Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 8,30 / Satış: 8,34
€ EURO → Alış: 9,69 / Satış: 9,73

Antakya’da Kültür-Sanat

Antakya’da Kültür-Sanat
  • 13.10.2020
  • 1.668 kez okundu

Hazırlayan: Mehmet Karasu

Kent Kitaplığı
Zaman Uyanmadan/ Kabıl Mâ Yfîk Iz Zamân/Mehmet Düşer
Mehmet Düşer, Antakya’da yaşamını sürdüren bir eğitimci/ şair.
Edebiyatımızda belki de bir ilki başarıyor ve tek örnek diyebileceğimiz bir yapıta imza atıyor.
Sayın Düşer’e göre, “Bir insan duygularını en iyi, var olduğu dilde ifade edebilir. Mehmet DÜŞER de şiirlerini öncelikle kendi anadili olan Arapça ile yazmıştır. Arapça alfabe ile okumayı bilmeyenler için şiirlerini Latin alfabesi ile de yazmıştır. Bu anlamda çevirilerde yaşanan anlam kayıpları hesaba katıldığında, Arapça bilenlerin öncelikle şiirleri
Arapça okumalarını tavsiye ediyoruz.”
Sayın Düşer, yöresinde kullanılan kadim lehçeyi, günümüzde kullanılan Arapçayla bütünleştirerek yazdığı şiirlerin hem kendi memleketinde, hem de Orta Doğu’da anlaşılabilmesine özen göstermiştir. Böylece yaşayan Arapça ile köprü kurma misyonunu doğal olarak üstlenmiş oldu.
Yapıtın büyük bir ilgi uyandıracağına inanıyorum.

Konuk Yazar
Çocuklara Kitap Okuma Alışkanlığı Nasıl Kazandırılır
Yıllardan beri eğitimcilerin, anne- babaların yapmak isteyip de yapamadıkları şey nedir, diye bir soru sorulsa; çocuklara kitap okuma alışkanlığı kazandıramamalarıdır, derim. Bu sorun Türkiye’nin yıllardan beri kanayan yarasıdır. Çocuklarımızdan kitap okumalarını hatta bunu alışkanlık haline getirmelerini isteriz; ama her nedense bir türlü bu işi başaramayız. Bunun üstesinden gelebilmek için anne ve babalara, biz eğitimcilere, milli eğitim bakanlığına büyük görevler ve sorumluluklar düşmektedir. Herkes kendine düşen görevi özenle ve istekle yerine getirirse; aile, okul ve çevre üçgeninde sağlıklı ilişkiler kurulursa; çocuklara istendik davranışlar ve alışkanlıklar kazandırılabilir.
Çocuğa okuma alışkanlığı kazandırılmasında en önemli etken ailedir. Anne- babalar çocuk için önemli bir örnektir. Çocuk, kişiliğini biçimlendiren ilk etkileri önce aileden sonra çevre ve okuldan alır. Bu bağlamda ailenin yaşadığı çevre, ekonomik durum, eğitim ve kültür düzeyi de önemlidir.
Akıp giden zaman diliminde çocuğun kazanacağı olumlu ve olumsuz davranışların sorumlusu ailedir. Güzel bir alışkanlık olan kitap okumayı çocuklarımıza sevdirmek ve onlarda bu sevgiyi alışkanlık haline getirmek istiyorsak bilinçle ve sabırla çalışmak zorundayız. Bu nedenle İşe önce kendimizden başlamak ve bu çabayı sürdürmek bizim için kaçınılmaz bir görev olmalıdır. Anne- baba olarak bizler çocuğun yanında kitap okursak çocuğu olumlu yönde etkileriz. Çünkü çocuk o yaşlarda anne- babayı, yani bizi rol model olarak almaktadır.
Ömer Faruk Toprak, “ Duman ve Alev” adlı eserinde kitap okuma olayı ile ilgili anılarını ve babasının desteğini bakın nasıl anlatıyor: “Soğuk bir kış günü, ‘ocaklı ‘ odada babamla oturuyorduk. Postadan bir paket içinde küçük cep kitapları çıktı. Bunlar Maksim Gorki’nin “Arkadaşım” adlı hikâyesinin çevirisi ile Oscar Wilde’nin “Mesut Prens” adlı romantik hikâyesiydi. Babam ara sıra gözlüğünün üzerinden bana bakıyor, bir şey söylemeden kendi kitabına dalıyordu. Erkenden akşam olmuş, ben penceremin önünde az bir ışıkla küçük Gorki kitabını bitirmeye çalışıyordum. İlk tanışma idi bu. Birbirinden hoşlanmış iki insanın anlaşmaları önemli demek”
Çocukların yanında kitap okuyan ebeveynler, çocuklar için her zaman iyi bir örnek olmuştur. Bu nedenle çocuklardan önce anne-babaların okuma alışkanlığı kazanması mutlaka gerçekleştirilmelidir. Evde hiç kitap okumayan bir anne – babanın çocuğuna, kitap oku oğlum, kızım demesi ne kadar etkileyici ve inandırıcı olur? Çocuklar duyduklarından çok gördüklerine inanır ve onları benimserler.
Oğlumun çocukluk günlerini anımsıyorum. Eşim ve ben kitap okumayı sürdüren iki eğitimciydik. Bunu hem mesleğimizin gereği hem de zevk için yapıyorduk. 3-4 yaşına gelen oğlumuz, bizi evde çoğu zaman elimizde kitapla görürdü. Geceleri de kitap elimizden düşmezdi. Oğlum bizi taklit etmek için eline bir kitap alır, koltuğa oturur, birtakım sesler çıkararak kitap okuduğunu göstermeye çalışırdı. Bu durum çok hoşumuza gider, uzun uzun kahkahalarla gülerdik. Bu yüzden diyoruz ki çocukların anne- babayı kitap okurken görmesi çocuk için çok önemli ve etkileyicidir. Evin her köşesinde kitaplar güzel çiçekler gibi hem gözümüzü hem de ruhumuzu doyurmalı ve dinlendirmelidir.
Gerçekten çocukların okuma alışkanlığı kazanmasını istiyor muyuz? O zaman çocuğun okul öncesi yıllarına dönerek bu konuyu enine boyuna inceleyip değerlendirmeliyiz. Kitapla yakınlık, kitapla dostluk, arkadaşlık bu yıllarda oluşur. Aileler, çocukları için evde küçük kitaplıklar kurup, çocuklarına okuduklarını burada sergileyip yeni aldıklarını da kitaplıklara yerleştirerek onları zenginleştirebilirler. Çocukların doğum günlerinde, bayramlarda ya da çocuklar başarılı olduklarında onlara kitaplar armağan etmek onların kitapları sevmelerine yardımcı olur.
Uzmanlar, çocukların yaş düzeylerini göz önünde tutarak okul öncesi ve okul sonrası dönem deyip çocukları bu dönemlere göre değerlendirmek ve onlara uygun kitaplar vermek gerektiğini ifade etmektedir.
Anne- baba olarak çocuklarımızı bebeklik döneminde kitaplarla tanıştırmalıyız, onlarla birlikte kitaplar okumalıyız desem bana güler geçersiniz. Ama işin gerçekten ciddi olduğunu söylersem, biraz durup düşünürsünüz değil mi? O zaman New York Üniversitesi’nde Öğretim üyesi olan Prof. Dr. Selçuk Şirin’in sözlerine kulak verelim: “Yeni doğan çocuğa doğduğu andan itibaren kitap okuyun! Daha da ötesini söyleyeyim: Bu, çocuğunuzun geleceğine yapacağınız en kıymetli yatırımdır. İddialıyım, evet,” diyor.
Anneler çocuklarını bebeklik döneminde ninnilerle uyutur. Bunlar çocuğun dünyasında doğada cıvıldaşan kuş sesleri gibidir. Zaman geçtikçe birçok anne- baba, çocuklarının mutlu olması ve sağlıklı gelişmesi için önceleri onlara masal anlatırlar. Masal anlatırken ya da okurken çocuğun dikkatini çekmek için masal kahramanlarını ses tonumuzla çocuğun gözünde canlandırmaya çalışmalıyız. Çocuk büyüdükçe resimli masal kitapları yerini az resimli öykü kitaplarına bırakmalı. (Devam edecek)

Haftanın Şiiri
Yoruldum/ Fakir Baykurt
Yoruldum, çok yoruldum
Biraz değil çok yoruldum Ankara’da
On katlı yirmi katlı beton yapılara
Sabah akşam asansörle inip çıkmaktan
.
Yoruldum, çok yoruldum
Biraz değil çok yoruldum Mamak’ta
Tutukevinde demir parmaklıklar ardında
Yaz kış ranzalarda yatmaktan
.
Yoruldum, çok yoruldum
Biraz değil çok yoruldum o şehirde
Çokları çok aldı yaşamda benden
Kimine emeğimi, kimine zamanımı vermekten
.
Yoruldum, çok yoruldum
Biraz değil çok yoruldum Almanya’da
Asfalt caddelerde yürümekten
Altı şeritli otoyollarda gidip gelmekten
.
Yoruldum, çok yoruldum
Biraz değil çok yoruldum Duisburg’ta
Pasaport, vize, oturma izni, işlemler her yıl
Yoruldum yurda uzaklardan bakmaktan
.
Ama yorulmadım hiçbir zaman
O yoksul sevgili gibi dağ başlarında
Karda kalmış, darda kalmış yolcular için
Yazmaktan……. (1988)

Haftanın Sanat Gündemi
Nobel Edebiyat Ödülü sahibini buldu
Dünyanın en köklü ödüllerinden olan Nobel Edebiyat Ödülü bugün sahibini buldu… Ödül ABD’li şair Louise Glück’e verildi. 2018 yılında Leh yazar Olga Tokarczuk’un kazandığı ödüle 2019 yılında Avusturyalı Peter Handke’nin layık görülmesi başta Türkiye olmak üzere birçok ülkenin tepkisini çekmişti
Ödül ABD’li şair Louise Glück’e verildi. İsveç Akademisi yapılan açıklamada, “2020 Nobel Edebiyat Ödülü’ne ciddi sade güzelliği kullandığı belirgin şairane sesi ile tekilin varlığını evrensel kılan ABD’li şair Louise Glück layık görülmüştür” denildi.
New York doğumlu 77 yaşındaki Glück kariyeri boyunca aralarında Pulitzer ve Bollingen ödülünün de olduğu birçok ödül kazandı. Glück’ün en önemli yapıtları arasında The Wild Iris ve The Triumph of Achilles yer alıyor.
Louise Glück’ün Türkiye’de yayımlanan ilk ve tek kitabı Seçme Şiirler, 1994 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından basılmıştı.

Everest Yayınları “İlk Roman Yarışması” birincisi bu sene İrfan Saruhan’ın
Everest Yayınlarının genç yazarlara şans tanımak ve edebiyata yeni isimler kazandırmak amacıyla ilk kez 2006 yılında başlayan ve gelenekselleşen Everest Yayınları “İlk Roman” Yarışması sonuçlandı.
İlk roman ödülü İrfan Saruhan’ın
Cemil Kavukçu, Müge İplikçi, Semih Gümüş ve Handan İnci’den oluşan seçici kurul, Herkesin Bir Hikâyesi Vardır eseri ile İrfan Saruhan’ı ödüle layık buldu.

Dünyaca ünlü yazar Amin Maalouf, Atatürk hayranlığını anlattı
Kitapları 40’tan fazla dile çevrilen Lübnan asıllı Fransız ünlü yazar ve düşünür Amin Maalouf, İtalya’da ödüle layık görüldü.
Burada NTV Roma Muhabiri Esma Çakır’a özel demeç veren Maaolouf, dedesinin bir Atatürk hayranı olduğunu ve hatta bu hayranlığı nedeniyle, erkek beklentisi olduğu için çok önceden belirlediği Kemal ismini kızına vermiş olmasını keyifle anlattı.

İyi ki doğdun Yaşar Kemal! (Usta 97. doğum gününde anılıyor)
Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli olan “Türk edebiyatının koca çınarı” Yaşar Kemal, 1923’te Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite köyünde, Van Gölü yakınlarındaki eski adı “Ernis” olan Ünseli köyünden Birinci Dünya Savaşı’ndaki Rus işgali yüzünden göç etmek zorunda kalan Halime-Sadık çiftinin çocuğu olarak dünyaya geldi.
Nüfus cüzdanına ancak ilkokulda sahip olabilen Yaşar Kemal’in doğum tarihi kayıtlara 1926 olarak geçti.
Küçük yaşlarda ozanların anlattığı efsaneler, okudukları şiirler Yaşar Kemal’i derinden etkiledi. Küçük yaşına rağmen ozanlara öykünerek türküler, şiirler söylemeye başladı. Kendisiyle atışan görme engelli Aşık Ali’nin “Sen bu yaşta bu kadarsan sonunda Karacaoğlan gibi olacaksın” sözleri onu çok mutlu etti.
İlk olarak 1951-63 arasında Cumhuriyet gazetesinde fıkra ve röportaj yazarı olarak çalışan Kemal, burada “Yaşar Kemal” ismini kullandı.
1952’de ilk öykü kitabı Sarı Sıcak’ı, 1955’te ise bugüne dek 40’tan fazla dile çevrilen romanı İnce Memed’i yayımladı. 1962’de girdiği Türkiye İşçi Partisi’nde genel yönetim kurulu üyeliği ve merkez yürütme kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Yazıları ve siyasi etkinlikleri dolayısıyla birçok kez kovuşturmaya uğradı. 1967’de haftalık siyasi dergi Ant’ın kurucuları arasında yer aldı. 1973’te Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluşuna katıldı ve 1974-75 arasında ilk genel başkanlığını üstlendi. 1988’de kurulan PEN Yazarlar Derneği’nin de ilk başkanı oldu.
Roman ve öykülerinde çoğunlukla Çukurova’da yaşanan insan dramlarını işledi. Büyük ün kazanan “İnce Memed” romanı 40 dile çevrilirken, büyük dünya yazarları arasında yer aldı. “İnce Memed”in de aralarında bulunduğu 9 eseri filme çekildi.

31. Haldun Taner Öykü Ödülü, Nurhan Suerdem’in
“Maruzatım Var” adlı kitabına verildi. Seçici Kurul, “İronik yaklaşımıyla anlatıcının iç sesini toplumdaki ‘öteki’ kadınların sesiyle örtüştürmesindeki başarısı” nedeniyle kitabı ödüllendirdi…
Milliyet gazetesinin düzenlediği Haldun Taner Öykü Ödülü, bu yıl Nurhan Suerdem imzalı Maruzatım Var adlı kitaba gitti.
Doğan Hızlan başkanlığında Demet Taner, Handan İnci, Nursel Duruel, Metin Celal, Mehmet Zaman Saçlıoğlu ve Kâmil Erdem’den oluşan Seçici Kurul’un oybirliğiyle aldığı kararın gerekçesi şöyle: “İçtenlikli anlatımı, ironik yaklaşımıyla anlatıcının iç sesini toplumdaki ‘öteki’ kadınların sesiyle örtüştürmesindeki başarısı nedeniyle.”
Türk edebiyatının usta kalemi Haldun Taner anısına düzenlenen ödüller, 31 yıldır veriliyor.(Milliyet)

Toplumcu gerçekçi edebiyatçı: Fakir Baykurt
Türk edebiyatında toplumcu ve gerçekçi yaklaşımı benimsemiş yazar, şair, eğitimci ve sendikacı Fakir Baykurt’un vefatının üzerinden 21 yıl geçti.
Asıl adı Tahir olan yazar, Elif ve Veli Baykurt çiftinin oğlu olarak 15 Haziran 1929’da Burdur’un Yeşilova ilçesine bağlı Akçaköy’de dünyaya geldi.
Baykurt, 1936’da Akçaköy İlkokulu’nda öğrenime başladı. 1938’de babasının vefatı üzerine dayısı Osman Erdoğuş’un yanına, Balıkesir’e taşınan Baykurt, o dönem İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla dayısı askere alındıktan sonra tekrar Akçaköy’e döndü.
Usta yazar, 1942’de ağır bir sıtma geçirdikten sonra 1943’te ilkokul eğitimini bitirdi. Şiir yazmaya bu dönem başlayan yazar, 1948’de Isparta Gönen Köy Enstitüsü’nden köy öğretmeni olarak mezun oldu.
Edebiyatla ilgilenmesi üzerine Köy Enstitüsü’ne kütüphane başkanı seçilen Baykurt, bu kütüphane vesilesiyle de kendini geliştirme fırsatı yakaladı.
İlk şiirini 1945’te yayımladı
“Fesleğen Kokulum” adlı ilk şiirini 1945’te “Türke Doğru” dergisinde yayımlayan usta yazarın şiirleri, 1947’de “Kaynak” adlı dergide okurla buluştu. Şair, bu yıllardan itibaren yokluk ve mücadeleyle geçen hayatı üzerine eserlerinde “Fakir Baykurt” adını kullanmaya başladı.
Baykurt, enstitüden sonra Kavacık ve Dereköy köylerinde 5 yıl öğretmenlik yaptı ve 1951’de Muzaffer Hanım ile evlendi. Bu evlilikten Tonguç adında bir oğlu, Işık ve Sönmez adında iki kızı olan Baykurt, 1953’te Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’ne başladı. Burada “Gayret” adlı dergide yazmaya başlayan Baykurt, bazı yazıları sebebiyle soruşturmaya tabi tutuldu.
Köy hayatını anlatan ilk romanı “Yılanların Öcü”nü 1954’te kaleme alan usta yazarın bu romanı daha sonra tiyatroya ve sinemaya da uyarlandı.
Baykurt, Edebiyat Bölümü’nden 1955’te mezun oldu ve Sivas’ın Hafik ilçesine öğretmen olarak atandı. 1957’de Ankara Piyade Yedek Subay Ortaokulu’nda vatani görevini tamamlayan Baykurt, askerlikten sonra Artvin’in Şavşat ilçesinde öğretmenliğe devam etti.
Bu dönem Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan yazıları nedeniyle öğretmenlikten alınan yazar, Ankara Yapı İşleri Müdürlüğünde görevlendirildi ve 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra da Ankara ilköğretim müfettişliğine getirildi.
Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın kuruluşunda rol aldı
Yazar, 1962-1963’te ABD’de Indiana Bloomington Üniversitesinde ders araçları konusunda uzmanlık eğitimi gördü ve Türkiye’ye dönmesinin ardından bir süre müfettişlik yaptı. Daha sonra Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) kuruluşunda rol alarak, başkanlık görevini üstlendi.
Türkiye Öğretmenler Dernekleri Milli Federasyonu’nun (TÖDMF) genel başkanlığını da yapan Baykurt, 1966’da Milli Folklor Enstitüsü’ne uzman olarak atandı ve aynı yıl Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda danışmanlık yaptı. Türkiye çapındaki ilk öğretmenler boykotuna katıldığı için 1969’da bir kez daha açığa alınan yazar, 12 Mart 1971 Muhtırası’ndan sonra da uzun süre tutuklu kaldı.
Fakir Baykurt, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde halkla ilişkiler ve yayın müdürlüğü görevlerinde çalıştı. Daha sonra Almanya’nın Duisburg şehrinde Yabancı Çocuk ve Gençlerin Teşvik ve Bölgesel Çalışma Kurumunda eğitim uzmanlığı yaptı.
Yazar, 1977’de İsveç’te öğretmen yetiştirme çalışmalarına katıldı ve 1979’dan sonra Almanya’nın Essen eyaletinin Duisburg şehrinde yaşamaya başladı. Burada 1986’da öğretmenliğe başlayan Baykurt, yurt dışında oluşan Türkiye Aydınlarıyla Dayanışma Girişimi’nin yönetiminde de görev aldı. Baykurt, 1995’te Almanya’da öğretmenlik yaptığı Pestalozzi Okulundan emekli oldu.
“Köy edebiyatı hareketi”nin önde gelen temsilcisi olarak gösterildi
Toplumcu gerçekçi bir yaklaşımla kısa öyküler kaleme alan Baykurt, “Yeditepe”, “Yücel”, “Varlık”, “Fikirler”, “Kaynak”, “İmece”, “Yazın”, “Sanat Olayı”, “Cumhuriyet”, “Evrensel” ile “Yön” gibi gazete ve dergilere yazılar yazdı.
Diline doğal, yalın, şiirsel bir halk Türkçesi hakim olan ve 1950-1970 döneminde etkili olan “köy edebiyatı hareketi”nin önde gelen temsilcisi olarak da gösterilen yazar, “Tırpan”, “Kaplumbağa” gibi romanlarında imgesel öğelerden yararlandı.
Fakir Baykurt, 11 Ekim 1999’da Almanya’nın Essen kentinde pankreas kanseri nedeniyle 70 yaşındayken hayatını kaybetti ve Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Ne Okusak?
1.Osman/ Ayfer Tunç/ Can Yayınları
2.Hayvan Çiftliği/ George Orwell/ Can Yayınları
3.Bir İdam Mahkûmunun Son Günü/ Victor Hugo/ İş Kültür
4.Var mısın ki Yok Olmaktan Korkuyorsun?/ Farabi
5.Dünyanın Güçlü Tarafı/Kerem Işık/ Yapı Kredi

Etiketler: / / / / / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ