Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 7,19 / Satış: 7,22
€ EURO → Alış: 8,78 / Satış: 8,81

Antakya’da Kültür Sanat

Antakya’da Kültür Sanat
  • 16.02.2021
  • 680 kez okundu

Hazırlayan: Mehmet Karasu

Haftanın Kitabı
İthaka’ya Yolculuk/ Demir Özlü
Ünlü yazar Demir Özlü geçtiğimiz hafta hayatını kaybetti.
Özlü, Türk edebiyatına çok önemli eserler vermiştir.
Ünlü Yazar Tezel Özlü’nün ağabeyi de olan Demir Özlü, İsveç’in başkenti Stockholm’de yaşamını sürdürüyordu.
İlk şiiri Kabataş Lisesi öğrencilerinin çıkardığı Dönüm, daha sonra Türk Dili dergisinde yayınlandı. Öykü, deneme, eleştiri ve çevirileri Mavi, A, Pazar Postası, Yeni Ufuklar, Soyut, Somut, Yeni Edebiyat, Gösteri ve Adam Öykü dergilerinde yayımlandı. 1980’den sonra roman, anlatı, anı ve gezi kitaplarına ağırlık verdi.
“İthaka’ya Yolculuk”, Demir Özlü’ye 1997 Dünya Kitap Dergisi Yılın Kitabı Ödülü ile 1998 Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandırmış uzun soluklu, çok boyutlu bir anlatı. Anayurdundan ayrı düşmek zorunda kalmış bir yazarın sürgündeki ilk yıllarının yalnızlığı, boşluğu ve kederiyle yazdığı, hem içinde yaşadığı ortamı hem de çocukluğundan başlayarak bütün geçmişini, o geçmişin yaşandığı yerleri bölük bölük, soru-yanıt biçiminde, bir sorgulama diliyle anlattığı bir kitap.
İthaka’ya dönebilmek için akıl almaz güçlüklerle dolu bir yolculuğa çıkan Ulysses gibi, yazar da sonu bilinmeyen bir yolculuğa çıkıyor. Anlattıkları doğal olarak, kendisini İthaka’ya, yani yurduna götüren uzun yolculuğun birer aşaması.
“İthaka’ya Yolculuk”, Fransız Yeni Roman’ı çevresinde eleştirmenlerle gazetecilerin yarattıkları bir deyimle bir ‘anti-roman’dır. Bilmiyorum, kendi temamı bir zamanlar içime yerleşmiş olan ayrı düşme temasını anlatabilmem için başka biçimler de bulunabilir miydi? (Arka kapak yazısı)

Haftanın Yazısı
Yazarlardan 14 Şubat Dünya Öykü Günü Bildirisi
Öykü yazarları Burçin Tetik, Eylem Ata Güleç, Gamze Arslan, Mevsim Yenice ve Şengül Can 14 Şubat Dünya Öykü Günü Bildirisi’ni yayımladılar:
Sokağa Taşan Öykü
Yazar deyince zihninizde nasıl biri canlanıyor? Kimlerin hikâyelerini okuyoruz en çok? İnsanoğlu dendiğinde nasıl bütün insanlığın kastedildiğini anlamamız bekleniyorsa, yazar dendiğinde de sözü edilenin erkek olduğu varsayılıyor. Ola ki bir kadından bahsedersek hemen başına cinsiyetini yapıştırıveriyoruz ki karışıklık olmasın. Sayfa sayfa “kadın yazarlar” listeleri yapılıyor, ama “erkek yazar” listeleri yapmak akıllara gelmiyor. Neden gelsin, onlar sadece yazar değil mi işte? Kadınlar ise bu “sadece yazar” olma lüksüne çoğu kez sahip değil. Saçımızdan giysimize, eğitimimizden işimize, eşimizden çocuğumuza hayatımız didik didik ediliyor, cinsiyetli olduğumuz hiç unutturulmuyor. Yayınevleriyle yapılan konuşmalardan, retlerden, metne yapılan yorumlardan bile bir savaşa girdiğini anlıyor insankızı. Dirayetliyse, düştüğünde elinden tutmaya hazır bir çevresi varsa, biraz da şans ve ayrıcalıkla çıkarıyor kitabını. Tabii artık cinsini de temsil etmek zorunda.
Erkek yazarlara verilen vasat olma hakkı, kadın yazarlara pek sunulmuyor. Kimlikler kesiştikçe ürettiklerimiz iyice görünmez oluyor. Kadın, Kürt, lezbiyen, trans, queer, mülteci, işçi kimliklerimiz katman katman öykülerimize yansıdığında zenginliği kutlanmıyor, aksine, “erkekleşmemiz”, sesimizi, dilimizi saklamamız bekleniyor. Engelleri bir şekilde aşıp da kitabımızı yayınlatırsak da hemen etiketleniyoruz, “kadın edebiyatı”, “göçmen edebiyatı”, “LGBTİ edebiyatı”, “azınlık edebiyatı”. Zaten bu basamakları her kadın da çıkamıyor. Kaç trans kadın öykücü sayabilirsiniz mesela?
Henüz çocukken etrafımızı kuşatan eril hegemonyayı bir kadın olarak yazma sürecinde de hissediyoruz. Kendimizi ve yazdıklarımızı bundan korumak için hem iç sesimizle hem de dışarıdaki dünya ile mücadele ediyoruz. Kadınlığı ya değersiz ya da kutsal olma ikiliğine hapsedenlere inat, yazma sürecimiz, kendi kişiliğimizi bulduğumuz, benliğimize ve varlığımıza sahip çıkabildiğimiz bir keşfe dönüşüyor. Toplumsal normların dışına taşan mürekkebimizi; yazarlığımızı ve kadınlığımızı kendi kurguladığımız gibi yaşayabilmek adına akıtıyoruz.
Çünkü biz kadınlar, dinleri, tarihi, bilimi ve felsefeyi araçsallaştırarak ikna etmeye çalıştığınız gibi eksik doğduğumuza inanmadık. Ezici erkek belirleyiciliğinden geriye kalan sınırlı alanda yazma uğraşı verdik. Nesneleştirme çabalarını, söylem ve pratiklerini içselleştirmedik, yazmaya devam ettik. Eril düzeneğin “büyük” erkek yazarlarının metinlerimizi “bok gibi” bulmasını umursamadık. Yetiştirmek zorunda bırakıldığımız tonlarca ev işini durdurarak yazdık. Kalkıp çocuklara yemek hazırladıktan sonra yine yazdık. Yaşadığımız hayat bizim seçimimizmiş gibi yapmayı bırakıp özgürlüğün önündeki engelleri öyküleştirdik.
Kötü bir şey yok bunda.
Onların kurduğu, asla bize ait olmayan “yuva”ları yıktık. Bizi kapatıp kapatıp gittikleri, harcını etimizle, sıvasını kanımızla yaptıkları yuvaları. O “yuva”lar biz kadınların, LGBTİ+’ların, ötekilerin sözcükleriyle kurulmamıştı zaten. Neyi yazıp neyi yazamayacağımızı koca kalın parmaklarıyla belletmeye çalıştıkları edebiyatın sınırlarını aştık. Öncelikle bedene, sonra aklımıza ettikleri tacizleri ifşa ederken kırılgan erkekliklerine, birleşen ellerimizle darbe indirdik. O eller mutfakta, ev temizliğinde, tecavüze direnmek için tutunduğu zeminlerde ve illaki her şeye rağmen tutmaya çalıştığı kalemlerde güçlendi. Eleştiri adı altında kadınlık deneyimlerimize, sözcüklerimize ve yazma biçimimize yaptıkları “açıklamalara” kulak asmayıp fısıltı halinde başlayan sesimizi güçlendirdik.
Hiç kötü bir şey yok bunda. Kadınların bakış açısı ve üslup farklılıklarını edebiyat için zenginleştirici birer unsur olarak görmek yerine, kendi iktidarlarını sarsan birer tehdit olarak algılamayı seçen, kadın yazarların eserlerini eril beklentiler çerçevesinde hakkaniyetten uzak değerlendiren, bizi ve eserlerimizi yok etmeye programlanmış yaklaşım biçimini kabul etmedik.
Ne var ki bunda?
Yayınevleri, dergiler, edebiyat ödülleri ve edebiyatın her alanında oluşturulmuş ataerkil zihniyetin koyduğu normların içinde sıkışmak ve durmadan besledikleri sınırlı bakış açısıyla ördükleri o pis, yapışkan, ağır ağlara takılıp kalmak istemedik. Yıldırıcı tüm zorluklara rağmen, bu ağları aşıp ilerledik. Hem iç dünyamızda hem de erkek egemen düşünce yapısı karşısında kendimize bir yer açabildik. Girdiğimiz mücadeleyi görmezden gelip başarımızın arkasındaki emeği yok sayan kötü fısıltıları duymayı reddettik sadece. Hepsi bu!
Biz yazmanın, yazar ve kadın olmanın tüm reçetelerine inat bir varoluşla, artık kendi hikayelerimizi, istediğimiz gibi anlatmak istiyoruz. Ayrımcılığın, yok sayılmanın, tüm baskı ve tacizlerin, yaşamımızın ve yazımızın önündeki tüm engellerin ortadan kalkacağı bir dünyaya uyanmak için yazıyoruz. Artık öykü, yuvasını terk edip sokağa taşıyor. Tıpkı Charlotte Perkins Gilman’ın “Sarı Duvar Kâğıdı” öyküsünde odaya hapsedilmiş kadın anlatıcının da dediği gibi “Sana ve Jennie’ye rağmen nihayet dışarı çıkabildim. Kâğıdın çoğunu da yırttım, beni yeniden oraya kapatamayacaksınız.”
14 Şubat Dünya Öykü Gününü edebiyatın özgürleştiği, sınırların ortadan kalktığı, eşit bir dünyada üretebilmek ümidiyle karşılıyoruz.

Haftanın Şiiri
Soğuk Kış Geceleri/Necati Cumalı
Soğuk kış geceleri odama
Ansızın bir kadın hayali girer
İlerler yavaş adımlarla
Masamı düzeltir, omuzlarımı örter
Elleri güller beyazlığında.

Dışarda gece zifirî kara
El ayak ortadan çekilmiştir
Rüzgâr deli deli eser
Dalların gölgeleri sokak boyunca
Kaldırımlarda uzar, titreşir.

Sefih yüzler, kötü kişiler
Karanlıkta yaşayan kim varsa
Üşüşür peşinden camlara.
O bana şahin önünden
Kaçan yavrular gibi gelir.

Bak, der, ne haldeyim
Ne haldeyim bil
Ne arzum kaldı, ne hevesim
Kapılara duvarlara benzedim
Uyurum uykularım uyku değil!

Güzelim, kadınım, gülüm nergisim
Bilemedim, bir hata ettim bağışla
Bağışla, ne ettimse kendime ettim.
Sen gideli gün günden tazelendi derdim
Sen gideli yüzüm gülmedi bir daha.

Dışarda gece zifirî kara
El ayak ortadan çekilmiştir
Rüzgâr deli deli eser
Dalların gölgeleri sokak boyunca
Kaldırımlarda uzar titreşir.

Haftanın Sanat Gündemi
Behçet Aysan bu yarışmayla anılacak
Behçet Aysan anısına bu yıl 24. defa düzenleyeceği Şiir Ödülü için başvuru süresi başladı.
Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) 2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren şair Dr. Behçet Aysan anısına bu yıl 24. defa düzenleyeceği Şiir Ödülü için başvuru süresi başladı.
Seçici Kurul’da Doğan Hızlan, Cevat Çapan, Turgay Fişekçi, Ali Cengizkan ve Haydar Ergülen’in olduğu ödül için başvuru koşulları şöyle:
-Ocak 2019’dan sonra yayımlanmış bir kitap ya da yayına hazır bir kitap dosyası ile aday olunabilir (Yayımlanmamış yapıtların A4 dosya kâğıdına çift aralıklı yazılmış olması gereklidir).
-Kişiler kitap ve dosya ile kendileri doğrudan katılabileceği gibi, yayımlanmış şiir kitaplarını sivil toplum örgütleri, yayınevleri ve üçüncü kişiler, şairin onayı alınmak koşuluyla önerebilirler.
-Aday olacak şairler; adı, açık adresi ve kısa yaşam öyküsüyle birlikte kitaplarını (8 adet) ya da şiir dosyalarını (8 adet) TTB Merkez Konseyi’ne (GMK Bulvarı Şehit Daniş Tunalıgil Sok. No:2 Kat:4, 06570 Maltepe-Ankara) göndermelidir. (Odatv.com)

Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri’nin 6’ncısı düzenleniyor
Bu yıl altıncısı düzenlenen Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri’nin jürisinde bulunan Gülce Başer ve Ahmet Tulgar’la, Sennur Sezer ve emek-direniş ödülleri üzerine konuştuk.
Şair ve yazarlar hayata veda ettikten sonra onların anılarını yaşatmak için adlarına edebiyat ödülleri düzenleniyor. Bu ödüller edebiyat dünyasına yeni isimler kazandırdığı gibi şair ve yazarları motive edici bir işlev de görüyor. Bu ödüllerden biri de “Emeğin tarihine yeni kaynaklar sunmak” üzere verilen Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri…
DİSK/Gıda-İş Sendikası ve Manos Kitap tarafından düzenlenen Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri, edebiyatçılar ve emekçiler cephesinden heyecanla karşılanıyor. Her yıl ödüllere başvuru sayısındaki artış, Sennur Sezer’in doğum günü olan 12 Haziran’da yapılan ödül törenine gösterilen ilgi bunun göstergesi.
Bu yıl altıncısı düzenlenen ödüller için son başvuru tarihi 19 Şubat 2021. Ödülün öykü jürisinde Adnan Özyalçıner, Nalan Barbarosoğlu, Ayşegül Tözeren, Sibel Öz ve Ahmet Tulgar; şiir jürisinde ise A. Hicri İzgören, Orhan Alkaya, Nalan Çelik, Gülce Başer ve C. Hakkı Zariç yer alıyor. Sonuçlar her yıl olduğu gibi İşçi Sınıfının Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü olan 1 Mayıs’ta açıklanacak.

TYS yazar, şair, gazeteci ve sanatçıları Boğaziçi’ne destek için imza vermeye çağırdı
TYS, tüm yazar, şair, gazeteci ve sanatçıları Boğaziçi direnişine destek için “üniversitelerin özerkliğini, bilim ve sanatın özgürlüğünü ve insan haklarını savunmak üzere” imza vermeye çağırdı.
AKP’li Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesine kayyum rektör olarak atanmasının ardından Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin gerçekleştirdiği protesto eylemlerinden bir fotoğraf.
Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) Yönetim Kurulu, bir açıklama yaparak tüm yazar, şair, gazeteci ve sanatçıları “üniversitelerin özerkliğini, bilim ve sanatın özgürlüğünü ve insan haklarını savunmak üzere” imza vermeye çağırdı.
TYS’nin yaptığı açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Türkiye’de toplumun bütün kesimlerinin baskı altına alındığı, hak arayışının engellendiği, salgın gerekçe gösterilerek toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin, basın açıklamalarının yasaklandığı, grevlerin ertelendiği bir dönemde seçimi mutlak gören iktidar 2 Ocak 2021’de Resmi Gazete’de yer verilen kararla Melih Bulu’yu Boğaziçi Üniversitesine rektör olarak atadı. Buna tepki gösteren öğrencilerin yanında olduğumuzu, üniversitelerin kendi rektörlerini seçme hakkını savunan, öğrenci ve akademisyenlerin direnişini destekleyen bir basın bülteni yayımladık. Atanmış rektör istifa etmediği gibi ‘Kimse devletin gücünü sınamasın’ denilerek bir güç gösterisi yapıldı, öğrenciler şiddet, gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya kaldı.
Açıklamada TYS Yönetim Kurulu’ndan imzası bulunan isimler şöyle: Adnan Özyalçıner, Nalan Çelik, C. Hakkı Zariç, Tahir Şilkan, Nilay Özer, Nükhet Eren, Nuray Gök Aksamaz, İlhan Gülek, Nihat Ateş. (Evrensel)

Demir Özlü’ye Veda
Sendikamız üyelerinden öykü, deneme, roman, gezi ve anı yazarı Demir Özlü, 13 Şubat’ta yaşamını yitirdi. İsveç’in başkenti Stockholm’de yaşayan Demir Özlü’nün kalp yetmezliği yaşadığı bildirildi. 1935 yılında doğan Demir Özlü, ilk ve ortaokulu Aydın-Ödemiş’te tamamladı. İstanbul Kabataş Erkek Lisesini ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. 1961-1962’de Paris’te Sorbonne Üniversitesinde felsefe okuduktan sonra Türkiye’ye dönerek İstanbul Üniversitesi Hukuk Felsefesi ve Metodoloji Kürsüsünde asistanlık yaptı. Siyasal eylemleri nedeniyle işine son verilince avukatlık yapmaya başladı. 1969’da “sakıncalı” olarak başladığı askerlik görevini Muş’ta tamamladı. 1971’deki askerî darbeden sonra bir süre tutuklu kalan Demir Özlü, 1979’da Stokholm’e yerleşti. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra vatandaşlıktan çıkarıldı, 1989’da Türkiye’ye dönebildi. Öykü, deneme, eleştiri ve çevirileri Mavi, a, Pazar Postası, Yeni Ufuklar, Soyut, Somut, Yeni Edebiyat, Gösteri ve Adam Öykü dergilerinde yayımlandı. TYS YÖNETİM KURULU)

Ünlü yazar Amin Maalouf, Yapı Kredi Kültür Sanat’ın konuğu oldu
Moderatörlüğünü ekonomist- yazar Ufuk Tarhan’ın üslendiği etkinlik, Yapı Kredi Kültür Sanat’ın YouTube hesabından canlı yayınlandı.
Maalouf, söyleşide yeni çıkan romanı “Empedokles’in Dostları”nı, kitabın yazılış sürecini, neden bu kez geleceğe yöneldiğini ve dünyadaki sorunlara ilişkin görüşlerini anlattı.
Okuyucularıyla bir araya gelmekten dolayı mutlu olduğunu söyleyen Maalouf, “Artık şartlar gereği ekran aracılığıyla buluşuyoruz. Ama hiç sorun değil, bir araya gelip özgürce konuşabiliyoruz. Bu ekran aracılığıyla sizlerle buluşmak benim için büyük bir keyif.” ifadelerini kullandı.
‘BENİM TUTKUM DÜNYAYI İZLEMEK’
Maalouf, kitabındaki iki ana karakterin bir adada yalnız yaşadıklarını belirterek, “Buna rağmen bu iki karakter birbirleriyle pek konuşmuyorlar. Sonra bir şey oluyor. Başta, ne olduğunu tam bilmiyoruz. Ana karakter Alec’in tuttuğu günlük kanalıyla yavaş yavaş keşfediyoruz.” dedi.
Daha çok tarihsel romanlarıyla tanınan ve Türkiye’de geniş bir okur kitlesine sahip Amin Maalouf’un yeni romanı “Empedokles’in Dostları”, Yapı Kredi Yayınları’ndan okurlarla buluştu.

Ne Okusak?
1.Özgürlüğün Rengi Mavidir/Cem Seymen/Destek
2.80 Yaş Zor Zamanların Günlükleri/Oya Baydar/ Can
3.Suda Ayak İzleri 1/ Özdemir Nutku/ İş Bankası
4.Sus Barbatus 2/Faruk Duman/Yapı Kredi
5.Hasan Ali Yücel/Tanıl Bora/İletişim

Etiketler: / / / / / / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ