Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 8,02 / Satış: 8,06
€ EURO → Alış: 9,49 / Satış: 9,52

Antakya’da Kültür-Sanat

Antakya’da Kültür-Sanat
  • 28.07.2020
  • 1.334 kez okundu

Hazırlayan: Mehmet Karasu

Haftanın Kitabı
Rengârenk Ülkem/ Arap Alevi Kültürü/ Litfye Atıcı (Bayraktar)/Prof. Or. Aytuğ Atıcı
Bir çocuğun parktaki çocuklarla hemen arkadaş olması çok kolaydır. Çocuklar ırk, din/mezhep, dil önemsemez çünkü. “O da benim gibi gülüyor, koşuyor benim gibi, düşünce onun da canı acıyor” diye düşünür. Büyüyünce bunları düşünebilmek neden zorlaşır? Kendinden farklı olduğunu öğrendiğinde karşıdakinin gülüşü değişir mi ki? Hayır, farkını öğrenince değil farklılaştırmayı öğrenince o gülüşleri göremeyecek kadar uzaklaşır insanlar. Ayrıştırıcı tabuları yıkmak ve insanlara parkta kalan çocukluğunu hatırlatmak için atılan bir adımdır “Rengârenk Ülkem-Arap Alevi Kültürü”.
“Rengârenk Ülkem” Türkiye’ye çok yakışan bir tanımlamadır. Bu kitapta ülkemizde bulunan Arap Alevilerinin giderek yok olan kültürel özelliklerini anlatmak istedik. Yaşadıklarımızı yazıya dökünce de Ortadoğu’da yaşayan halkların ne kadar benzer özelliklere sahip olduklarını gördük, tıpkı çocuklarda olduğu gibi.
Her rengin güzel ve özel olduğu, hiçbir rengin diğerine üstün olamayacağı düşüncesiyle hazırladığımız bu kitabın “birlikte yaşama irademizi” güçlendirmesini diliyoruz.
Renklerin kardeşliğinin insanlara örnek olması dileğiyle.. (Arka kapak yazısı)

Konuk Yazar
Bir Kitap Bir Değerlendirme Ve Birkaç Dize/Bahri Loş
Günümüz şiirine ışık tutan pek çok eser vardır. Bunlardan biri T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığının hazırlamış olduğu 20. Yüzyıl Türk Şiiri (100 Şair 100 Şiir) isimli eserdir. Kitap 2006 yılında basılmış. Kitabın üzerindeki bilgilere göre ilk baskı 3 bin adet olarak yapılmış. Kitabın ön söz kısmında başta Enis Batur olmak üzere Mehmet Erdoğan, Haydar Ergülen ve Hakan Arslanbezer’in yazıları var. Eserin basım yeri İstanbul. Kitabın künye bilgilerini verdikten sonra ön sözde yer alan yazılardan alıntılar yaparak yazımıza devam edebiliriz.
Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı sayın Attila Koç şiirimizin geçmişiyle de barışık bir durumda olduğunu ifade etmiştir. Bu tespit doğru olmakla beraber biraz eksiktir. Her yeni gelişme ve dönüşüm geçmişin üzerine inşa edilir. Ve illaki geçmişten bir şekilde yararlanılır. Ancak yenilik biraz da yıkıcıdır. Bu yüzden geçmişle barışık olmayan bir yanı da mevcuttur. Bu iki durum birbirini çürütemez. Her iki durumu da doğru kabul etmek gerek.
Enis Batur kitapta yer alan yazısında 1940’lı yıllara değin Yunan ve Latin dünyasının şiiri pek bilinmezdi sözü son derece önemlidir. Sözün devamında; Gongora’yı, Dante’yi, Milton’ı, Ronsard’ı, Goethe’yi keşfetmiş bir şiir ortamı değildi bizimkisi; dahası, Hölderlin’den Novalis’e, Lord Byron’dan Keats’e, pre-modernlerle de uzun boylu bir ilişki kurulmuş olduğu söylenemezdi, ifadesini kullanıyor. Batur bu değerlendirmenin ardından sözlerini bitirmeye yakın “Bugün Türk şiiri, egemen dünya dillerinin şiirlerinde ulaşılan derinliğin uzağında görülemez.” sözüne yer vermiş.
Mehmet Erdoğan Serveti Fünun Dönemi’nden Garip şiiri dönemine kadar edebiyatımızın genel bir değerlendirmesini yapmıştır. Mehmet Erdoğan’ın “Şiirde biçim değişikliği denemeleri yadırgansa da eskiyle yeni arasında kurduğu bağla önemini korur.” sözü dikkate değerdir.
Kitabımızda Haydar Ergülen konusunu İkinci Yeni üzerine seçmiş. Haydar Ergülen İsmet Özel’in İkinci Yeni şiirine dair “Şiirimizde son büyük kalkışma” sözüne yer vermiş. Daha sonra Ergülen “ ’Kalkışma’ terimi bana ‘ yıkıp yıkmaktan ‘ çok ‘kendine yer açma’ arzusunun bir tercümesi olarak geliyor.” ifadesini kullanıyor. Ayrıca Ergülen İkinci Yeni’nin Garip akımı kadar yıkıcı olmadığını ve neredeyse sessiz sedasız denebilecek bir ‘Kalkışma’ ile kendine ‘yer açma’ya çalıştığını ifade ediyor.
Hakan Arslanbezer “ Şiirin En Uzun Elli Yılı” başlığıyla kitaptaki yerini almış. Hakan Arslanbezer Cumhuriyet, Garip, ve İkinci Yeni dönemlerinde içeriğin genellikle tartışmanın ötesinde veya kenarında bırakıldığı dönemlerdir, ifadesine yer veriyor. 1960 kuşağıyla birlikte içerik, daha doğrusu şiirin siyaset ve düşünceyle ilişkisi yeniden gündeme geldiğini söyler. Kitap önsözün içerisindeki değerli yazılarla, şairler ve şiirlerle oldukça zengin bir içeriğe sahiptir. Ayrıca kitabın adıyla uyumlu olduğu ve 20. Yüzyıl Türk Şiirinin panoramik fotoğrafını çektiği ifade edilebilir. Bu bölümde kitaptaki şiirlerden alıntılar yapıp sizlerle paylaşacağız. Ancak şunu belirtmek gerekir ki kitabın içerisindeki bütün eserler kendilerini zamana karşı kanıtlamış ya da kanıtlamaya adaydır. Biz yazımızda yalnız birkaç alıntıya yer verebileceğiz. İlk alıntımızı şarkı olarak duymayan yoktur. Biz onun sözlerinden bir bölümü aşağıya yazalım.
Sakın bir söz söyleme… Yüzüme bakma sakın
Sesini duyan olur, sana göz koyan olur.
Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın,
Anan bile okşarsa benim bağrım kan olur…
(…)
Genelde Muazzez Ersoy’dan dinlediğimiz bu sözlerin şairi Faruk Nafiz Çamlıbel. Şiiri bestelenmiş haliyle dinlemek farklı, direkt şiir olarak okumak farklı bir tat veriyor.
İkinci sırada Aşık Veysel ile halk müziği derlemecisi Muzaffer Sarısözen’i keşfeden Ahmet Kutsi Tecer’in “Nerdesin” şiirinden alıntı var.

Geceleyin bir ses böler uykumu,
İçim ürpermeyle dolar: – Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşıkıyım beni çağıran bu sesin.
(…)
TECER’in bu güzel dizeleri ve folklora katkısı sebebiyle alıntı yapmadan geçemedik. Diğer alıntımız Arif AY’ın “Çocuklar Nerde” şiirinden ;

sana anlatacaklarım var
otur
bir bardak su biraz zeytin
gözlerin/tüm sevincin
önce sofrayı kur
bak/gördün mü
nasıl sıcacık ekmek
sevenin yüreği/elimin emeği
nerede kaldı bunlar
çocuklara bir bak
(…)

Bir alıntı da Cahit ZARİFOĞLU’nun “Sultan” isimli şiirinden yapalım;
(…)
Hayat boş bir rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim

Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme
Son dizeyi Enver Gökçe’nin ‘Bir Alıp Bir Satıcı Gönül’ şiirinden alıyoruz. Ve dize şöyle:
Artık her şarkı dokunur bana bu şehirde.
Yazımızda daha fazla şiire yer veremiyoruz ancak sizlere okumak için birkaç şiir önerimiz var. Onlarca şiir arasından seçtiklerimiz şöyle:
Cahit Külebi’den İstanbul, Melih Cevdet Anday’dan Bir İlkbahar Şiirine Başlangıç, Metin Eloğlu’dan Eloğlu, Orhan Veli’den Gün olur, Özdemir İnce’den Yakarı, Refik Durbaş’tan Çırak Aranıyor, Süreyya Berfe’den Yeni Aşk, Arif Damar’dan Kuytuda, Ahmet Erhan’dan Bugün de Ölmedim Anne, Lale Müldür’den Destina ve Cahit Koytak’tan Futbol Oynayan Çocuklar.

Haftanın Şiiri
Sen Gidince Anladım/ Mahmut Çetin Zorba
Gözüm senle açılır, senle gelirdi rüya.
Soğumuş kül gibiyim, sen gidince anladım.
Senden başkası yoktu, bize aitti dünya.
Lâl kalan dil gibiyim, sen gidince anladım.

Küsmen bile güzeldi, barışmaya neden çok.
Bir “Canım” desen yeter, başka söze gerek yok.
Ya geri dön gel bana, ya da yüreğimden çık.
Kuruyan gül gibiyim, sen gidince anladım.

Sensiz bomboş bir yaşam, senle geçerdi zaman.
Kurşun yemiş gibiyim, aman dilerim aman.
Hallerimi bir görsen, koşup gelirdin hemen.
Değersiz pul gibiyim, sen gidince anladım.

Sen gidince anladım, sen ben olmuşuz ben sen.
Odam mezarım gibi, yüreğimi bir bilsen.
Kavuşmak tek emelim, bari rüyama gelsen.
Yapraksız dal gibiyim, sen gidince anladım.

Senmişsin benim zorda, tutunacak tek dalım.
Sen benim fırtınada, sığınacak limanım.
Geçmişim, geleceğim, yaşadığım her anım.
Çiğnenen yol gibiyim, sen gidince anladım.

Yetmez mi bu ayrılık, her zerrem sana muhtaç.
Beynim, kalbim, bedenim, rüyalarım bile aç.
Beni benden alanım, sensiz dünyam koca hiç.
Omuzda sal gibiyim, sen gidince anladım.
(24.Temmuz.2017 Antakya)

Haftanın Sanat Gündemi
PEN Türkiye, Adalet Ağaoğlu’nun tüm yapıtlarını ‘Ayın Kitabı’ seçtiğini duyurdu.
PEN Yazarlar Derneği geçen hafta yaşamını yitiren Adalet Ağaoğlu’nun tüm eserlerini “Ayın Kitabı” seçti.
PEN Türkiye tarafından yapılan yazılı açıklamada “Bazı yapıtlar bazı tarihlerle, dönemlerle yaşıttır. Onlar yaşadıkça yapıtlar da yaşar. Hatta bazen o dönemler, kurumlar, yapılar yok olur, yapıtlar var olmayı, yaşamayı sürdürür. Cumhuriyet sözcüğünü görünce, nedense tüyleri diken diken olan ve cumhuriyet romancısı, cumhuriyet kadını, cumhuriyet belleği gibi kavramların Adalet Ağaoğlu için söylenmesini ‘fiyasko’, ‘yanlış’, ‘ucuzluk’ ve ‘hazin’ sözcükleriyle niteleyenlerin anlayamadığı, anlamak istemediği şey budur. Cumhuriyet eleştiriyle var olur, cumhuriyet olur, demokrasiye kavuşur. Adalet Ağaoğlu’nun, özellikle Ankara’nın Adalet’i olması da, başlıca iki kadın, Doçent Aysel ve Tezel karakterleri üzerinden, cumhuriyet serüvenine bakışları, eleştirileri, tartışma ve değerlendirmeleri nedeniyledir. Cumhuriyetin daha da cumhuriyet olması, demokrasiyle güç, anlam ve bütünlük kazanması için yazan, çizen, çalışan, üreten her kadın, cumhuriyet romancısıdır, cumhuriyet kadınıdır, cumhuriyet belleğidir. Behice Boran da, Sevgi Soysal da, Necmiye Alpay da, Adalet Ağaoğlu da. Cumhuriyet edebiyatımızı ‘Dar Zamanlar’da da yetkinliğe ulaştıran sevgili Adalet Ağaoğlu’nun roman, öykü, oyun, günlük, deneme, mektup, tüm yapıtlarını temmuz için ‘Ayın Kitabı’ seçtiğimizi bildirmekten onur duyarız.” denildi. (Evrensel)

1. Konyaaltı Kitap ve Kültür Şenliği başladı
Antalya’da 30 Temmuz’a kadar çok sayıda yayınevi ve yazarın katılımıyla ve çeşitli etkinliklerle sürecek olan 1. Konyaaltı Kitap ve Kültür Şenliği başladı.
1. Konyaaltı Kitap ve Kültür Şenliğinde yayınevleri ve yazarlar okurlarıyla buluşuyor. Konyaaltı Cemevi önünde gerçekleşen ve 30 Temmuz’a kadar devam edecek olan festivale 50 yayınevi, 65 yazar katılacak. Festivalde her gün söyleşi, müzik dinletisi, stand up gösterisi gibi etkinlikler gerçekleştirilecek.
Fuara Eren Erdem, Ümit Uysal, Necmi Aksu, Arif Basar, İlhan Geduk, Nil Prötter, Filiz Kocabıyık, Muhammed Yavaş, Bora Asan, Hidayet Oktay, İsmet Özalp, Lütfiye Gültekin, Op. Dr. Hüseyin Çoban, Öztürk Acun, Saniye Acun, Faruk Demirel, Vefale Talibi, Fikret Eroğlu, Meliha Akay, Ulviye Kuccuk, İlyas Taştan, Taner Çakırel, Kazım Engin, Abdullah Şanal, Reşide Okudur, Nuri Erkal, Harun Yiğit, Turgay Değirmenci, Derya Yılmaz, Tolga Coşkuner, Zehra Yiğiter, Nurhan Yıldız’ın da aralarında bulunduğu pek çok yazar katılacak.
30 Temmuz’a kadar sürecek olan festivalde imza günü ve etkinlikler her gün 19.00 – 22.00 saatleri arasında gerçekleştirilecek. Kor, Ginko, Manos, Artplus, Kırmızı Kedi, Yapı Kredi Kültür Yayınları’nın aralarında bulunduğu bir çok yayınevi her gün 18.00 – 24.00 saatleri arasında kitapseverler ile buluşacak. (Antalya/EVRENSEL)

9. Türkiye Yayıncılık Kurultayı’nın sonuç bildirisi yayımlandı
Türkiye Yayıncılar Birliği, 9. Türkiye Yayıncılık Kurultayı Online’ın sonuç bildirisini yayımladı. Bildiride, önümüzdeki dönemde hızla eskiye geri dönmek ya da hızlı çözümlerle günü kurtarmak yerine sektörün bütün paydaşlarının sorunları hep birlikte, adil ve paylaşımcı bir tutumla ele alıp çözmeye çalışmaları gerektiği vurgulandı.
Dijital yayıncılığın basılı yayıncılık için bir tehdit olmadığı; üzerinde çalışılması, öğrenilmesi ve geliştirilmesi gereken yeni ve ek bir pazar geliştirme fırsatı sunduğunun altı çizildi.
Telif hakları alanında süregelen sorunların pandemiyle birlikte artarak devam ettiğinin belirtildiği bildiride, bu alandaki çalışmaların, meslek birlikleri aracılığıyla ve hızlı bir şekilde harekete geçilerek yapılması gerektiğine dikkat çekildi. Yayıncılık sektörünün, yakın gelecekte yararlanılabilir bir veri tabanı ihtiyacını hayata geçirmesi gerektiğinin de vurgulandığı sonuç bildirisinde, okuma kültürünün önemi de bir kez daha gündeme taşındı. İçselleştirilen bir okumanın, anlamayla sonuçlandığı ve bir kültür yarattığının ve okumanın, bir kültür haline geldiğinde eşitsizliğin yarattığı gerginlikleri de ortadan kaldıracağının altı çizildi.
KURULTAY HAKKINDA
Türkiye Yayıncılar Birliği’nin iki yılda bir düzenlediği Türkiye Yayıncılık Kurultayı’nın dokuzuncusu, pandemi nedeniyle 25-26 Haziran tarihlerinde online olarak gerçekleştirilmişti. İki gün boyunca süren kurultayda, 6 oturumda yurt dışından 12, Türkiye’den 46 olmak üzere toplam 58 konuşmacı yer aldı. Türkiye’den ve dünyadan uzman yayıncıları ve yayıncılık paydaşlarını internet üzerinden bir araya getirerek yayıncılık sektörünün geleceğine ışık tutmayı hedefleyen kurultayda, sektörün geçirdiği bu olağanüstü dönemde ortak sorunları, ihtiyaçları ve eğilimleri üretken bir diyalog zemininde gündeme taşındı. (Evrensel)

2. Dünya Savaşı’ndan sonra ilk defa Nobel Ödül Töreni yapılmayacak
Nobel Vakfı’ndan yapılan açıklamaya göre Nobel Ödül Töreni bu yıl korona virüs nedeniyle yapılmayacak.
İsveç’te her yıl 6 kategoride verilen dünyanın en prestijli ödüllerinden Nobel’de, bu yıl kazananlara ödülleri törenle verilmeyecek.
Nobel Vakfı kazananların açıklanacağını ancak korona virüs salgını nedeniyle bu yıl kazananlara ödüllerinin “yeni bir şekilde” takdim edileceğini duyurdu.
Salgın, her yıl 10 Aralık civarında düzenlenen ödül törenin, yaklaşık 60 yıldır ilk kez iptal edilmesine neden oldu.
Nobel Vakfı Başkanı Lars Heikensten “Bu, herkesin bazı tavizlerde bulunması ve yeni şartlara tamamen adapte olması gereken özel bir yıl” açıklamasını yaptı.
Nobel Ödün Töreni en son 1956 yılında Sovyetler Birliği’nin Macaristan’ı işgalini protesto amacıyla iptal edilmişti.
Tören 1. ve 2. Dünya savaşları sırasında da yapılmamıştı.

Türkiye Yazarlar Sendikası Açıklaması
İstanbul Sözleşmesi’nden Çekilmek Kadınlara Savaş Açmak Demektir
2011’de İstanbul’da imzalanan “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni ilk onaylayan ülkelerden biri Türkiye’ydi. Bugüne dek sözleşmenin maddelerini uygulamayan iktidar, geçtiğimiz hafta sözleşmeden çekilme niyetini açıkladı. AKP bürokratlarının; kadın özgürlüğü, kürtaj, kız çocuklarının evlendirilmesi, tecavüz, cinsiyet eşitliği gibi konularda suç teşkil eden söylemlerine yıllardır maruz kalıyoruz. İstanbul Sözleşmesi gündeme getirilerek bir kez daha akla, mantığa, hukuka sığmayacak demeçler veriliyor. Sözleşmenin Türk kültürüne, geleneklerine, aile yapısına uygun olmadığı, milli değerler için tehdit oluşturduğu söyleniyor. Erkeklerin kadınları öldürmesi Türk halkının millî değeri midir? Türkiye, dünyada, kadına şiddet konusundaki araştırmalarda ilk sıralara yerleşti. Ekonomik ve ahlaki yozlaşma, toplumun kutuplaştırılması, niteliksiz eğitim, dindar bir nesil yetiştirme projesi, erkeklik patolojilerini derinleştirdi. Televizyon dizilerinde şiddet milyonlarca kez gösterildi. Feminist gece yürüyüşlerinde kadınlara polis şiddeti reva görüldü. Gerici bir siyasetin sürdürülebilirliği için kasıtlı şiddet karşısında kadınlar artık devletin kendilerine savaş açtığını dile getiriyorlar. Cumhurbaşkanını, iktidar partisini ve bütün yetkilileri, kadına şiddetin önlenmesi ve şiddetle mücadele konusunda yol ve yöntemler sunan İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamaya çağırıyoruz.
Türkiye Yazarlar Sendikası

Bizi Kucaklayan Dergiler
1.Güney Rüzgarı/Sayı 242/ Temmuz 2020
2.Çayyolu/Kültür, Sanat, Edebiyat/ Sayı 1/ Temmuz- Ağustos 20120
3.Varlık/Sayı 1354/ Temmuz 2020
4.Şehir/ Sayı 142/ Temmuz 20207
5.İnsancıl/ Sayı360/Temmuz 2020

Etiketler: / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ