Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,93 / Satış: 5,96
€ EURO → Alış: 6,54 / Satış: 6,57

Antakya’da Kültür-Sanat

Antakya’da Kültür-Sanat
  • 14.01.2020
  • 411 kez okundu

Hazırlayan: Mehmet Karasu

Haftanın Kitabı
Gurbet Kuşları/Tahir Şilkan
Orhan Kemal üç buçuk yılını, Nazım Hikmet’le aynı odada geçirdiği, Bursa Cezaevinden tahliye olduktan sonra, eşi ve çocuklarının yaşadığı Adana’ya döner. Pek çok işte çalışır. Yaptığı işlerden biri, Adana Garı’nda hamallıktır.
Güneydoğudan, Orta Anadolu’dan sırtında denkleri, ellerinde tahta bavullarla Çukurova’ya umutla, dimdik inen emekçilerin yıllar sonra, hastalıktan, açlıktan yoksulluktan kırılmış, hayal kırıklığı ve çaresizlik içinde, memleketlerine geri dönmelerine birinci elden tanık olunan bir yerdir, Adana Garı…
Dergilerde yayınlanan öyküler ve ‘Babaevi’ ile ‘Avare Yıllar’ romanlarından sonra, edebiyat dünyasında belli bir tanınmışlık kazanan Orhan Kemal, babasının ölümünün ardından, üç çocuğu ve eşiyle “taşı toprağı altın” İstanbul’a taşınır.
İstanbul 1950’den itibaren tüm Anadolu için, iş, ekmek, yeni bir yaşam umududur.
Orhan Kemal, yönetmen Lütfi Akad’la “İstanbul’un Taşı Toprağı” başlıklı bir çalışmada “Göç” olgusu üzerine çalışırlar. (Lütfi Akad, bu çalışmanın ürünü olarak, yıllar sonra Gelin, Düğün, Diyet isimli Türk Sinemasının göç olgusu üzerine en görkemli filmlerini yapacaktır. Gelin Filminin ilk sahnelerinden biri anımsanacağı üzerine Haydarpaşa Garı ile belleklere kazınacaktır.)
Orhan Kemal, bu çalışmadan Gurbet Kuşları romanını yaratacaktır.
Orhan Kemal, ‘kaynaşan insan coğrafyası’ olarak nitelenen Çukurova’yı en görkemli haliyle, “Bereketli Topraklar Üzerinde” romanında anlatır. Bir lokma ekmek için, en insani olmayan koşullar altında, cehennem gibi bir hayatı yaşayanların macerasıdır anlatılan.
Orhan Kemal, 1954 yılında yayınlanan ‘Bereketli Topraklar Üzerinde’nin devamını, sağ kalıp memleketine dönen ‘İflahsızın Yusuf’un oğlu ‘İflahsızın Mehmet’ ekseninde,’Gurbet Kuşları’ romanında anlatır. Romanın geçtiği kent, İstanbul’dur.
Gurbet Kuşları romanının ilk ismi Yorganlılar’dır. Romanın ilk satırlarında; Kurtalan’dan kalkıp, yolu üzerindeki bütün istasyonlardan topladığı yolcularla tıka basa dolan “Kuşluk Treninin” Haydarpaşa garına çığlık çığlığa girişi anlatılır. İstasyon, görevliler, gar hamalları… Vagonlardan bavul, sepet, heybe, yorgan ve denkleriyle inen ‘Gurbet Kuşları’dır, gelenler.
İstanbul’a “taşı toprağı altın” olduğu için gelmişlerdir. Demokrat Parti iktidarı, İstanbul’a yeni yollar, bulvarlar, meydanlar açmaktadır. Yaşanılan, günümüzden alınacak bir kavramla,
“Kentsel dönüşümdür.”
Gurbet Kuşları, sinemaya aktarıldığında, film, Haydarpaşa Garı’nda umutlu gelişle başlayacak, son sahnesinde ise yine Haydarpaşa Garı olacaktır…

Konuk Yazar
Onat’ı özlüyorum/ Vecdi Sayar
Edebiyatın pek çok alanında ürün veren, sinema sanatı ile ilişkisi eleştiriden uygulamaya (senaryo yazarlığı, belgesel yapımcılığı) uzanan bir Rönesans insanıydı Onat, bugün örnekleri pek az olan…
30 Aralık 1994 akşamı… Televizyonda altyazı geçiyor: “Taksim’de terör saldırısı… Onat Kutlar ağır yaralı”… Takvim 11 Ocak’ı gösterdiğinde, yirmi yıllık bir beraberlik, düşünce ve eylem arkadaşlığı noktalanıyordu, nice anıyı geride bırakarak…
12 Mart’ın karanlık günlerinde tanışmıştık. Erdal Öz’ün yönettiği Sinematek’in Ankara şubesinin müdavimlerinden biri olarak, ekonomik koşullar nedeniyle fazla uzun ömürlü olamayan bu şubeyi yeniden hayata geçirmeyi hayal ediyordum. İstanbul’a gidip, Onat’la görüşüyorum. “Hayır, bir daha girmem o maceraya” diyor. İnat ediyorum; Ankara Sinematek Derneği’ni açıyoruz, Ankara’nın sinema dostu aydınlarıyla birlikte. Yıl, 1974. Onat, bakıyor ki bizim pes etmeye niyetimiz yok, desteğini esirgemiyor. Sinematek’in 10. yıl kutlamaları sırasında, artık bırakmak istediğini söylüyor ve İstanbul’a gelerek, Sinematek yönetmenliğini üstlenmemi istiyor. Karşı çıkmak ne mümkün! İstanbul’da neredeyse her gün beraberiz artık…
Bu beraberlik, 1978-80 arasında, Ahmet Taner Kışlalı’nın önerisi üzerine kurduğumuz Kültür Bakanlığı Sinema Dairesi’nin kuruluşunda (Onat, İstanbul Film Yapım ve Gösterim Merkezi’ni oluşturuyor), 1979 yılında gerçekleştirdiğimiz -İstanbul’un ilk ciddi film festivali olan- Balkan Film Festivali’nde, birlikte katıldığımız jürilerde (1979 Antalya Film Festivali jürisinin sansürü protesto ederek, ödül vermediği yılı nasıl unuturum?), 80 darbesinden sonra, İKSV bünyesinde İstanbul Uluslararası Film Festivali’nde sürdü… Tabii, gazetelerde, sanat dergilerinde, 1 Mayıs meydanlarında, yurt dışındaki film haftalarında, festivallerde, Özerk Türkiye Sinema Kurumu’nun kurulmasına yönelik çalışmalarda, panellerde, sempozyumlarda, Yılmaz Güney’e ve onu izleyen genç sinemacılarımıza sahip çıkarak sinemamızı uluslararası plana çıkartma çabalarında, ‘Ulusal Sinema’ savıyla ortaya çıkarak, Sinematek’e saldıran Yeşilçam’ın ‘taklitçi’ tüccarlarına ve sinemamızın can düşmanı sansüre karşı verilen mücadelelerde de…
O günlerden bu yana değişen ne kadar az şey var (Onlar da, geriye doğru). Sinemamız o sırada, Anadolu işletmecilerine bağımlıydı. Şimdi, Güney Koreli bir dağıtım tekeline… Sinema Kurumu, hâlâ bir hayal; sansür kalkmadığı gibi, yasası bile çıktı… Sinema örgütleri gene Bakanlık ile uyum sağlama telaşında. Sanatçıların muhalif seslerine tahammülsüzlük, eski günleri aratıyor. Tutsak olmak ya da işinden olmak istemiyorsa suskun kalmak zorunda bırakılıyor sanatçı… 80’li yılların birinde, TÜSES’in ‘Kültür Politikaları’ raporunda, “Özal dönemi, ülkemizde ciddi alternatif kültür odaklarına hayat hakkı tanımamaktadır” diye yazmıştı ve raporda dile getirilen özlemleri şöyle özetlemişti: “Özgürlükçü, çağdaş, sivil, demokratik, laik, hoşgörülü, katılımcı, üretken bir kültür ortamı…” Bugün, bu kavramlardan hangisinin geçerli olduğunu söyleyebiliriz?
Edebiyatın pek çok alanında ürün veren, tüm sanat disiplinleri ile ilgilenen, sinema sanatı ile ilişkisi eleştiriden uygulamaya (senaryo yazarlığı, belgesel yapımcılığı) uzanan bir Rönesans insanıydı Onat, bugün örnekleri pek az olan… Ve gene bugün çok ihtiyaç duyduğumuz bir başka özelliği: sorumlu aydın tavrı… “Pinochet ve öteki köpekler!” diye sesleniyordu Şili’nin faşist generallerine, bir TİP gecesinde…
Unutamadığım anılar arasında, 1980 darbesine ilk toplu karşı çıkış, “Aydınlar Dilekçesi”nin hazırlanışı ve sonrasının özel bir yeri vardır… Belleğim beni yanıltmıyorsa bini aşkın imza ile Köşk’e sunulmuştu dilekçe, ama darbeci generaller imza kampanyasının planlayıcılarına -yaklaşık otuz kişiydik- dava açmayı yeğlemişlerdi… Soğuk bir kış gecesi, İstanbul- Ankara yataklı treninin kompartımanlarından birindeyiz. Sabah duruşmamız var ve biz hâlâ savunmamızı hazırlamamışız. Kalemlerimizi sivriltip, başlıyoruz yazmaya… 1 Kasım 1985 günü mahkemede art arda okuyoruz savunmalarımızı… Sanki bugünleri anlatan savunmasından kısa bir bölümü paylaşarak bitireyim:
“Bu dilekçeyi demokratik yaşamımızın onur belgelerinden biri olarak görüyoruz. Kimse, Atatürk Cumhuriyeti Türkiyesinde ya da başka bir toplumda, tek başına ya da bir grup olarak toplum iradesini mutlak anlamda temsil ettiğini, daima en doğruyu, en yararlıyı düşündüğünü ve söylediğini, farklı düşünen herkesin ihanet ve yanlışlık içinde olduğunu iddia edemez. Ülkemizde böyle bir tavrın yanlışlığını söyleyecek aydınlar, bizi daha demokratik bir ortama götürecek siyasi birikim vardır ve olacaktır”… (Evrensel)

Haftanın Şiiri
Sevdadır/Arkadaş Z. Özger
Göğü kucaklayıp getirdim sana
kokla
açılırsın
solmuşsun
benzin sararmış
yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün
öyle bükük bakma bana
çam kolonyası getirdim sana
kentli dağlıların haklı sevdasını
bolu ormanlarından çarpan bir koku
sanki köroğlunun ter kokusu
aman kokusu, billah kokusu
canlarım ,canım benim
üzme kendini bu kadar
sana umudu öğretemeyenlerin suçu mu var
bak yeryüzü ne kadar geniş
ne kadar dar
Dur
akıtma gönlüm yaşını
gözünden öpecek bir yer bırak
oy bana en yakın
bana en uzak
sevgili yar
hasretine vur beni
Giyecek çamaşır getirdim sana
adettir diye değil, sevdim diyedir
bağışla, eski biraz
bedenim uygundur diye bedenine
elimle yıkadım, ütüledim
elma ağacında kuruttum
Günler sarmal bir yay gibi
bunu unutma
bahar annemizin yemenisindeki solgun çiçektir
bunu unutma
seni ben her yerinden öperim
beni unutma
Kadere inansaydım
sana inanırdım
düşürmem sigaramın ucundaki külü ben
öyle kırık bakma bana
caddeler nasılda genişliyor
sana bunu söyleyecektim
bileyli bir makas vardı yanımda
sana bunu söyleyecektim
hadi kes büyüyen tırnaklarındaki kiri
sana bunu……..
oyyy nasıl söyleyebilirim
deliren sevdamızın kısrak huyunu
Elimi tut
tuttururlar, o kadarına izin verirler
kahreden bir ayrılığın çılgınlığı değil bu
bir isyanın kelepçeleşmiş resmidir parmaklarımız
sen içerde
ben dışarda…..
oyyy mahpusluk mahpusluk……

Haftanın Sanat Gündemi
Büyük usta anılıyor
Büyük usta Nâzım Hikmet, 118’inci doğum gününde, İstanbul başta olmak üzere ülkenin dört bir köşesinden anılıyor.
Büyük usta Nâzım Hikmet, 118’inci doğum gününde, İstanbul başta olmak üzere ülkenin dört bir köşesinde anılıyor.
Nâzım Hikmet Kültür Vakfı, Şişli Belediyesi, Beşiktaş Belediyesi ve İBB’nin katkılarıyla düzenlenecek olan etkinlikler, 15 Ocak 2020 günü saat 11:00’de şairin ülkesinden ayrıldığı son nokta olan İstanbul Tarabya’da artık gelenekselleşen “Nâzım’a Karanfiller” ile başlayacak. Etkinlikte şairin şiirlerinden bestelenen şarkıları Yol’a Düş grubu seslendirilecek.
15 Ocak günü saat: 14:30’da ‘’Çocukların Barışı’’ sergisi, Tarihi Hüsrev Kethüda Beşiktaş Kültür Merkezi’nde düzenlenen kokteyl programıyla açılacak.
Aynı gün saat 17:00’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İBB Kültür A.Ş, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı ortaklığında ‘’Barışın Şairi Nâzım Hikmet’’ adlı sergi düzenlenecek. Sergide, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı arşivinden ve Anı Odası’ndan eserler yer alacak. Karikatürcüler Derneği’nin ‘’Nâzım Hikmet Karikatürleri’’ çalışmaları da sergilenecek.
Şişli Belediyesi ve Nâzım Hikmet Vakfı ortaklığında gerçekleşecek akşam programı “Fevkalâde Memnunum Dünyaya Geldiğime” başlığını taşıyor. Şişli Belediyesi Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde düzenlenen program saat 20.00’de başlıyor. Program Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin’in açılış konuşmasıyla başlayacak. Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı iş birliğiyle düzenlenen etkinlikte Vakıf Genel Sekreteri Turgay Fişekçi günün anlamına dair bir konuşma gerçekleştirecek. Tiyatro sanatçısı Dolunay Soysert Nâzım Hikmet şiirleri seslendirecek. Nebil Özgentürk’ün hazırladığı ve yönettiği ‘’Nâzım’ın Kanatları’’ adlı belgesel gösteriminin ardından, Moğollar müzik grubu şarkılarıyla sahne alacak. Anma gecesi ücretsiz ve halka açık olacak. (odatv)

Livaneli’ye onur ödülü
Kartal Belediyesi’nin düzenlediği “Kartal Edebiyat Günleri”nin onur konuğu sanatçı Zülfü Livaneli olacak. Türk edebiyatının önemli isimlerini ağırlayacak program, 10 Ocak’ta başlayıp 12 Ocak’ta sona erecek. Türkiye’nin sevilen yazarlarını, söyleşi ve imza programları ile okurlarıyla buluşturacak etkinlik, Kartal Hasan Âli Yücel Kültür Merkezi’nde düzenlenecek. Çocuk edebiyatseverler için yapılacak etkinlikler ise Kartal Belediyesi Masal Müzesi’nde ziyaretçilerle buluşacak. 11 Ocak Cumartesi 18.00’de Nebil Özgentürk’ün “Zülfü Livaneli Bir Hayat Bir Tutku Bir Adam” adlı belgesel gösteriminden sonra, Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel, Livaneli’ye onur ödülünü takdim edecek.

Cemal Süreya ölümünün 30. yılında Kadıköy Belediyesi’nin ev sahipliğinde anılıyor.
Türk edebiyatının usta şairlerinden, yazar, çevirmen Cemal Süreya ölümünün 30. Yılında Kadıköy Belediyesi’nin ev sahipliğinde anılıyor
Caddebostan Kültür Merkezi’nde düzenlenen program 9 Ocak Perşembe saat 20.00’de.
Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği tarafından düzenlenen gece Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği Başkanı Seyyit Nezir ve Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı’nın açılış konuşmaları ile başlayacak.
Cemal Süreya’nın “Uçurumda Açan” şiirinin de dizesi olan “Yurdumsun Ey Uçurum!” adı verilen anma programı gazeteci, yönetmen Nebil Özgentürk’ün hazırladığı belgesel gösterimiyle devam edecek.
Sunuculuğunu Gülsen Tuncer’in yapacağı gecede Aydan Ay, Mürsel Üstün, Nisa Leyla İbrahim Hacıbektaşoğlu, FügenKıvılcımer, Ali Kandaz, Melahat Babalık, Olcay Bağır, Nesrin Karyaldız ve Feridun Andaç, şairin sevilen şiirlerinden mısralar okuyacak ve şaire dair konuşmalar yapacak. Gece Ozan Çoban ve Güneş Demir’in “Süreya’nın Ezgileri” adlı dinletisiyle son bulacak

Onat Kutlar anılıyor
Onat Kutlar, Kadıköy Belediyesi tarafından düzenlenecek “Onat Kutlar Bir Şenliktir” adlı etkinlikle anılacak.
Bombalı saldırı sonucu ağır yaralanan ve 11 Ocak 1995’te hayatını kaybeden Onat Kutlar, Kadıköy Belediyesi tarafından düzenlenecek “Onat Kutlar Bir Şenliktir” adlı etkinlikle anılacak.
Sanatçı Onat Kutlar anısına düzenlenecek olan etkinlik, Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası’nda gerçekleştirilecek. Anma etkinliği, 12 Ocak, saat 20:00’da başlayacak

Arkadaş Z. Özger belgeseli: Merhaba Canım
Belgeselci Ulaş Tosun’un ‘Merhaba Canım’ belgeseli Arkadaş Z.Özger’le ‘gecikmiş bir tanışmaya’ aracı oluyor.
25 yaşında aramızdan ayrılan şair Arkadaş Z. Özger belgeseli, Merhaba Canım’ı çeken yönetmen Ulaş Tosun T24’ten Canadan Yıldıza konuştu:
Çocukluğunda evdeki Nazım Hikmet kitapları, Zülfü Livaneli kasetleriyle büyüyen Ulaş Tosun, Arkadaş Z. Özger’i ta o yıllardan biliyor:
“Çocukken baştan sona okumasam da o kitabı, belki kapak tasarımından belki üstündeki resminden, belki de renginin kırmızı olmasından çok seviyordum. Üniversite yıllarımda meşhur, o çok sevilen ‘Alnını dağ ateşiyle ısıtan rüzgar’ şiiri okunurdu eylemlerde.”
Üniversite yıllarında resmi anlatıyla Arkadaş Z.Özger, Hüseyin Cevahir’in yakın dostu, Mahir Çayanların arkadaşı, ‘Ölürsem dağlar için ölürüm Ferhat, kalırsam vuruşkan şahan gibi’ diyen, dönemin sol coşkusunda ‘dağ’ metaforunu da kullanan bir şair…
Şiirlerinin içine dalmak, anlatılardan bağımsız anlamaya çalışmak Ulaş Tosun’u başka bir Arkadaş Z.Özger’le tanıştırıyor.(gercekgundem)

Bir Portre
Arkadaş Zekai Özger
Arkadaş Zekai ÖzgerArkadaş Zekai Özger 1948 yılında Bursa’da doğdu. Ankara SBF Basın Yayın Yüksek Okulu’nda okudu. TRT Ankara TV’de çalıştı. SBF polislerce basıldığı bir gün başına ağır darbeler yedi. Aradan yıllar geçtikten sonra 5 Mayıs 1973’de sokakta ölü bulundu. Beyin kanamasından öldüğü belirlendi.
Erken ölümü nedeniyle “Ne zaman yayımlarsam yayımlayayım adı ‘Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası’ olacak! ” dediği şiir kitabını yayımlama olanağı olmadı. Dergi ve gazetelerde yayınlanan şiirleri ölümünden sonra Tekin Sönmez tarafından “Şiirler” adıyla bir kitapta toplandı (Nadas Yayınları, 1974) . İkinci basımı “Sevdadır” adıyla yapılan kitap (Mayıs Yayınları, 1984) daha sonra da bu adla yayımlanmaya devam etti. Kenan Yücel tarafından yayına hazırlanan “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası” adlı kitapla (Ve Yayınevi, Nisan 2014) şairin şiirleri gerçek adına kavuştu.
Şiir yazdığı yıllardaki üniversite ortamının da etkisiyle ölüm ve cinsellik konularını sık sık işledi. Çoğu arkadaşının aksine dönemin sert siyasi şiir geleneğine uymayıp kendi yalnız yolunu oluşturduysa da
ölümünden sonra adı akıllarda kalan arkadaşları değil o olmuştur. Tahir Abacı’nın da dediği gibi en çok da Arkadaş’a yakışmıştır bu kimlik.
Arkadaş Zekâi Özger adına, İzmir’de Mayıs Yayınları tarafından 1996’dan bu yana her yıl şiir ödülü verilmektedir.
Eserleri/Şiirler (1974)
Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası (2014) (Antoloji.com)

Etiketler: / / / / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ