftanın Sanat Gündemi
106 yaşına giren Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ: Çalışmaktan hiç bıkmadım

Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ’ın doğum günü Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenecek sade bir törenle kutlanacak.
Bugün 106 yaşına giren Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, “Çocukluğumu dün gibi hatırlıyorum. Hayatım boyunca ne istediysem başardım, yapamadığım hiçbir şey yok. Atatürk’ün dediğini yaptım, halen yapıyorum. Çalıştım, Çalışmaktan hiç bıkmadım” dedi.
Çığ’ın doğum günü Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenecek sade bir törenle kutlanacak. (gerçekgündem)

On dokuz yazar bu kitapta buluştu
Devrim Erbil ile Seyrüsefer’in ilk tanıtımı, Kadıköy Yeldeğirmeni Sanat Merkezi’nde yapıldı.
Usta ressam Devrim Erbil’in 60’ıncı sanat yılı için Gülşah Elikbank ve Uğur Batı tarafından KaraKarga Yayınları için hazırlanan Seyrüsefer adlı disiplinlerarası esere, Metin Akpınar, Sunay Akın, Selim İleri, Ayşe Kulin, Buket Uzuner, Mario Levi, Murat Menteş, Nermin Bezmen, Deniz Bayramoğlu, Müfit Can Saçıntı, Yalın Alpay, Ertürk Akşun, Yekta Kopan, Nazlı Eray, Doğan Hızlan, Osman Balcıgil, Mahir Ünsal Eriş öykü ve denemeleriyle kitaba katkıda bulundu.
“Devrim Erbil ile Seyrüsefer”in ilk tanıtımı, Kadıköy Yeldeğirmeni Sanat Merkezi’nde Kadıköy Belediyesi Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı’nın da katılımıyla ve yazarların konuşmaları ile gerçekleştirildi. Daha sonra ise İzmir, Bodrum ve Mardin tanıtımları gerçekleştirilecek olan eserin tanıtım etkinliğine okuyucular yoğun ilgi gösterdi.
Uğur Batı ve Cenk Yüksel’in sunumuyla Devrim Erbil, Metin Akpınar, Deniz Bayramoğlu, Gülşah Elikbank, Mario Levi, Murat Menteş, Müfit Can Saçıntı, Osman Balcıgil, Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungur, Yalın Alpay ve Kadıköy Belediyesi Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı’nın konuşmacı olarak yer aldığı tanıtımda, aralarında Buket Uzuner, Bedri Baykam, Doğu Perinçek gibi isimler de da yer aldı. Odatv.com

Gaye Boralıoğlu, ödülünü Mor Çatı Vakfı’na bağışladı
“Duygu Asena Kadının Hâlâ Adı Yok Roman Ödülü”nü alan Gaye Boralıoğlu, 15 bin lira değerindeki ödülünü Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’na bağışladı.
Yazar Gaye Boralıoğlu, “Dünyadan Aşağı” romanıyla “Duygu Asena Kadının Hâlâ Adı Yok Roman Ödülü”nü kazandı. Boralıoğlu’na ödülünü, gazeteci-yazar Doğan Hızlan ve Doğan Egmont Genel Müdürü Gülgün Çarkoğlu verdi.
Boralıoğlu, 15 bin lira değerindeki ödülü, şiddete maruz bırakılan kadınlarla dayanışma ve şiddete karşı mücadele için kurulan Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’na bağışladığını açıkladı. (Birgün)

Hasan İzzettin Dinamo’nun Aramızdan Ayrılışının 30.Yılı ve Dinamo 110 yaşında…
Büyük Türk şairi, yazar… Trabzon Akçaabatlı… Osmanlı’dan Cumhuriyet’in kuruluşuna… 1. Dünya Savaşı’ndan 2. Dünya Savaşı’na… Atatürk’ün başlattığı Kurtuluş Savaşı’na dek ailesiyle büyük bedeller ödemiş, babası ve ağabeyi Ali 13 yaşında Sarıkamış’ta donarak ölen büyük acılar yaşamış Türk Edebiyatının en büyük kalemi… Savaş ve Açlar, Açlık, Ateş Yılları… işte o yılları ve ülkenin neler yaşadığını anlatan acılarla dolu romanları… Kutsal İsyan ve Kutsal Barış… Bu 9 ciltlik dev Kurtuluş Savaşı ve sonrası Cumhuriyet’in kuruluşunu anlatan büyük dev roman Türkiye Cumhuriyet tarihinden tektir. Ölümünün 30. yılında anıyoruz… (Cumhuriyet)

Bir Portre: Hasan İzzettin Dinamo
1909’da Trabzon Akçaabat’ın Ahanda Köyü’nde doğdu. 20 Haziran 1989’da İstanbul’da yaşamını yitirdi. Babasının 1. Dünya Savaşı’nda şehit düşmesi üzerine Darüleytam’a yerleştirildi. 17 yaşına kadar orada kaldı. Sivas Öğretmen Okulu’nu bitirdi. Malatya ve Adıyaman’da iki yıl öğretmenlik yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’ne girdi. Ama son sınıfta yasadışı siyasi eylemlere katılmakla suçlanıp tutuklandı ve 4 yıla hüküm giydi. Üniversite eğitimini tamamlayamadı. Cezaevinden çıktıktan sonra askerlik hizmetini yaparken bu kez “Yeni Edebiyat” dergisinde yayınlanan şiirleri nedeniyle suçlandı. Sıkıyönetim mahkemesince 1 yıl hapse mahkum edildi. 1950’den sonra fotoğrafçılık yaptı. Takma isimlerle görgü ve çocuk kitapları yazdı. 6-7 Eylül olaylarının ardından bir kez daha tutuklandı. 6 ay cezaevinde kaldı ve “suçsuz” bulunup salıverildi. Çeviriler yapıp özel dersler vererek hayatını kazandı.
İlk şiiri 1925 yılında Giresun’da çıkan “İzler” dergisinde yayımlandı. Ardından Servet-i Fünun ve Sivas’ta yayınlanan “Adım” dergisi şiirlerini yayınladı. İlk şiir ve düzyazılarından bir kısmını, iki arkadaşıyla birlikte Adsız Kitap isimli kitapta derledi. Başlangıçta hece ölçüsüyle şiirler yazdı. Daha sonra serbest vezne yöneldi. İlk şiirlerinde Faruk Nafiz Çamlıbel, sonrakilerde Nâzım Hikmet etkisi görülür. Şiirlerinde zengin bir çağrışım düzeniyle doğayı ve yaşamın çeşitli kesitlerini vermeyi, bir yandan da toplumsal gerçeği kavramak ister. Şiirlerini uzun bir süre kitaplaştırmadı. İlk şiir kitabı “Deniz Feneri” 1937’de basıldı.
Hasan İzzettin Dinamo’nun Eserleri:
ŞİİR:
Deniz Feneri (1937)/Karacaahmet Senfonisi (1960)/Özgürlük Türküsü (1971)
Mapushanemden Şiirler (1974)/Sürgün Şiirleri (1975)/ Tuyuğlar (1990)
Gecekondumdan Şiirler (1976)/Çoban Şiirleri (1982)/Nazım’dan Meltemler (1989)
ROMAN:
Kutsal İsyan (sekiz cilt, 1966-1968)/Ateş Yılları (1968)/Savaş ve Açlar (1968)
Kutsal Barış (yedi cilt, 1972-1976)/Öksüz Musa (1973)/Musa’nın Mapushanesi (1974)
Koyun Baba (1976)/Musa’nın Gecekondusu (1976)/Açlık (1982)
Türk Kelebeği (1981)/Adalet Sıtması (1983)/Anadolu’da Bir Yunan Askeri (1988)
ÖYKÜ: Savaşta Çocuklar (1981)
ANI: 6-7 Eylül Kasırgası (1971)
2. Dünya Savaşı’ndan Edebiyat Anıları (1984)
TKP ve Aydınlar (1989)
1977 Orhan Kemal Roman Armağanı, Kutsal Barış ile

Söylenceler diyarı Antakya…/ REFİK DURBAŞ
M.S. 40’lı yıllar… Antakya, putperest Roma’nın egemenliğindedir. Hz. İsa, Antakyalıları Hıristiyanlığa davet için iki elçi gönderir. Elçilere ilk inanan Habib-i Neccar adında Antakyalı bir marangozdur. Fakat Antakya halkı, elçilerle birlikte Neccar’ı da öldürecektir. Silpiyus Dağı’nda gövdesinden ayrılan Neccar’ın başı, yuvarlanarak bugün Kurtuluş ile Kemalpaşa caddelerinin kesiştiği yerde inşa edilen ve adını taşıyan cami önüne gelecek, bedeni ise öldürüldüğü mağarada kalacaktır. Bir başka söylenceye göre de Neccar, kopan başını koltuğunun altına alacak ve Kur’an’dan ayetler okuyarak bir süre kent içinde dolaştıktan sonra, bugün türbesinin bulunduğu yerde ruhunu teslim edecektir. Anadolu Halk Mutfağı Derneği’nin Antakya’da düzenlediği ‘Geleneksel Yemekler Şenliği’ kapsamında Habib-i Neccar Camisi’nin avlusunda Şenköy peynir helvası hazırlanıyor. Biraz sonra lezzet dostlarına armağan olarak sunulacak… Antakya taşından toprağına, havasıyla suyuyla bir söylenceler diyarı… Bu söylencelere farklı dinlerin ve dillerin birlikteliğinde damak zevki de dahil, tarihsel abideler de… Söylenceler çünkü, halkın düş gücünün, zekâ zenginliğinin bir göstergesi… Mesela Hz. Musa ile Hz. Hızır Samandağ’da buluşur ve buradan denize açılırlar. Daha sonra bir başka zamanda, birlikte Hıdırbey Köyü’ne giderler; Hz. Musa’nın su içmek için toprağa sapladığı asası, bir süre sonra filiz vererek koca bir çınara dönüşecektir. Bin yıllık çınarın serinliği bugün, bir hoşgörü sofrasıdır. Şadırvanın gölgesinde bu söylence zenginliğini düşünüyorum. Şenköy peynir helvasının lezzeti damakta erirken bir söylence de şadırvanın su sesine ruhunun aydınlığı vuran kadim bir Antakyalı anlatıyor. Eski zamanda, Osmanlı ülkesinin başkentinde uçan bir adam görülür. Padişah, bu adamın nasıl uçtuğunun sırrını öğrenmek ister. Sadrazamlarını, vezirlerini toplar. Biri, “Bu sırrı bilirse, ancak Antakya’da, Harbiye’de bir hoca bilir,” der. Hemen İstanbul’dan asker çıkarılır. Tez zamanda Harbiye’de hocayı bulurlar ve durumu anlatırlar. Hoca, “Padişah beni ne zaman bekler?” der. “Haftaya cumaya,” derler. Hoca, “Siz gidin,” der, “ben cuma günü padişahın camisinin kapısında olacağım.” O zaman uçak, tren nerede? Atla gitse bir aydan ancak varır İstanbul’a… Nitekim o cuma günü hoca, cami kapısında olur. Hocayı padişahın huzuruna çıkarırlar. Bir süre sonra da adam gökyüzünde uçmaya başlar. Hoca, hemen ayakkabısının tekini çıkarır, adama fırlatır. Ayakkabı adama vura vura yere indirir. Padişah, hemen celladına adamın kafasını kestirir. Padişah, bu kez hocadan da korkmaya başlar, ya bu da başıma bela olursa diye… Ve onun da kellesine celladına verir. Fakat hoca kesilen başını koltuğuna aldığı gibi Harbiye’deki köyüne dönecektir. O günden beri de ayakkabısının biri İstanbul’daki camide, öteki de Harbiye’deki köyündedir. Anadolu Halk Mutfağı Derneği’nin ‘Geleneksel Yemekler Şenliği’, adından dolayı damak zevkini ön planda tutsa da işte böylesi söz ziyafetlerine de vesile olmakta… Bizzat yaşadıklarımız da bunun somut bir kanıtıdır işte. (Sabah Gazetesi)

Okuma Önerileri
1.Hay Aksi! Aldatıldık/ Emin Çölaşan/Halk Kitabevi
2.Göçmen Kalem/ Yaşar Seyman/ Bilgi Yayınevi
3.Okuma Biçimleri/Hilmi Yavuz/Timaş Yayınları

Etiketler: / / / / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ