Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Antakya’da Kültür-Sanat

Antakya’da Kültür-Sanat
  • 12.12.2017
  • 903 kez okundu

Hazırlayan: Mehmet Karasu

Antakya Kitaplığı
Zeytindağı/ Falih Rıfkı Atay
Zeytindağı, Kudüs’te yer alan kutsal bir dağ.
Geçtiğimiz günlerde Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul etmesiyle birlikte Zeytindağı basında sıkça yer aldı.
“Zeytindağı, İnsanın kanını donduran tarihi bir süreci, “bir imparatorluğun çöküşünü” o zamana göre en duru Türkçeyle karşımıza getiriyor. Kitapta Mehmetçiğin Yemen’de, Aden’de, Kanal’da, Gazze’de, Arap Çölleri’nde nasıi kırıldığını, yenilgiden sonra bir vagon dolusu “mecidiye altınını” bile nasıl bıraktığımızı hayretler İçerisinde okuyacaksınız.
Cemal Paşa’nın emir subayı olarak, o günlerde en yakınında olan Falih Rıfkı, Zeytindağı kitabıyla tarihimize bir ibret belgesi bırakırken, her biri bir destan olabilecek, askerlerin günlükleri ve adeta kumar masasında kaybedilen Ahmetlerin, Mehmetlerin hikayeleri tüylerinizi ürpertecek.”
“Bu kitabı okumak âdeta bir borçtur ve bir vazifedir.”
Behçet Kemal Çağlar
“…Falih Rıfkı’nın son eseri Zeytindağı. Cumhuriyet devri edebiyatının en büyük hâdiselerinden birini teşkil etti. Falih Rıfkı’nın bize hatırlattığı devir, Türk milletinin geçirdiği ve geçirebileceği felâket devirlerinin en lacialısı, en dehşetlisi ve ruha en çok bezginlik verenidir. Eğer, muharririn keskin ve yüksek zekâsı bu devir üstüne berrak bir aydınlık gibi aksetmemiş olsaydı, biz ona doğru başımızı çevirip tekrar bakmak arzu ve cesaretini kendimizde bulamıyacaktık.”
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
“…Zeytindağı ‘nı seve seve okudum. Zaten başladıktan sonra bırakmak kabil değil. Bence bu yeni kitabında Falih Rıfkı’nın üslûbu, öbür kitaplarından daha göz kamaştırıcıdır ve zannedersem en güzel haline vâsıl olmuştur. Zeytindağı. bugünkü Türkçe ile ne kadar kuvvetli anlatım yapılabileceğine sağlam bir delildir.” NurullahAtaç (Arka kapak yazısı)

Konuk Yazar
SEVGİ/ Prof. Dr. Fuat Bozkurt
Yerle bir olmuş bu topraklarda, bu dervişin işi neydi? Nereden çıkmıştı? Soyu sopu belli değildi. İleri yaşlarda, küçük bir toprak damlı evde tek başına yaşıyordu. Garip bir konuk olarak geldiği, Fatma Hatun’un evinde birkaç gün konakladıktan sonra, “konukluk üç gün gerek” diye ayrılıp kendine basit bir dam yapıp oraya göçmüştü. Fatma Ana ile dostluğu sürüyor, herkese yardımda bulunuyor, kimilerinin bu sevgi ve dostluk dikkatini çekip kıskançlığa neden oluyordu.
İlahi güç, evreni sevgi üzerine kurdu. Tanrının canlıya sunduğu en kutsal duygu oldu. Bilinçle sevgi coşkusu arttı, insanoğlu yaratma gücü kazandı. Böylece sevgi ve yaratma gücü, ilahi yaratıcının bize verdiği iki Tanrısal özellik olarak kaldı.
Başlangıçta tek bir güç vardı. Ve bu sonsuz güç, bitimsizdi, tekti.
Güzelliği, göksel derinlikte ve boyutlardaydı. Bu güzelliği görecek ne bir göz, ne de bu güzelliğe vurulacak bir gönül vardı. Sonsuz güzellikteki Tanrı, kendini görecek gözler, sevecek gönüller istedi. Bu özlemle evreni yaratma gereğini duydu. Kendi görkem ve güzelliğini yansıtacak bir ayna düşledi.
Öznenin anlamlandırma sürecinde iki “an” dı bu.
Ayna “ben”i biçimlendirdi. “Ben” önceden yoktu, sonradan oluştu. Aynadaki imgesiyle büyülendi. Kendini bir imgeyle tanıdığı an öznede ortaya çıkan bir dönüşüm.
Yokluk denen uçsuz bucaksız boşlukta, saydamlaşma başladı. Sonsuz büyüklükte uçsuz bucaksız bir deniz oluştu. Yer yer değildi; gök, gök değildi. Tüm evren su ile doluydu. Bir su ki, yılan içse ölümsüzleşir, bir su ki, çayan içse dirilirdi. Suda zerre zerre ışık pırıldar, birim birim yaşam kıpırdardı. Bir derin sessizlik içinde, ulu bilinmezlik egemendi. Büyülü kaynaşmalar, ürpertiler arasında ulu Tanrı oluşan aynaya baktı. Sudan oluşan aynaya tanımlanmaz güzelliği yansımıştı.
Zaman yoktu, yalnızca Tanrı vardı. Tanrı varlığı, kendi gizemli evreninde, bir define gibi gizliydi. Aynı varlık sonsuz bir güzellikte bezeliydi. Yalnız güzellikleri seven ilahi erdemle doluydu.
Tanrı güzeldi, ne ki bu güzelliği kuşatan bitimsiz yoklukta bu güzelliği görecek ne bir göz, ne sevecek gönül vardı.
Oysa güzellik sevme ve sevilme duygusuydu. Güzelliğin doğasında bu özlem gizliydi. Onun doğası, anlamı, gizemi buydu. Görecek göz, sevecek gönül arıyordu.
Sözcükler olmaksızın anlamlar vardı. Soyut göstergeler evreninde, ruhlar belli belirsiz titreşiyorlardı. Titreşimlerin somutlaşması gerekiyordu. Ruh giysisini bulmalı, can tene sinmeliydi. Anlar, eklenip zaman oluşmalıydı.
Tanrı, yaratıcı ruhu ile yokluk ve hiçlik deryasına baktı. Orada yansımasını gördü.
O anda uçsuz bucaksız deniz coşa gelip dalgalandı. Ayrı birer nesneler gibi gözüken dalgalar, gerçekte denizden ayrı değildi. Evren, dalgaların gücüyle çalkalandı. Bitimsiz su, bir cevahir fırlattı. Ulu tanrı o cevahiri aldı, ortadan ikiye böldü.
Ve kavramlar sözcüğe dönüştü. Devingen titreşimler, nesneleri oluşturdu. Doğada nesnelerin biçimleniş süreci başladı.
Ulu Tanrı, o cevheri alıp ikiye böldü. Cevahirlerin biri yeşil, öbürü ak nura dönüştü.
Karmaşıktan yalına, soyuttan somuta, tikelden tümele uzanan dünya biçimlenir oldu. Yatay, dikey boyutlar oluştu Alçak-yüksek, sağ sol, doğu batı eğri-doğru gibi karşıtlıklar belirdi.
Tanrı ikiye böldüğü cevahiri, orada yeşil kubbe biçiminde bulunan iki kandile koydu.
Kandillerden birinin ışığı güneşe, öbürünün ışığı aya yansıdı.
Bu nurlardan yeşil olan, Hz. Muhammet’in, ak olan Hz. Ali’nin nuruydu.
Ulu Tanrı “Bu iki kandil kıyamete değin yanacak. Birinin ışığı söndüğünde o biri aydınlatacak” dedi.
Yer-gök, ay yıldız ortaya çıktı.
Bütün yaratılmışlar canlanır oldu. Yaratılmışlar içinde kendine ruh üflenen insandı. Ulu yaratan kendi özelliklerini insanda bir araya getirdi: Varlık, iyilik, görecek göz, sezecek duyu, duyacak kulak.
Böylece Tanrı kendi donanımını insana yansıttı, varlığını ve duygularını onda derledi. Görecek gözler, sevecek gönüller oluştu. Tanrısal ruh insanda belirdi.
Tanrı kendi özelliklerinin algılanması için karşıtlarını yarattı. Bir şeyin iyi anlaşılması için karşıtı gerekiyordu. Bu nedenle kavramlar, ölçütler karşıtları ile var oldu. Karanlık olmaksızın aydınlık, sayrılık olmaksızın sağlık bilinmezdi. Bu nedenle güzelliği, iyiliği anlamak için varlık karşısında hiçliği, iyilik karşısında kötülüğü, güzellik karşısında çirkinlik gibi kavramları nesneleri karşıtları ile oluşturdu. Yaşamın anlamının bilinmesi için ölüm gerekirdi. Evreni ölümlü yarattı.
Ve kandil yanıyordu…
Perde kapanmıştı.
Artık yaratıcı güç yalnız yansıyan simgelerde görülecekti.
Ulu Tanrı eren, ermiş, bilge kişilere yedi görüntüde gözükür. Birinci kendi görünümündedir. İkinci benimsediği bilge kişi görünümünde görünür. Üçüncü pir suretinde görünür. Dördüncü kendinin sevdiği kişi görünür. Beşinci, on dört yaşında masum-u pâk suretinde görünür. Altıncı, muhabbeti suretinde görünür. Yedinci, otuz üç yaşında cennet ehli suretinde görünür

Haftanın Şiiri

GAZZE GAZABI/ Hilmi Haşal

Habil gitti gideli mi aklıma fosfor salkımları
aklıma doğamayacak çocukların gözyaşları
yağıyor… yağıyor… yağıyor…

gök delinmiş, gök delirmiş, mosmor arşı
aklım insanlığın neresine sığsın, naçar imiş
soyağacımın içi, dalları toprağa sarkıyor
toprak acı, toprak vatan, toprak ömür başı
uzak yarınıma ölüm salkımları saplanıyor
-ama yerin altı tohumlarım, düş yatağı
ezeli ve ebedi emaneti dirim çiçeğinin-
direniyor… direniyor… direniyor…

Habil gitti gideli ağılı yalnızlığım, kara
bu atlas, zamanın intikam sonsuzluğu, öteye
oyuncaklarına doyamamış çocukların kucağı
dev korku dağları, umut ırmaklarıyla eşit
akıyor… akıyor… akıyor…

kıyılarına dikilmiş kutsal ağaç, mevsimci
verir hayat meyvesini, hiç solmaz yaprağı
Havva anamızın saçları inler, tel tel çit
rüzgâr netsin, vicdanı kör dünya grafikleri
tırmanıyor… tırmanıyor… tırmanıyor…

kardeşlik bitti biteli kabuk tutmaz yaralarım
dedem Salih, dedemin dedesi Kabil, adı sahih
ruhum Habil içre Hilmi olmakla çivi ben’de
dillerim netsin, dört yandan dört sonsuzluk
kanıyor… kanıyor… kanıyor…

insanlığımın utancına şal olamaz gökyüzü
büyük suçumuzun son damlasına; Gazze
nerde diyemiyorum, hepimizin tanrısı
dört kitabın da insaf yasası, ilk unutulan
13 Emunot, Emir ve Ayetler; Aziz derya
sınanıyor… sınanıyor… sınanıyor…

Gazze, avrodoların kül ve ceset hapishanesi
orda, kavrulmuş bebeler arasında, aniden
şavkıyor torunumun da dupduru yüzü
aklım yanıyor… aklım yanıyor… naçar
aklım… Ah…

Haftanın Sanat Gündemi

Türkiye’deki genç nüfusun kültür ve sanat karnesi açıklandı
Medya takip kuruluşu Ajans Press, Türkiye gençliğinin kültür ve sanat karnesi üzerine medya incelemesinde; gençlerin yüzde 81’i tiyatroya ya da konsere gitmezken yüzde 43’ü sinemaya gitmiyor.
Medya takip kuruluşu Ajans Press, Türkiye gençliğinin kültür ve sanat karnesi üzerine medya incelemesi gerçekleştirdi. Ajans Press’in Habitat Derneği’nin verilerini derlediği incelemede çarpıcı başlıklar ortaya çıktı. Buna göre gençlerin yüzde 81’i tiyatroya ya da konsere gitmezken yüzde 43’ü sinemaya gitmiyor. Gençler içerisinde kitap satın almayanların oranı ise yüzde 55 oldu.
Gençler arasında en umutlu olanlar öğrenciler Türkiye’nin gençlerinin yaşam memnuniyetleri incelendiğinde kadınların yüzde 10’u, erkeklerin yüzde 14’ü yaşantılarından hiç memnun olmadığını belirtirken, genç nüfus içerisinde gelecekten en umutlu olan kesim yüzde 77 ile öğrenciler oldu. Yüzde 50’lik oranla en umutsuz kesim ise iş arayanlar olarak belirlendi.
‘Türkiye’de gençlerin iyi olma hali’ raporunda, erkeklerin yüzde 13’ü, kadınların ise yüzde 15’lik kısmı psikolojik destek alması gereken zamanlar olduğunu söylerken her iki gençten birisinin sigara ve benzeri tütün ürünleri kullandığı belirtildi. Gençlerin siyasete katılımı oy kullanmaktan ibaret gördüğü, sadece yüzde 3,9’unun aktif siyaset içerisinde yer aldığı saptandı.

Rüştü Onur Ölümünün 75. Yıldönümünde Anıldı
Devrekli Şair Rüştü Onur ölümünün 75. yıl dönümünde düzenlenen etkinliklerle anıldı.
Zonguldak’ın Devrek İlçesinde Şair Rüştü Onur ölümünün 75. yıl dönümünde memleketi olan Devrek’te düzenlenen etkinliklerle anıldı. Rüştü Onur Sanat ve Kültür Derneği(ROSAK)ve Devrek Belediye Başkanlığının ortaklaşa olarak düzenledikleri anma etkinlikleri Rosak üyeleri tarafından Rüştü Onur büstüne çelenk konulması ve saygı duruşunda bulunulması ile başlandı. Cumhuriyet Alanında düzenlenen anma programına; Devrek Belediye Başkan Vekili Ayhan Kazkondu’nun yanı sıra çok sayıda davetli katıldı (Milliyet)

Nilüfer’de ‘Orhan Kemal Sempozyumu’ başlıyor
Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği “Yılın Yazarı Orhan Kemal” etkinlikleri, yazar adına düzenlenecek bir sempozyumla sona erecek.
Nâzım Hikmet Kültürevi’nde 8-9 Aralık’ta düzenlenecek “Sokağın Aynası Orhan Kemal Sempozyumu”nda usta yazar ve edebiyatı ele alınacak. 8 Aralık’ta Atilla Birkiye’nin hazırladığı ve Tilbe Saran, Metin Belgin, Bülent Emin Yarar, Hakan Gerçek ve Vedat Sakman’ın okuyup seslendirdiği “Cebinde Birkaç Kuruş” adlı müzikli dinletiyle başlayacak olan sempozuyumun ikinci gününde oturumlara geçilecek. Orhan Kemal’in romancılığının ve öykücülüğünün ele alınacağı sempozyumda bir oturum da yazarın eserlerinden uyarlanan filmlere ayrılacak. Sempozyum 9 Aralık Pazar günü Zeynep Göknur Yıldız yönetimindeki Nilüfer Çoksesli Korosu’nun “Yılın Yazarı Orhan Kemal” için özel olarak gerçekleştireceği konserle kapanacak. Konserde Turgay Erdener’in, Hasan Uçarsu’nun ve Nedim Yıldız’ın, yazarın şiirlerinden yaptığı bestelerin dünya prömiyeri gerçekleştirilecek. Gecede, konserin ardından Yılın Yazarı Öykü Ödülü Töreni de gerçekleştirilecek (Cumhuriyet)

Metin Altıok Şiir Ödülü’nün sahibi belli oldu…
Bu yıl 10’uncusu düzenlenen Metin Altıok Şiir Ödülü’nün sahibi “Aşktan Alır Rengini” adlı toplu şiirler kitabıyla A. Hicri İzgören oldu.
Doğan Hızlan başkanlığında Hilmi Yavuz, Eray Canberk, Ahmet Telli, Şükrü Erbaş, Ali Cengizkan ve Haydar Ergülen’den oluşan Metin Altıok Şiir Ödülü Seçici Kurulu tarafından yapılan açıklamada, “A. Hicri İzgören’in şiire verdiği uzun, büyük emek; şiirinin oturduğu geniş insan atlası; insanın kültürel ve sınıfsal varlığından evrensel insan sorunlarına kurduğu duyarlılık köprüsü ve acılı bir coğrafyanın katı gerçeğini şiirden ödün vermeden dile dönüştürmedeki başarısı göz önüne alınarak ödüle layık görülmüştür” dedi.
Şair A. Hicri İzgören’e ödülü, 16 Ocak Salı günü Caddebostan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek törenle verilecek. (Odatv)

Bir Portre/ Mahmud Derviş
Mahmud Derviş Son dönem Filistin şiirinin en önemli şairlerinden olan Mahmut Derviş, 1948 yılında henüz çocukken, doğduğu köy İsrail tarafından işgal edilerek yıkılınca, ailesiyle Lübnan’a göç etmek zorunda kaldı.
Şiir yazmaya, iki kilometre uzaklıktaki okuluna yürüyerek gittiği ilköğretimi sırasında başladı. İlk şiirlerinin yayımlanma sürecinde, “El-arz” (Toprak) cephesinde etkinlik gösterdi. “El İttihad” gazetesi ile “El Cedid” dergisinin yazı işleri müdürlüklerini yaptı.
Şiirleri 20’den fazla dile çevrilen Filistinli şair, 2003 yılında uluslararası Nazım Hikmet şiir ödülüne de layık görüldü. 1982 yılı Eylül ayında Sabra ve Şatilla’da yaşanan katliamın ardından yazdığı Beyrut Kasidesi ile 1984’te te Sovyetler Birliği’nde Lenin ödülünü aldı. Şiirleri ve yazıları nedeniyle birçok kez tutuklanarak cezaevinde yatan şair, Filistin halkının yaşadığı zorlukları dizeleriyle anlatmasıyla tanınmaktaydı. Adı, 2006 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nün önde gelen adayları arasında geçen Derviş, lirik örnekler gösteren şiirinde, geniş bir insanlık tarihi ve coğrafyasını konu edindi. 1970 yılında İsrail’den sürgün edilen sanatçı, iki yıl süreyle birçok Arap ülkesinde dolaşmak zorunda kaldı. 2008 yılı Mayıs ayında 2. Beyoğlu Şiir Festivali kapsamında Türkiye’ye geldi. Birçok şiiri Marcel Khalife, Majida El Roumi ve Ahmad Qa’abour tarafından bestelenen şair, Hamas ve El Fetih örgütleri arasındaki çatışmaları da eleştirel bir yaklaşımla şiirlerinde konu edindi. İsrail kökenli Fransız yönetmen Simone Bitton, 1997 yılında Fransız televizyonunda, kendisi hakkında bir Mahmut Derviş belgeseli yayınladı. Türkçeye çevrilen 20 civarında kitabı bulunan Derviş, geçirdiği bir açık kalp ameliyatı sonucu yaşamını yitirdi. (Antoloji.con)

Hafta Sonu Önerileri
Aile Arasında/ Prime Mall Sinemaları
Yönetmen Ozan Açıktan, Oyuncular: Engin Günaydın, Demet Evgar, Erdal Özyağcılar
“21 yıllık ilişkileri aynı gün noktalanan nevrotik Fikret ile müzikhol vokalisti Solmaz komik bir tesadüfle tanışır. Solmaz’ın kızı Zeynep, Adanalı sevgilisiyle evlenmeye karar verince her şeyden korkan Fikret, kendini bir anda hayatının rolünü oynarken bulur. Aile arasında olması planlanan nikah, damadın ailesinin ısrarıyla büyüdükçe büyür.” Keyifle izlenebilecek bir film.

Okuma Önerileri
1.İyilik Güzellik/ Ece Temelkuran/ Can Yayınları
2.Beni Asla Bırakma/ Kazuo Ishiguro/ Yapı Kredi
3.Yazarkar, Eleştiriler, Anılar/ Emre Kongar/ Remzi Kitabevi

Etiketler: / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ