Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Antakya’da kültür-sanat

Antakya’da kültür-sanat
  • 23.07.2019
  • 414 kez okundu

Hazırlayan: Mehmet Karasu

Antakya Kitaplığı
Güzel Günlerimiz Oldu/Sami Karaören
“Sami Karaören öncelikle Cumhuriyet gazetesi okurlarının iyi tanıdığı, anımsayacağı bir ad. Otuz iki yıl Cumhuriyet’in Yazı İşleri Müdürü olarak çalışmış, Türk Dil Kurumu’nun en üretken döneminde on altı yıl yönetimde bulunmuş bir Cumhuriyet aydını. Sami Bey yaşadığı döneme içindeyken uzaktan ve nesnel bir gözle bakabilmeyi başarmış, karşılaştığı kişileri yıllar sonra değil, o sırada değerlendirebilmiş ve bu niteliğinin kendisi de ayrımında olarak yaşamış bir yazar. –Kimler yok ki bu kişiler arasında: Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rifat, Cahit Külebi, Peyami Safa, Yahya Kemal, Vâlâ Nureddin, Halim Şefik, Dağlarca, Ahmet Muhip Dıranas ve Tahsin Yücel, vd.– Pişmanlıkları olmayan, kendinden hoşnut, görevini yerine getirmiş olmanın verdiği dinginlikle geçmişi anlatan, mutlu bir kişi. Üç yıl süren görüşmelerin ürünü olan bu anıları P. Şükran Sabanuç, Mukadder Özgeç ve Ömer Özgeç derledi: “Sami Bey’le döneminin önemli bir gazetecisi olduğu düşüncesiyle başladık konuşmalarımıza. Ama o bu sohbetlere bir şey daha ekliyordu: Şiirler… Onun gazeteciliğiyle yan yana giden bir tutkusunun da şiirler ve yazın olduğunu gördük. Çok sayıda Türk şiirini sık sık, takılmadan okuyordu bize. Güçlü belleğini bir de şiirlerle sınıyordu sanki. Ardından okuduğu şiirle ilgili yorumlarını, varsa şairiyle küçük bir anısını dile getiriyordu. Sami Bey anlatır anlatır, bir sessizlik olduğu anlarda ‘Güzel günlerimiz oldu,’ der sık sık. Yani bu kitabın başlığını o belirlemiş oldu böylece. Gerçekten de hep güzel günlerini, güzel kişileri anlattı bize. Bir şeyleri saklamak için değil, öyle yaşadığı için…” (Tanıtım yazısı)

Konuk Yazar
“Hoşça kal İskender ağabey” /Onur Caymaz
Çağdaş şiirimizin önde gelen isimlerinden küçük İskender 3 Temmuz’da hayatını kaybetti.
Çağdaş şiirimizin önde gelen isimlerinden küçük İskender 3 Temmuz’da hayatını kaybetti. Şair küçük İskender, kendine has üslubuyla Türk çağdaş şiirinin öncüleri arasında gösteriliyordu. Şairin ölümü Türk şiiri için büyük bir kayıp olarak görüldü.
Sanat dünyasından birçok isim küçük İskender’in ölümünün ardından onu anan yazılar kaleme aldı. Aydınlık’taki köşesinde küçük İskender’i anan şair Onur Caymaz, İskender ile olan anılarını okuyucuyla paylaştı.
“ŞAİR YA İYİDİR YA ÇÖPTÜR”
Onur Caymaz, bugün yayımlanan “Küçük İskender” başlıklı yazısında, küçük İskender için “Şairin büyüğü küçüğü; iyilik anlatanı, kötülük anlatanı; gerçekçisi postmoderni olmaz hocam. Şair ya iyidir, ya da çöptür. Evet, İskender iyiydi” ifadelerinde bulundu. Onur Caymaz’ın yazısı şöyle:
“Doksanların başıydı.” Ölümünden sonra dilimizin en önemli şairlerinden küçük İskender’i, anlatan yazılar böyle başlıyor genelde; İskender biraz da doksanlar çünkü. Ağa Camisi’nin karşısındaki apartmanların birinde, gizli saklı iş yapar gibi çıkılan, kapıyı çalarken başka yerde olma duygusuyla heyecanlandığım o kafe: Naregatsi. İçeri giriyorum. Yeşil renkli gazozum, yanında küçük poşetlerdeki renkli kolonyalar. Yalnızım. Kafenin defterleri var. Misafir defterleri. Çok severim otellerin, müzelerin, lokantaların misafir defterlerini. Saatlerce karıştır dur! Hikâyesizim. Derken sayfaların birinde, aynaya bakarmışçasına bir dize! Yüz yıldır aynı biçimde attığı imzası İskender’in. Tabii ki bir Beyoğlu cinidir, on üç yaş büyüğüm benim, ikimiz de Nilüfer Hatun İlkokulu’ndan geçmişiz (o sonradan Kabataş); benden önce kafeye gelmiş, yazmış deftere. Tam da şairler gibi. Şairler, senden önce yazıp gider dünyadan; söyleyip göçerler. Onun için baba Yunus doğru der: “Ölümden ne korkarsın / Korkma ebedi varsın.” Vardırlar. Birkaç yıl sonra dergilerde ilk şiirlerim yayımlanmaya başlamıştır. Yalnızım. Bir yerde ilanına rastlıyorum: Beyoğlu’nda, Veli Bar’da, küçük İskender’in şiir geceleri varmış. Korktuğum kalabalıklar bunlar. Çoğul olmayı bilmeyen, henüz yirmisine varmamış, kıvırcık saçlı bir yaban. Korkunç, sarı renkli bir gözlüğüm var. Sonbahar akşamıdır (yaz yeni bitmiş, yazları şiir geceleri yapılmıyor, çünkü herkes tatilde, bense Kurtuluş’ta berdevam), bir ceketim var afili, dayımdan gelmiş, yeşil kırçıllı, dirsekleri deriden. Onu da giyersem tam şair gibi görüneceğimi düşünüyorum, neyse şair gibi görünmek! Geçiyorum Beyoğlu’na. Tüm şiir yazanlar orada o gece, ben hepsinden çekiniyorum. Tüm şiir yazanlar şair değilmiş, orada öğreniyorum. Herkes her şeyi okumuş, her şeyi biliyor. Bir masaya ilişiyorum. Az ötede İskender ve şair arkadaşları, misal Hüseyin Alemdar orada. Hep Beyoğlu işte… Küçükparmakkapı, yokuşlar, Nizam Pide’nin karşısındaki köhne birahane, St Antoine’ın az ötesindeki bitik muhallebici, Emek Sineması’ndaki melek resimleri; yıktılar hepsini. Çıkıp okuyorum şiirimi. Teşekkür ediyor İskender. Bir süre sonra masalar birleşiyor. Dost olunuyor.
Yıl iki bin bir. Yayımlanmış bir kitabım var. Alemdar yayınlamış, arkadaşız artık. Beyoğlu’nda karşılaşıyoruz. İskender’e gidiyorum, gel istersen, diyor. 666’yı yutmuşum, Periler Ölürken Özür Diler delice okunmuş. Yalnızım. Adam Yayınları, o mavi kapaklı Suzidilara’yı basmamış henüz, Azra’yı yenice yazmakta şair. Ara sokaklar, yokuş. Nihayet evindeyiz. Hatırlıyorum: Loş koridor, ufak pencere, yerde müzik seti. Kitaplar, insanlar, posterler, hayat, sokak karmakarışık. Anlıyorum: Bizim gibi değildi o. Çünkü şairdi. Askerde bile şiir görevi almış, alayın şairi diye Milliyet’te haber çıkmıştı. Askerde hep sivildeki işler yapılmaz mı? İşi şiir olan nadirattandı. Kesip sakladığım o kupür, taşınırken kayboldu herhalde.
“BEN ÖLSEM”
Attilâ İlhan’ın öldüğü gün sonra. Annem haber ediyor. Kalakalıyorum. Cenaze yarın, git diyor. Nasıl giderim! Attilâ İlhan ölür mü! Yalnızım. Cenazeye gitmiyorum; Kaptan’ın öldüğünü görmek istemem. Akşam işten çıkıp Beyoğlu’na inince, dünyadan bir şairin daha çekip gittiğini fark ediyorum nedense. Konsolosluğun orada işte İskender, şimşek gibi karşımda, “Çok acıktım, haydi çorba içelim” diyor. Cindir, olmaz denir mi! Ben de açım. İkimiz de parasız. Ufaktan, pis bir lokanta. Çorbadan başka şeyine el sürme, aslında çorbaya da sürme ya neyse. İçerken boşboğazlık işte, kalbi ağzında biriyimdir, “Ölümüne ağlanacak tek şair de gitti,” diyorum. “Niye ulan” diye kaş çatıyor:
“Ben ölsem?” Sen ölmezsin ki ağabey diye hınzırlık ediyorum.
Gel gör ki “postmodern anlayışın şiirimizdeki gözde temsilcisi” gibi satırlar okudum Aydınlık’ta geçende, devamı da var: “Ama şu bir gerçek ki, K. İskender ve kuşağı, hayatın çekilmez hale geldiği duygusuyla boğuntulu sokaklarda kaybolan gençleri ölüme özendiren, intihar alkışçısı, kirlenme ve kirletilmeyi matah olgu pahasıyla şişirerek sözüm ona asi şiirlerle öne çıkmaktan gurur duydular.” Hayat bu! Herkese farklı görünüyor demek. Bu postmodern de üzücü şey sahi. Her postmodern kötü mü? Nedir, kimdir postmodern; yenir mi, içilir mi? Uyar mı yani kötülemek istediğimiz her şeye? Üstelik yukarıdaki paragraftan öğreniyoruz ki şairlerin ne anlatması gerektiğine dair listeler var herhalde!
“ŞAİRİN BÜYÜĞÜ KÜÇÜĞÜ OLMAZ”
İskender’in ardından ne “Nâzım’dan sonraki en büyük şair” diyeceğim (denildi), ne de yukarıdaki gibi yazabilirim. Herkesin fikri var, ne denir. Ama not düşerim: Şairin büyüğü küçüğü; iyilik anlatanı, kötülük anlatanı; gerçekçisi postmoderni olmaz hocam. Şair ya iyidir, ya da çöptür. Evet, İskender iyiydi. Tüm iyiler gibi kötü şiir de yazdı. Ama iyiydi. Hem bak, bu şairlik, beter iştir. Gün gelir ardına bakarsın, onca şey karalamışsın, içinde şiir yok. İskender, bu cins değildi işte, kelimeleriyle uzun zaman var olacak Türkçemde. Örnek vereceğim. Yukarıda bahsi geçen yazıda söylendiği üzere “sözüm ona asi mi” bilemem, bir asilik reçetesi varsa ben de isterim. Boş ver, oku hele: “Hava muhalefeti nedeniyle alkolik olan bir kadından konu açıyorum / Babası komünist: Yirmi yıl yatmış / Yirmi yıl yattıysa elli yıl, yüz yıl, yüzyıllar uyanmış işin doğrusu / Ufak bir dükkânı varmış Sirkeci’de / Hani şu saat kayışı, çakmak, iskambil kâğıdı satanlarından, / Yürek kadar dar, yürek kadar geniş bir dükkân! / Baba ise / Polislerin şüphelenecekleri kadar güzel gülümseyen bir adam..”
Böyle işte İskender ağabey. Yalnızız. Merak etme, ağlamadım. Hoşça kal! (Odatv.com)

HAFTANIN ŞİİRİ
Yağmur Olsam
Adnan Yücel

Sel taşkını bir akşamüstü
Bulutları bağrına basan
Ağaçlara sordum seni
Yaprak rüzgarı tutmaz dediler
Uzun uzun baktılar yalnızlığıma
Yangın yeri bir yürek
Bir de yağmur gösterdiler

Ne olur şu yağmurların
Birdenbire yağanı ben olsam
Rüzgarı düğümlesem saçlarına
Bir daha bırakmasam
Öpsem kirpiklerini
Süzülüp gözyaşlarına karışsam
Çağlayıp aksam çağlayıp aksam
Yüzündeki ırmaklarla geçsem ovaları
Dudaklarında denizlere çıksam

Haftanın Sanat Gündemi
Erendiz Atasü’den iki yeni kitap: “Şair’in Ölümü”, “Türk Romanında Bir Gezinti”
Okurlarla iki yeni kitabıyla buluşan usta yazar Erendiz Atasü, “Şairin Ölümü” adlı öykü kitabında isyan ettiren toplumsal yaraları, bir kez daha ses yükselterek eylemci bir ruhla yazıyor. Baskıcı erk, bulamaç siyasa, eril şiddet, solun handikapları, yakılarak katledilen aydınlar, bağnazlık, istila ve günümüze uzanan kadın karşıtı antik folklora dikkat kesiliyor. Geçmişle geleceğin iç içeliğinde ve kötücül değişim ile bellek temalarında öykü kişilerine kendilerini ve gidişatı sorgulatıyor, hesaplaştırıyor. Atasü, eleştiri üstüne düşüncelerle başlayan diğer yeni kitabı “Türk Romanında Bir Gezinti”de ise, Suat Derviş’ten Yaşar Kemal’e, Leyla Erbil’den Fethi Naci’ye, Pınar Kür’den Ataol Behramoğlu’na Türk edebiyatının pek çok kadın ve erkek ustasını başat yapıtları ve yaratısal hammaddeleri ekseninde irdeliyor. (Cumhuriyet)

Değerli Yazarımız Tuncer Cücenoğlu’nu Yitirdik
Birçok dönem sendikamızın yönetim kurulunda da çalışmalarda bulunmuş, faaliyetleri ve görüşleriyle katkı koymuş çalışkan bir tiyatro yazarını, yazdığı gazete yazılarıyla toplumumuzu tiyatro konusunda bilgilendiren bir sanat emekçisini kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Cücenoğlu, yaklaşık elli yıldır tiyatro ve sanat dünyamızı; yazdığı oyunlar, Devlet Tiyatroları Edebi Kurul üyeliği ve yaptığı çevirilerle zenginleştirdiği gibi yurtdışında sahnelenen oyunlarıyla da ülkemiz tiyatrosunun tanıtılması için özel bir çaba göstermişti.
Tiyatro dünyası yoksunluğunu her zaman hissedecektir. Acılı ailesine sabırlar, sanat dünyamıza başsağlığı diliyoruz.(Türkiye Yazarlar Sendikası)

Kadını tarih sahnesinden çekerseniz tarih de kalmaz
Tülay Ferah, her romanda yeni bir dünyanın kapısını açmaya çabaladığını belirterek, “Sık sık beynimin dişlerimin üstünde cızırdadığını duydum. Buna katlanamıyorum ama dönüp dolaşıp yine romanla soluklanıyorum” diyor
Tülay Ferah ile Eksik Parça Yayınları tarafından yayımlanan ‘İstanbul Kadınları’ üzerine söyleştik.
İlk romanınız ‘Sinek Olmak Zor Şey’in yayımlanmasının üzerinden 34 yıl geçmiş. 34 yılda yayımlanan 14 kitap hayatınızda neleri değiştirdi?
Yazma adına güçlü bir çağrı almadığım kesin ama kararlı bir şekilde yazmaya devam ediyorum: 11 roman, Mustafa Öneş ile ortak çıkardığımız şiir kitabı ‘Tekne Kazıntısı’ ve iki çocuk öykü kitabı. Her romanda yeni bir dünyanın kapısını açmaya çabaladım; saatler, yıllar içinde sık sık beynimin dişlerimin üstünde cızırdadığını duydum. Buna katlanamıyorum ama dönüp dolaşıp yine romanla soluklanıyorum. Yazmak dünyamı güzelleştirdi, acılar da çektirdi. Tiplemelerin özyapıma ne yaptığını bilmiyorum, ne kadar benim bunu asla öğrenemeyeceğim, ama kadını gözlemledim, kadının sınırlarının dünyanın sınırı olduğunu anladım, yazmak için biriktirdim.

Belleğimizdeki Kadınlar
Sezer Ateş Ayvaz
Sezer Ateş Ayvaz Antakya’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da bitirdi. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi ‘Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler’ bölümünde ‘Kadınlara yönelik periyodikler (1928- 1938) ‘ konulu tezle yüksek lisans yaptı. Aynı üniversitede ‘Türk Romanında Değişen Bir Paradigma: Politik Roman’ konulu tezle doktor ünvanını aldı.
Edebiyata lise-üniversite yıllarında şiirle başladı. ‘Türkiye Yazıları, ‘Sesimiz’ gibi dönem dergilerinde şiirleri yayınlandı. Abdi İpekçi Film Eleştirisi yarışmasında ‘Kaşık Düşmanı ‘ adlı film eleştirisi ödüllendirildi. İlk öykü dosyası ‘Bütün oteller İstanbul Palas’ ile 1987 Akademi Kitabevi Öykü Başarı ödülünü kazandı.
1988 yılında ‘Aynalarda Yaz’ ((Afa Yayınları) , 2000’de ‘Yeryüzü Taksim’ ( Cem Yayınları) adlı öykü kitaplarını yayınladı.
Can Yayınları’nca basılan; Tamiris’in Gecesuçları adlı üçüncü öykü kitabı 2006 Yunus Nadi Öykü Ödülü’ne değer görüldü.
2008 yılında Can Yayınları, Aynalarda Yaz’ı yeniden okuyucuya sundu.
‘Küllenmiş Bir Kuşu Yakalamak ‘ öyküleri ( Aylak Adam Yayınevi) 2015 yılında çıkan son öykü kitabı.
Öyküleri ve yazılarıyla çeşitli antolojilerde yer aldı: Kadın Öykülerinde Doğu, Kadın Öykülerinde İstanbul, İlk Gençlik Çağına Öyküler, Can Öykü Antolojisi, İlk Gençlik Çağına Öyküler, 80 Yazardan Öykü- Genç olmak, Canımı Yakma, Kadınların Ruh Acıları, İstanbul Öyküleri, Emek Öyküleri, Madenci Öyküleri, Karla karışık, Öyküden Çıktık Yola, Aşk Mektupları. Pupa Yayınları’ndan çıkan ‘Son Otobüs’ temalı öykü kitabını hazırladı ve bir öyküsüyle (son otobüs) kitapta yer aldı. Antolojilerde yer alan bazı öyküleri farklı ülke, dillerde yayınlandı.
Kültür, edebiyat konularında, gazete ve dergilerde deneme ve incelemeler yazdı. Türk Edebiyatı’nın başlangıcından günümüze kadar gelen yazarların kitaplarını yorumlayan metinleri, çok sayıda dergi ve etkinliklerde yer aldı.
Halit Ziya Uşaklıgil, Kemal Tahir, Güzin Dino, Suat Derviş, Peride Celal, Nezihe Meriç, Tarık Buğra, Necati Cumalı, Kamuran Şipal, Sabahattin Kudret Aksal, Sevgi Soysal, Selim İleri, Füruzan, Tezer Özlü, Leyla Erbil, İnci Aral, Aslı Erdoğan, Kafka, john Berger, Hermann Hesse, İngeborg Bachmann, Wolfgang Bourhert, Walter Benjamin, Hannah Arendt, Vaclav Havel yapıtlarından yola çıkan deneme- eleştiriler yazdı. Ülke içi ve dışındaki etkinlik, kongre ve sempozyumlarda Türk roman ve öyküsünün tarih ve paradigmalarını inceleyen bildiriler sundu.
Ansiklopedi yazarlığı, TRT kurumunun ’ 10’dan Sonra’ programında metin yazarlığı ve ‘ Türk romanlarından uyarlanan tv filmleri’ projesinde danışmanlık yaptı.
‘ İmge Öyküler’ ve ‘Dünyanın Öyküsü’ dergilerinin kurucu ve yazar kadrosu içinde yer aldı.
P.E.N Yazarlar Türkiye Merkezi yönetiminde genel sekreterlik , P.E.N ‘Kadın Yazarlar Komitesi’ üyeliği görevlerinde bulundu.
Selçuk Baran, Duygu Asena, Oğuz Atay, Tarık Dursun K, Çağdaş Yaşam- Türkan Saylan, Yunus Nadi edebiyat ödülleri seçici kurullarında yer aldı, iki öykü ödülünün seçici kurul üyeliğini sürdürüyor.
Türkiye’nin bir çok şehrinde ; İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bursa, Diyarbakır, Urfa, Manisa, Mardin, Batman, Muğla, Antalya, Mersin, İskenderun, Antakya’ da, ‘ Geleceği Gören Söz’ başlığıyla , edebiyat, öykü, toplumsal cinsiyet atölyeleri çalışmalarını gerçekleştirdi..
Çeşitli kurumlarda felsefe, sosyoloji, siyaset bilimi, siyasal düşünceler tarihi , toplumsal cinsiyet ve siyaset dersleri verdi. Halen, İstanbul’da bulunan bir üniversitede öğretim üyesi olarak çalışmaya devam ediyor.
2016 yılında vefat eden tiyatro ve öykü yazarı Ülkü Ayvaz’la evliliğinden bir kızı var.

Ne Okusak?
1.YAZMA BÜYÜSÜ/ İnci Aral/KIrmızıkedi
2.Yazarlar Eleştiriler Anılar/ Emre Kongar/Remzi kitabevi
3.Rüzgarlar Hep Gençtir/ Zülfü Livaneli/Dexkitap
4.Yaşamak Hatırlamaktır/ Ülkü Tamer/ YKY

Etiketler: / / / / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ