Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Antakya’da kültür sanat

Antakya’da kültür sanat
  • 10.11.2020
  • 2.243 kez okundu

Hazırlayan: Mehmet Karasu

Haftanın Kitabı
Gazi Mustafa Kemal Atatürk/ İlber Ortaylı
Bugün 10 Kasım. Ulu Önder Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 82. Yıldönümü.
Büyük Önderi saygıyla, özlemle anıyorum.
Yaşamının tüm yönleriyle büyük liderdi Atatürk…
“Tarihin akışını değiştiren, ona mührünü vuran veya büyük tehlikelere mani olan liderlere her memlekette rastlamak mümkün değildir.
Atatürk dünya tarihinin nadiren gördüğü bir dehadır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, hiçbir mağlup milletin direniş göstermediği zamanda siviller ve askerlerle dünyaya meydan okumuştur.”
– İlber Ortaylı
“Gazi Mustafa Kemal Atatürk kitabı, evvela imparatorluğu dirilten nesil olan 1880’liler kuşağı, Balkan coğrafyası ve Mustafa Kemal’in aile kökeni ile başlıyor. Akabinde Atatürk’ün askeri eğitimi, Manastır yılları, Milliyetçilikler Dönemi, İttihat ve Terakki, 2. Abdülhamid, Enver Paşa, Ziya Gökalp, Trablusgarb, Balkan Savaşları ve Sofya yıllarıyla devam ediyor.
Ordumuzun İtilaf devletleriyle sekiz cephede mücadele ettiği Birinci Dünya Savaşı, kutlu zaferlerimiz Çanakkale ve Kutü’l Amâre, Mondros, son padişah Vahideddin, bir milletin ve ülkenin ölüm fermanı olan Sevr…
Tüm detaylarıyla Milli Mücadele dönemi, 23 Nisan 1920 ve sonrasında muhalefete rağmen verilen Kurtuluş Savaşı, İnönü Muharebeleri, Lozan Konferansı, Büyük Taarruz ve Cumhuriyet’e giden yol…
Saltanat ve hilafet tartışmaları, Lozan, On İki Ada, mübadele, Osmanlı’dan kalan borçlar, Musul ve yakın tarihin en önemli meselesi olan inkılaplar…
Son olarak kişisel özellikleriyle, dünyada, anılarda, hafızalarda kalan izleriyle modern Türkiye’nin kurucusu Atatürk…
İlber Ortaylı bu ilk biyografisinde yaşamının tüm yönleriyle büyük lider Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatıyor. Türk tarihçiliğine hiç unutulmayacak ve sürekli başvurulacak bir rehber kitap daha kazandırıyor…” (Tanıtım Yazısı)

Konuk Yazar
Rızabey Aile-Evi’nden Rıza Bey Apartmanı’na…/ Hikmet Altınkaynak
Rızabey Aile-Evi, yapıtları sekseni bulan, aramızdan ayrılışının 5. yıldönümünde andığımız Tarık Dursun K’nin on dört romanından ilkidir. Romana ad olan İzmir’deki bu konut, Karataş’ta Deveçıkmaz yokuşunda tek katlı bir evdir. Altı odasının her birinde ayrı bir kiracı oturur. Yazar, her kiracıyı ayrı ayrı anlatır. Bunlardan Mustafa Dayı, memleketinde yaşanan deprem yüzünden büyük oğlunu yitirmiş, karısını, kızını, küçük oğlunu alıp kayınbiraderinin yaşadığı İzmir’e sığınmıştır.
1957’de günümüzden 63 yıl önce yayımlanan bu romanın İzmir depreminde yıkılan Bayraklı’daki Rıza Bey Apartmanı’yla aynı adı taşıması, elbette rastlantıdan başka bir şey değil.
İzmir’e gelen Mustafa Dayı ile karısı ve çocuklarına liman olan İzmir’deki Rızabey Aile-Evi, uğur getirir. Açtıkları Doğruluk Bakkalı’yla yaşamlarını zor da olsa sürdürürler.
Ama ya şimdilerde 8 katlı Rıza Bey Apartmanı’nın 29 dairesinde yaşanan acı gerçekler…
Bu gerçekler, 30.10.2020 günü belleğimize mıh gibi çakıldı. İzmir depremi hepimizi sarstı. Sarsılsak da Türkiye’ye yeniden büyük bir dayanışma duygusunu yaşattı. Bunda İzmir Büyükşehir Belediyesi yönetimi olağanüstü çaba ve başarı sergiledi.
Yıkılan apartmanlardan çok canlar kurtarıldı. Ayrıca bebek yaştaki Buse’nin, İnci’nin, İnci’nin köpeğinin, Gülay’ın, Elif’in, Ayda’nın kurtarılması için herkes seferber oldu, herkes soluğunu tuttu. Bebekler 10 saat, 13 saat, 15 saat, 17 saat, 65 saat, 91 saat sonra enkaz altından kurtarıldılar. Kurtarılanlar yalnızca onlar değildi sanki, onlar rahat bir soluk alana kadar yakınlarının da canı gitti, geldi. Türkiye’nin canı gitti, geldi. Türkiye, 91 saat sonra kurtarılan Ayda bebeğe ağladı!
“İzmir’in dağlarında çiçekler açar” diye zihninden geçirenler, şimdi benim gibi enkaz altında kalanların kurtarılması için yardım çığlıkları atanların sesleriyle paramparçalar. Yılların körlüğü, yılların vurdumduymazlığı, gereken önlemleri almama, kaç cana, kaç yaralıya, kaç binanın yıkılmasına yol açtı!
Oysa yakın geçmişte “’99 depremi” gibi çok acı bir deneyden geçilmiş, binlerce insanını bu depremde yitirmiş bir ülkenin yöneticilerinin bundan ders alması gerekmez miydi? Geçen süre içinde değil ders almak, “imar affı” üstüne “imar affı” çıkarıldı. Daha katı kurallar konulacak yerde affedildi. Rant seçildi, para alıp affedildi. Ama yöneticiler affetse de bilim, doğa affetmedi.
‘Tut Elimden İzmir’
17 Ağustos 1999 depremi, Bülent Ecevit’in son başbakanlığı dönemine rastlar. (Bugün 5 Kasım, Sayın Ecevit’in aramızdan ayrılışının 14. yıldönümü. Sevgi, saygı, özlemle anıyorum.)
Ecevit, deprem yaralarını hızla sarmak için Deprem Vergisi Yasası çıkardı. Yaralar sarılacakken 2002’deki erken seçimle de iktidar değişti. Vergiyi de şimdiki iktidar 2004’ten başlayarak sürekli hale getirdi. Ama vergiler deprem için harcandı mı?
Başa dönersek Rızabey Aile-Evi yanı sıra İzmir üstüne birçok yapıtı, aralarında Yunus Nadi Roman Ödülü gibi birçok saygın ödülü olan, TÜYAP İzmir Kitap Fuarı’nın 2009 yılı Onur Konuğu Tarık Dursun K. için Enver Ercan Tut Elimden İzmir kitabını TÜYAP adına hazırlamıştı. Tarık Abi’nin Kokulu Kentler’den (Literatür Yayınları, 2001) biri saydığı İzmir’in, kısa sürede kendine geleceğine inanıyorum. Çünkü Türkiye’nin kalbi İzmir’de atıyor!
Ölenlere rahmet ve yakınlarına sabır, ölümlere yol açanların cezalandırılmasını, yaralıların tez elden sağlığına kavuşmasını diliyorum.
İzmir, çok güzel yaşanacak çağdaş bir kenttir, sanatın her dalına konu olmuştur, olacaktır. Hiçbir deprem onu yaşanacak kent olmasından alıkoyamaz! Hele de Tunç Soyer gibi çalışkan, vizyon sahibi bir büyükşehir belediye başkanı varsa…
Geçmiş olsun İzmir, geçmiş olsun Türkiye! (Cumhuriyet)

Haftanın Şiiri
Havza Yollarında Mustafa Kemal/ Ceyhun Atuf Kansu
Muhmur dağın başında bir duman, bir duman,
Mustafa Kemal’in başında daha bir duman
Dağ düşünür gündüz gece başından duman gitmez,
Mustafa Kemal düşünür gündüz gece başından duman gitmez,

Dağların başında duman eksik olmaz,
Soy yiğidin başından duman eksik olmaz.
Mahmur dağının dumanlarına baktı da dedi.
Mustafa Kemal, Köroğlu olmak ne güzel şu dağlarda,
Tutmak gece gündüz denizlerin yolunu, yol vermemek,
Üşümek, ateş yakmak, yola düşmek ne güzel,
Bölmek orta yerinden gemilerin getirdiği güneşi,
Bir sana bir bana vermek ne güzel!

Çakal dağının eteğine vardı ki Mustafa Kemal,
Vakit alaca karanlık, dağın eteğinde bir kahve,
Kahvede düze inmiş eşkıyalar, Karadeniz uşakları,
Kaynıyor Erzurum işi semaver, çay demleniyor.
Uyanmış su, gözleri adamların, susuz gözleri sıcak,
Mustafa Kemal baktı, tanıdı, hepsi halk.

Oturdular, hep beraber çay içtiler,
Ordan burdan, dereden tepeden konuştular,
Sabah güneşi gelip bağdaş kurdu bir yana,
Yarı karanlıktı yüzleri birden aydınlandılar,
Acı çekmiş, susamış, dağ çizgileri sert
Mustafa Kemal’in gözlerinde tek tek ışıdılar.

Çıktı kavak yaylasına “oh!” dedi, Mustafa Kemal,
Ölmez be, insan bu vatanı sevince,
Halk kokusudur, güller çimenlerden gelir,
Ovaları sürenler aşağıda, ormanlarda bıçkı sesleri,
Dağılmış Mahmur dağının dumanları
Çekip cümle türküleri bir dere ışıltısıyla akar.

Havza’ya vardım ki, kulağımızı koyalım bir,
Bağımsız yaşamak diyelim bir, dinle ne ses verir?
Havza pazarına inmiş allı morlu köylüler,
Çıkarlar ormanlardan gizli gizli çağıralım, bir,
Gelirler toplanırlar ateşimize, onlar için yaktık,
Özgür yüreklerin soluğunu üflesinler bir.

Sevelim dedi, Mustafa Kemal, sevelim bir,
Selâm verelim bir, selâm alalım bir,
Halk olmak ne güzel şeydir arkadaşlar,
Şu sabah çayını içelim bir, kardeşçe sıcak.
Yüzümüzü yunalım şu dereden bir,
Sonra kursunlar darağacını kavgamıza,
Asarlarsa assınlar bizi düşlerimizden!

Haftanın Sanat Gündemi
Mehmet H. Doğan Edebiyat Ödülü’nün sahibi Yalçın Armağan oldu
Nilüfer Belediyesi‘nin, çağdaş Türk şiirinin en önemli eleştirmenlerinden Mehmet H. Doğan anısına bu yıl dördüncüsünü düzenlediği “Mehmet H. Doğan Ödülü”nün sahibi, “İmgenin İcadı” adlı eseriyle Yalçın Armağan oldu.
Nilüfer Belediyesi Kütüphaneleri’nin bu yıl dördüncüsünü düzenlediği Mehmet H. Doğan Ödülü’nün sahibi belli oldu. Şiir, inceleme ve eleştiri türünden eserlerin katıldığı Mehmet H. Doğan Ödülü için bu yıl, 10 eser incelemeye alındı.
Ödüle katılan eserler, Seçici Kurul Üyeleri Metin Celal, Orhan Alkaya, Gültekin Emre, Haydar Ergülen ve Orhan Tekelioğlu tarafından değerlendirildi. Seçici Kurul Üyeleri, kapsamlı, derinlikli bir çalışma olması, tartışılabilecek birçok iddia içererek bir eleştirel yapıttan beklenen özellikleri taşıması nedeniyle ve akademik disiplin, yeterli sayıda alıntı, sağlam atıflarla yazılmış olmasını da göz önüne alarak, birinci olan eseri belirledi.
Yapılan değerlendirme sonucu bu yıl, “İmgenin İcadı” adlı eseriyle Yalçın Armağan, Mehmet H. Doğan Ödülü’ne değer görüldü. Seçici Kurul Üyeleri ayrıca oy birliğiyle aldığı kararla, Murat Gülsoy ve Olcay Akyıldız’ın editörlüklerinde hazırlanan “Şiir Dünyadan İbaret” adlı eseri de, Nâzım Hikmet gibi hakkında pek çok çalışma yapılmış bir şair üstüne, yine de yeni fikirlerle dolu yazıların yazılabileceğini göstermesi ve bu bağlamda, akademik eleştirinin gücünü ortaya koyan bir derleme olması nedeniyle, “Anılmaya Değer” eser olarak seçti.
Bu yıl, koronavirüs pandemisi nedeniyle kapsamlı bir şekilde yapılamayan Mehmet H. Doğan Ödülü’nün töreni, Nilüfer Belediyesi’nde gerçekleşti.
Nilüfer Belediye Başkanı Turgay Erdem, Yalçın Armağan’ı, Halk Evi’ndeki makamında ağırlayarak Mehmet H. Doğan Ödülü’nü verdi. Nilüfer Belediyesi Kütüphane Müdürü Şafak Baba Pala’nın ve Seçici Kurul Başkanı Metin Celal’in de katıldığı törende Başkan Turgay Erdem, seçici kurul üyelerine de ayrıca teşekkür etti. (Nilüfer Belediyesi)

Piyanist, Besteci ve Yorumcu Timur Selçuk 74 yaşında hayatını kaybetti
Piyanist, Besteci ve Yorumcu Timur Selçuk 74 yaşında hayata gözlerini yumdu. “İspanyol Meyhanesi”, “Nereye Payidar” ve “Şeyh Bedrettin Destanı” gibi unutulmaz bestelere imza atan duayen sanatçının ölüm haberi dostlarını, yakınlarını ve sevenlerini üzdü.
‘KENDİME EN YAKIN SOL İDEOLOJİYİ GÖRÜYORUM’
Timur Selçuk 2018’de 50. sanat yılını kutlamıştı. Most-Uniq Açıkhava Konserlerinde sahneye çıkan Selçuk, “Hepiniz hoş geldiniz. Ne güzel, yarım asır sonra tekrar birlikteyiz. İnşallah 25 ya da 50 yıl sonra ben yoğun bakımda olduğumda benim için dua edersiniz. Havlu atmak yok arkadaşlar. Dik
durmaya devam.” demişti. Usta sanatçı geçen yıl Sabah gazetesine verdiği röportajda ise “Ben hep inançlı biriydim. Dini değerleri de; üretmek, paylaşmak ve zulme sessiz kalmamak olarak görüyorum. Dinimizde üretmek ve paylaşmak çok önemli. Günümüze baktığımızda üreten ve paylaşan bir sistem, emperyalizmin karşısında yer alır. Emperyalizm; zayıf ülkeleri alır, kendisine bağlar ve sömürür. Benim dini değerlerim ise böyle değil. Sol ideolojinin temelinde de üretmek ve paylaşmak var. O yüzden de dünya görüşü olarak kendime en yakın bu ideolojiyi görüyorum” ifadelerini kullanmıştı. (Evrensel)

Şair Ceketli Çocuk Kazım Koyuncu 49. yaşında anılıyor
Şair Ceketli Çocuk” olarak tanınan sanatçı Kazım Koyuncu, 49. doğum gününde anılıyor.
Koyuncu, nüfusa geç kaydedildiğinden dolayı resmi doğum tarihi 10 Mayıs 1972 olsa da 7 Kasım 1971’de Artvin’in Hopa ilçesine bağlı Yeşilköy’de doğdu.
Cavit Bey ve Hüsniye Hanımın 6 çocuğundan 5’incisi olarak dünyaya gelen sanatçı, babaannesinden masallar, “Kemençeci Yaşar” lakabıyla tanınan Yaşar Turnadan türküler dinleyerek büyüdü.
Okumayı çok seven, müziğe ortaokul yıllarında babasının aldığı mandolinle başlayan Koyuncu, futbolla ilgilendi ve köydekilerin aksine sıkı bir Trabzonspor taraftarı oldu.
Koyuncu, 1989’da köyünden ayrılarak İstanbul Üniversitesi’nde Kamu Yönetimi Bölümü’ne kayıt yaptırdıysa da üniversitede pek parlak bir öğrencilik dönemi geçirmedi.
Sanat tutkusu ağır basan ve müzik çalışmalarına o yıllarda ağırlık veren Koyuncu, 1992’de Ali Enver’le birlikte “Dinmeyen” isimli müzik gurubunu kurarak profesyonel müziğe adım attı. (Bir Gün)

İnceliklerin şairi Gülten Akın’sız 5 yıl geçti
Şair Gülten Akın aramızdan ayrılalı 5 yıl oldu. 4 Kasım 2015’te 82 yaşında yaşamını yitiren şair Gülten Akın, edebiyata 1956’da Rüzgâr Saati’yle güçlü ve doğru bir ses olarak girdi. Türk şiirinin içerik ve biçimini, etik ve estetik kaygılarını hep yukarıya taşıdı. Akın’ın şiirlerinin konusu başlarda doğa, aşk, ayrılık, özlemken, daha sonraları toplumsal sorunlar ağır bastı. 1980 öncesinde halkın yaşadıkları, onun da hayatına ve şiirine yansıdı. Gezip gördüğü yerlerden aldığı esinle zenginleşen ve coşkulu bir insan sevgisiyle yoğrulan şiiri, toplumsal sorunları, yaşam-halk ilişkisini öne çıkardı.
Kitaplarından Sığda’yla (1964) Türk Dil Kurumu 1965 Şiir Ödülü’nü, halk kaynağından beslenen ve bir Kurtuluş Savaşı’nı anlatan “Maraş’ın ve Ökkeş’in Destanı”yla 1970 TRT Başarı Ödülü’nü aldı. Ağıtlar ve Türküler’le 1976 Yeditepe Şiir Armağanı, Sevda Kalıcıdır’la 1991 Halil Kocagöz Ödülü, Seyran’la 1992 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü Memet Fuat’la paylaştı. 1998 Truva Folklor Ödülü, Sessiz Arka Bahçeler’ile 1999 Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü verildi. 2004 yılında Tüyap İstanbul Fuarı’nca Onur Şairi seçildi. Akın, şiirinde bir doruk noktası olarak nitelenen Beni Sorarsan’ı 2013’te yayımladı ve bu kitabı ile Metin Altıok Şiir Ödülü’ne layık görüldü.
Usta şair, şiir dışındaki edebi türlere fazla ilgi göstermedi ancak yedi adet kısa oyun yazdı. Ürettiği tiyatro metinlerinde kadın, evlilik, düzene yönelik eleştiriler, yoksulluk, yalnızlık, yaşlılık ve yabancılaşma gibi konular üzerinde durdu.
Şiirleri pek çok dile çevrildi ve kırktan fazla şiiri bestelendi. Bestelenen şiirlerinden biri de Sezen Aksu’nun 1993 tarihli albümüne adını veren Deli Kızın Türküsü’ydü. (BirGün)

Fatoş Güney: Kuşlar kafesten kurtulmadı
Sinemamızın ‘Çirkin Kral’ı Yılmaz Güney’in eşi Fatoş Güney, ‘Camları Kırın Kuşlar Kurtulsun’ isimli kitabında Güney’le olan aşklarını kaleme aldı. Fatoş Güney, “Yılmaz Güney bugün yaşasa yine içerde olacaktı, filmleri zaten hâlâ hapishanede. Kuşlar kafesten kurtulmadı” diyor. Işıl ÇALIŞKAN
Yönetmen, oyuncu ve senarist Yılmaz Güney’in eşi Fatoş Güney, aralarındaki “nice zorluklara göğüs gererek serpilen, cezaevi, sürgün, ayrılık gibi çetin süreçlerle daha da güçlenip büyüyen destansı sevgiyi” kâğıda döktü. İthaki Yayınları’ndan çıkan Camları Kırın Kuşlar Kurtulsun, Moda’da doğup büyümüş ve kendi kozasından çıkmamış bir genç kadının hayatının altüst oluş hikâyesiyle başlıyor. Bu bireysel değişim ülkenin siyasi tarihi ve politik sarsıntılarla, Yılmaz Güney’in kendi yolunu bulma serüveniyle harmanlanarak eşsiz bir anlatı oluşturuyor.
Fatoş Güney’in gözünden bir Yılmaz Güney panoramasına tanıklık etmeye davet eden kitap, filtresiz anlatımıyla okuyucuyla buluşuyor.

Atatürk Kitaplığı
1.Çocuklar İçin Nutuk/ M. K. Atatürk/ Ren Kitap
2.Geometri/ Mustafa K. Atatürk/ İş Kültür
3.Mustafa Kemal Atatürk/ Edward J. Erickson/ İş Kültür
4.Hangi Atatürk/ Atilla İlhan/ İş Kültür
5.Belgelerle Bursa Nutku/ M. K. Atatürk/ Halk Kitabevi

Etiketler: / / / / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ