Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,75 / Satış: 6,78
€ EURO → Alış: 7,29 / Satış: 7,32

Antakya’da Kültür-Sanat

Antakya’da Kültür-Sanat
  • 21.11.2017
  • 1.237 kez okundu

Hazırlayan: Mehmet Karasu

Antakya Kitaplığı
Unutulmayan Öğretmenler/Zeki Sarıhan
24 Kasım Öğretmenler Günü, İlk ve orta dereceli okullarımızda Cuma günü ağırlıklı olarak “Öğretmenler Günü” olarak kutlanacak.
Öğretmenler Günü; eğitim, çalışma yaşamı, yönetim, hukuk… gibi kavramların yeniden tanımlandığı, yapılandığı, “12 Eylül” döneminin ürünü.
Atatürk’ün başöğretmenliği kabul edişinin yıldönümü olan 24 Kasım’da, ilk kez “Öğretmenler Günü” ilan edildi, törenlerle kutlandı.
Bu ilk kutlamada Giresun ili, Espiye ilçesi İmam Hatip Lisesi’nde, öğretmen olarak görev aldım.
12 Eylül sonrası çıkarılan yasaların, yönetmeliklerin tümü olduğu gibi 24 Kasım da basında, yayında tartışıldı, eleştirildi, değerlendirildi. Öğretmenler de kendi aralarında söyleşi ortamında bu günü tartıştılar, değerlendirdiler.
Öğretmenler günü, ilçe milli eğitim müdürlükleri, öğretmen evleri aynı dönemin yapılanması içinde yerleşti, kurumlaştı…
“Öğretmen yazarlarımız, ozanlarımız yetişmişti. Öğretmeni konu alan romanlar, oyunlar öyküler, şiirler yazılmıştı. Kansu’nun “Dünyanın Bütün Çiçekleri” 24 Kasım’la başlayan süreçte belki de en çok okunun şiir olacaktı.
24 Kasım 1981’den sonra öğretmeni, öğretmenliği işleyen şiirlerde yoğunluk gözlendi. Öğretmen yazanlarla ilgili anı yapıtları da çıkmaya başladı.
Öğretmen Yayınları’nın çıkardığı, Zeki Sarıhan’ın hazırladığı Unutulmayan Öğretmenler adlı yapıt bunlardan.1984’te yayımlandı.
Unutulmayan Öğretmenler’de Ömer Asım Aksoy, Prof. Dr. Yahya Akyüz, Talip Apaydın, Mehmet Aydın, Fakir Baykurt, İhsan Baykal, Osman Bolulu, Kemal Demiray, Satı Erişen, Müjdat Gezen, Beşir Göğüş, Çelik Gülersoy, Muzaffer Gürses, Sami Gürtürk, M. Rauf İnan, Doç. Dr. Cavit Kavcar, Samim Kocagöz, Doç. Dr. A. Kocaman, Cevdet Kudret, Şükrü Kurgan, Prof. Dr. A. Merdivenci, Doç. Dr. İlber Ortaylı, Turgut Özakman, Sami N. Özerdim, O. Nuri Poyrazoğlu,
Ali Püsküllüoğlu, Ruhi Sel, Ahmet Telli, Fikret Ünlü, Ord. Prof. Dr. H. Veldet Velidedeoğlu, Ali Yüce, Şevket Yücel unutamadıkları öğretmenlerini anlatmışlar. İki örnekte olumsuz davranışlarıyla ötekilerde gerçek eğitimci, “insan” yanlarıyla aktarılıyor öğretmenler.
Kitapta köy öğretmenini anlatan ozan Ali Yüce, yanılmıyorsam o yıllarda “beğendiğim öğretmen şiirlerinden biri olan “Sokrates’i yazmıştı.
Geçmişten günümüze, günümüzden geleceğe en yaşamsal uğraşıların başında gelmekte öğretmenlik. İnsanı beş altı yaşlardan başlayarak yirmili yaşlara dek eğip büken, olumlu yönde geliştiren, kendine, çevresine, yurduna, insanlığa katkı sağlayacak duruma getiren… uğraş. Toplumların gelişmesinde, biri kim edinmesinde, insanların yaşamını kolaylaştıracak çalışmalarda… öğretmenin sorumluluğu, anlayışı, başarısı var.
Nobel ödüllü bilim insanımız Aziz Sancar’ın çeşitli konuşmalarında “Cumhuriyet, Atatürk, Köy Enstitüsü” öğretmeni olarak andığı ilkokul öğretmenlerini dile getirmesi anlamlı.
“Öğretmen ordusu”nda görevli olarak yer almamda emeklerini unutamadığım sevgili Öğretmenlerim Çağlar Karakullukçu’yu, Ömer Torun’u, Nevzat Tan’ı, Fethi Karamahmutoğlu’nu, Muzaffer Satıroğlu’nu, Temel Ozdemir’i, Sabri Özdemir’i, Abdullah Cesur’u, Burhan İçel’i, Baki Akgül’ü, Sinan Emanet’i, Rasim Şimşek’i saygıyla anıyorum.”

Konuk Yazar: İskenderun Caddeleri/Kemal Düz
Atatürk Bulvarı, İnönü Caddesi, Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi, Kazım Karabekir Caddesi, Ziya Gökalp Caddesi, Kanatlı Caddesi, Şehit Pamir Caddesi ve daha pek çok devlet büyüklerinin ve askerlerinin ismi İskenderun’da bulunan caddelere verilmiş. Benzeri cadde adları, pek çok şehirde karşımıza çıkarlar, ancak İskenderun kadar değil. Bunun nedeni şudur: Fransızlar, Hatay’da her caddeye kendi devlet büyüklerinin adlarını vermişler. Hatay, Anavatan’a katılınca, o zamanki yöneticiler, Fransızların vermiş oldukları adları kaldırıp, yerine yukarıda belirttiğimiz Türk büyüklerinin ve askerlerinin isimlerini vermişler. İskenderun caddeleri insanı çok etkiler. Bu caddeler pek çok yazar da etkilemiştir. Ve eserlerinde buralara yer vermişlerdir. Mekanlardan çok caddeler, sokaklar romanlara, öykülere konu olmuştur. Çünkü Hatay’da hayat caddedir, sokaktadır. Özellikle İskenderun’da çok hareketli meydanlar yoktur. Bu nedenle caddeler sokaklar çok önem kazanır. İnsanlar evden çok sokaklarda zaman geçirirler. Hele yaz mevsiminde akşamları sandalyesini alan sokaklarda oturur, dertleşir muhabbet eder. İskenderun Caddeleri, Yazar, Bekir Sıtkı Kunt’un,Varlık Yayınları’ndan 1948 yılında çıkan, “Yataklı Vagon Yolcusu” kitabında yer alan, “Yarık Kaya” isimli öyküsünde şöyle anlatılır: “Rıhtımda hayat kaynaşıyor. Caddenin lif bedenli ve yeşil dallı tombul palmiyelerinin altına kareli keten örtülü masalar konulmuş ve hasır iskemleler dizilmiş… Gazinoda radyo çalıyor, havaya şen sesler dağılıyor. Gelen giden, oturan ve dolaşanlar var…” Yalnız kıyı gazinolarının ve rıhtım caddesinin elektrikleri ne kadar daha parlak ne kadar daha canlı… Uzaktan, telgraf tellerine konmuş ışıktan kuşlar gibi, sanki oynaşıp duruyorlar.”
“Yarıkkaya yine esrarlı sessizliğiyle doğuyu kapatıyor. Rıhtım caddesinde, balığı elbette seven lakayt insanlar geziniyor. Pek az kimseler, bir aşağı bir yukarı, telaşlı adımlarla dolaşan, kocaman şalvarlı, yün kuşaklı balıkçılar kahyasından haber soruyor.”
“Soğukoluk Yosması” isimli kitabında İsmail Varol, İskenderun sokaklarını, mekanlarını adım adım dolaşır tanıtır. Olaylar daha sokaklarda geçer. Bu roman 1976’da İstanbul’da yayınlanmış. Yazarı hakkında hiç bir bilgiye ulaşamadık. Kitabı okuduğumuzda, İsmail Varol’un iyi bir romancı ve yöreyi bilen bir yazar olduğu anlaşılıyor. İstanbul’da bir sahafta karşımıza çıkan kitap, bir dönem romanı. Bu kitap İskenderun sokaklarını ayrıntılı bir biçimde anlatır: “ Sokakta meraklılar toplanmıştı. Üstü başı kir pas içindeki hamallardan, şımarık, zengin çocuklarına kadar, her sınıftan meraklılar… Her köşeden, her sokaktan, bir bir, on on, hatta yüzlercesi çıkıveriyordu.”
“Baç meydanından, Şehit Pamir Caddesine döndü araba. İki tarafı büyükçe vitrinlerle süslü, kalabalık çarşıya gelince indiler. Halil’in koluna girdi Leyla. Birlikte yürüdüler. Onlar geçerken tüm bakışlar üzerlerine çevriliyordu. Genç, ihtiyar, hemen herkes: “İşte Soğukoluk Yosması bu” diye mırıldanıyordu.” Alış veriş yapmak için girdikleri birkaç dükkanın önünde kalabalık meraklılar toplanmıştı. Nereye gitseler, bu topluluk onları takip edecekti. Kurtulamayacaklardı bundan.”
Çok yeni bir kitap: “Sevgi Çemberi – Yaşanmış Öyküler” isimli kitabı Halis Açacak’ın yapıtı. Kitap 2014 yılında İskenderun’da Görüntü Gazetesi’nde basılmış. Yazar kitabında yaşadıklarını akıcı ve sade bir dille anlatmış. Uzun yıllar İskenderun’da yaşayan yazar, şimdilerde Bodrum’da yaşıyor. Kitabındaki öykülerden birinin adı; “Cadde” şöyle başlıyor: ” Güney’in bu güzel kıyı kentini, ne denli çok seviyorsa; kentin bu caddesini, o denli sevmiyordu. Yıllar oldu bu caddeden geçmeyeli. Zorunlu da olsa, yolunu değiştirip, gideceği yere başka caddelerden gitmeyi alışkanlık haline getirmişti. Ama bu kez nasıl olduysa anlayamadı; caddenin içinde buldu kendini. İki yana sıralanmış arabalardan, arabasını park edecek yer bulamayınca, tek yönün zorunlu işareti ile sürükleniverdi. Caddenin başına yakın bir yerde bir yerde bulduğu park yerine, daha arabasını park eder etmez de korktuğu başına geldi. Acılı günlerin film şeridi gibi gözünün önünden geçeceğini düşündüğü an, kalbi sıkıştı. Zayıf kalbi geçmişini yeniden yaşamasına izin vermedi. Dayanamıyordu. Caddenin en başındaki, “O” görüntüleme merkezinin önündeydi. Caddenin sonundaki Devlet Hastanesine doğru baktığında hatırı sayılır bir mesafe vardı.”
Yazar, ‘Gömütlükteki Demokrasi’ öyküsünde, sokakların resmini çizmiş:” Uzun yıllar ikamet ettiği, sonradan terk etmek zorunda kaldığı, Ülkenin güneyindeki bu güzel kente oldum olası hayrandı.”
Öykülerden biri de; “ Bulaşıcı Hastalıklar Servisi” burada caddeler ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor: “ Eğlence sektöründe çalışan kadınlar için kentin en büyük otellerinden birini ayırmışlardı. Çalışan tüm kadınlar orada kalıyordu. Akşam olduğunda her işyeri, badi-gard yapılı adamını otele gönderip, kendilerinde çalışan kadınları alıp işyerine getirtiyordu.” Akşam üstü Mareşal Çakmak Caddesi, kentin en eğlenceli yeri oluyordu. Eğlence yerlerinin çoğu bu caddede idi. Gruplar halinde saçları yapılmış, makyajlı, güzeller güzeli, çıtır kızlar sağa sola gülücükler atarak, reklam yaparcasına salına salına geçerlerdi.
Mehmet Eroğlu’nun “Geç Kalmış Ölü” romanı, Issızlığın Ortası romanının devamıdır. Romanın kahramanı, İskenderun gibi büyülü bir şehirde geçmişini hatırlıyor ve intiharı düşünüyor. İskenderun sokaklarında, caddelerinde gece gündüz dolaşıp duruyor:” Araba durunca aşağıya indim. Gece burada serin ve sessizdi. Gökyüzü sanki ufalmış ve milyarlarca küçük parçaya bölünmüştü. Birden evrenin dehşetini, gecenin sonsuzluğuna gizlenen ürpertiyi hissettim. Sanki bütün gezegeni çiğneyip yutan kapkara bir korunun sınırında duruyor, gökyüzünün altında eziliyordum. Her şey! Ya kendimi anlamsız bir nesne, sıradan, çaresiz biri olarak hissettiğim o duygu: Ölüm!..” Yazar, İskenderun’un da geçen bölümlerde, pek çok konuyu ele almış. “Yaklaşık altı ya da yedi ay bu şehirde, Soğukoluk’ta bir evde kaldığını, sık sık pavyonundan kadınlarla birlikte olduğunu, aklıma gelen her şeyi art arda sıraladım. Anca birkaç dakika sonra sağır bir duvara karşı konuşuyormuşum gibi umutsuzluk içindeydim.” Yazar, Arsuz’u da anlatıyor. Ancak buraların pek farkında değil. Mücadelesi kendisiyle: “ Ertesi gün sabahın ilk saatlerinde, zamanı ve kişileri belli olmayan bir buluşmanın içinde bir aşağı bir yukarı dolaşıyordum. Paç Meydanı! Sorduğum ihtiyar eliyle geniş bir hat çizip, “ işte burası” demişti. İşte burası dediği, ortasında üç dört yolun kesiştiği ve bir meydandan çok, büyük bir kavşağı andıran, en azından elli metre uzayıp giden geniş bir bulvardı. Şehri ikiye bölüp sahile dik inan cadde ile Adana’dan gelip Antakya’ya geçen ve şehrin kara sınırını çizen karayolu da aynı meydanda kenetleniyordu.”
Üç yazar da sözleşmişcesine çok farklı olsa, benzer olayları ve yerleri öyküleştirmişler. Sosyal olaylar ve yerler insan hayatında çok önemli ve derin izler bırakıyor ve bunlar aynı benzer duygular yaratıyor.

Haftanın Şiiri
Dünyanın Bütün Çiçekleri/Ceyhun Atuf Kansu
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.
Bütün çiçekleri getirin buraya.
Öğrencilerimi getirin buraya, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiçeklere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya.
Son bir ders vereceğim onlara.
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin, getirin… Ve sonra öleceğim.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini,
Bacımın suladığı fesleğenleri,
Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini,
Avluların pembe entarili hatmisini,
Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın,
Aman Isparta güllerini de unutmayın,
Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Baharda Polatlı kırlarında açan,
Güz geldi mi Kop Dağı’na göçen,
Yürükler yaylasında, Toroslarda eğleşen,
Muş Ovası’ndan, Ağrı eteğinden,
Gücenmesin, bütün yurt bahçelerinden
Çiçek getirin, örtün beni,
Eğin türkülerinin içine gömün beni.

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.
Okulun duvarı çöktü, altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen sonsuz toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya.
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.

Haftanın Sanat Gündemi
Orhan Veli Kanık 10 kilometre boyunca şiirler okunarak anıldı
Türk şiirinin büyük ustası Orhan Veli Kanık, ölümünün 67’nci yıl dönümünde sevenleri tarafından anıldı. Bir grup şiir tutkunu, 1996’dan itibaren aksatmadan yaptıkları gibi bugün de büyük ustaya saygı ve sevgilerini sunmak için Taksim’den Aşiyan Mezarlığı’na yaklaşık 10 kilometre şiir okuyarak yürüdü. Orhan Veli, mezarı başında da şiirleriyle anıldı. Türk Edebiyatı’nda ‘Garip’ akımının kurucularından şair Orhan Veli Kanık, 36 yıllık yaşamına onlarca şiir sığdırdı. Sokaktaki adamın söyleyişini şiir diline taşıyan büyük usta, aynı zamanda yürümekten hiç bıkmazdı.
22 Yıldır Her 14 Kasım’da Taksim’den Aşiyan Mezarlığı’na
1950 yılında hayatını kaybeden Orhan Veli için sevenleri de 1996’dan itibaren her ölüm yıl dönümünde Taksim’den şairin kabrinin bulunduğu Aşiyan Mezarlığı’na yürüdü.
Şiirsel Yürüyüş
Orhan Veli tutkunları bugün de büyük ustayı anmak için Taksim Meydanı’nda toplandı. Saat 11.00’da başlayan yürüyüşte grup, Orhan Veli’nin çıkardığı ‘Yaprak’ isimli dergisinin ilk sayısının bulunduğu çerçeveyi en önde taşıdı. Yürüyüş boyunca kâh Orhan Veli’nin kâh onun arkadaşlarının şiirleri okundu. İki saat boyunca şiirlerle süren yürüyüş usta şairin Aşiyan Mezarlığı’nda sona erdi.

Şair Enver Gökçe ölümünün 36. yıldönümünde anılıyor
“Senin emekçin olaydım
Şen olası türküsü
Dost kokusu, dost selamı Türkiye”
ENVER GÖKÇE
(Ölümünün 36. yıldönümünde saygıyla)
Enver Gökçe,1920 Erzincan doğumludur. Tüm öğrenim hayatı Ankara’da geçen Enver Gökçe, Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, Türkoloji bölümünü bitirmiştir.
Enver Gökçe Eğinlidir. Fakülte bitirme tezi, “Eğin Türküleri” üzerinedir. Evrensel Basım Yayın’ca yayınlanmıştır.
Enver Gökçe, genç yaşta devrimci mücadele içerisinde örgütlü biçimde yer almış, bunun bedelini de çok ağır bir biçimde ödemiştir. Edebiyata genç yaşlarında ilgi duymuş ve şiir yazmaya başlamıştır.
Bestelenerek pek çok sanatçı tarafından seslendirilen ‘Görüş Günü’ şiiri, ilk şiirlerinden biridir; üniversite öğrencisi olarak üç ay süren ilk tutukluluğu sırasında yazdığı bir şiir.
“Bugün görüş günümüz
Dost kardeş bir arada
Telden tele
Mendil salla el salla
Merhaba!
İzin olsun hapishane içinde
Seni
Senden sormalara doyamam
Yarım döner cıgaramın ateşi
Gitme dayanamam” Üniversiteyi bitirdikten sonra yalnızca bir yıl Kredi Yurtlar Kurumu’nda memur olarak çalışabilmiştir

Sait Faik Abasıyanık 111 yaşında
Sait Faik, tüm mal varlığını ve telif haklarını Darüşşafaka Cemiyeti’ne bağışladı ve bugüne kadar 1.000’e yakın öğrencinin yıllık eğitim giderleri karşılandı.
Denizi, emekçileri, çocukları, yoksulları, işsizleri, balıkçıları yalın ve şiirsel bir dille anlatarak Türk edebiyatına yeni bir öykü anlayışı getiren Sait Faik Abasıyanık’ın bugün 111’inci doğum günü…
Sait Faik’in edebiyat dünyasına kazandırdıkları tartışılmaz. Fakat O’nun çok bilinmeyen diğer bir yanı da eğitime olan tutkusu… Hayatta olduğu dönemde, tüm mal varlığını ve telif haklarını Darüşşafaka Cemiyeti’ne bağışlamaya karar veren Abasıyanık’ın destekleriyle, bugüne kadar 1.000’e yakın öğrencinin yıllık eğitim giderleri karşılandı… Doğum günün kutlu olsun, seni unutmadık “İstanbul Öykücüsü”…
18 Kasım 1906, Adapazarı doğumlu Sait Faik Abasıyanık’ın çocukluğu da bu şehirde geçti. Bursa ve İstanbul’daki eğitim hayatının ardından, babasının isteği üzerine, iktisat eğitimi almak üzere Venedik üzerinden İsviçre’ye geçti. Lozan’da kısa bir süre kaldıktan sonra, Fransa’nın Grenoble kentinde yaşadı. Yaklaşık 3 yıl Fransa’nın Grenoble kentinde yaşayan yazarın buradaki hayatı, onun sanatsal kimliği üzerinde de derin izler bıraktı. Sait Faik Abasıyanık, yazarlığa lise yıllarında başladı. İlk öyküsü olan “İpekli Mendil”i 1925 yılında, Bursa Erkek Lisesi’nde, edebiyat dersinin ödevi olarak yazdı.
İlk yazısı olan “Uçurtmalar” ise 1929 yılında Milliyet gazetesinde yayımlandı. İlk kitabı olan Semaver ise 1936 yılında, Remzi Kitabevi tarafından baskı maliyetini babasının karşılamasıyla yayımlandı. Semaver’i, 1939 yılında Sarnıç, 1940 yılında Şahmerdan, 1948 yılında Lüzumsuz Adam, 1950 yılında Mahalle Kahvesi gibi kitaplar izledi. İstanbul’a büyük bir tutkuyla bağlı olan Abasıyanık, öykü ve şiirlerinde İstanbul’un çok farklı mekanlarına hayat verdi. Bu tarzıyla, pek çok kişi tarafından “İstanbul Öykücüsü” olarak anıldı.

Okuma Önerileri
1.O Güzel Atlara Binip Gidenler/ Atilla Dorsay/ Remzi Ktabevi
2.Tarihi Hoşça Kal Lokantası/Şermin Yaşar/ Doğan Kitap
3.Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam/Jean Louis Fournier/ Yapı Kredi

Etiketler: / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ