Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 8,43 / Satış: 8,47
€ EURO → Alış: 9,93 / Satış: 9,97

Antakya’da Kültür-Sanat

Antakya’da Kültür-Sanat
  • 02.01.2018
  • 1.662 kez okundu

Hazırlayan: Mehmet Karasu

Antakya Kitaplığı

Elia İle Yolculuk/ Zülfü Livaneli
Zülfü Livaneli’yi hep sançtı yönüyle tanıdık.
Livaneli’nin kitaplarıyla halen tanışmadıysanız geç kalmış sayılırsınız. Geç de olsa tanışın.
Zülfü Livaneli, çağdaş Türk edebiyatının en önemli yazarlarından biri. Halen dünya’nın birçok ülkesinde çevirisi yapılan, güçlü kalemi ve edebi üslubuyla okuyacağınız kitapları biran yanınızdan ayıramayacaksınız.
Huzursuzluk olsun, Elia ile Yolculuk olsun yıl boyunca, en çok okunanlar listesinde hep ilk onda yer aldı.
“Dünyaca ünlü sinema ustası ve yazar Elia Kazan, kendini bir Amerikalı ya da Yunan gibi değil, bir Anadolulu gibi hissederdi. Pek çok oyuncuyu da birlikte çalışmaya “Anadolu gülüşü” dediği yetenekle ikna ederdi.
Bu yetenek onu, hayatı boyunca taşıyacağı “işbirlikçi” etiketinden kurtaramadı. McCarthy dönemindeki hataları, onu ömür boyu kovaladı. Üçüncü Oscar’ını bile üzüntüyle kaldıran Kazan, belki biraz avunmak ve arınmak için annesinin dizlerine koşan bir çocuk gibi, memleketi Kayseri’nin yollarına düştü. Kaderini bilen ama ölmeden önce ona karşı mücadele eden bir Yunan trajedi kahramanı gibi.
Kadim Anadolu, bambaşka ilkelere sahip, farklı deneyimler yaşamış iki insanı, Zülfü Livaneli ve Elia Kazan’ı belki de tek ortak yolculuklarına çıkarmayı başardı.
Livaneli’nin büyülü satırlarından okuyacağımız bu sıra dışı yolculuğu, M.K. Perker’in muhteşem çizgileriyle izleyeceğiz.” (Tanıtım Bülteninden)

KONUK YAZAR
TIMARHANE ÖYKÜLERİ/ Dr. Umut KARASU
2011 yılında Van’dan Balıkesir’e geldiğimde pek çok psikiyatr arkadaşım gibi benim de karşılaştığım tepkiler benzerdi: “Psikiyatrist mi? Hocam size çok ihtiyacımız var”, bir de; “Hocam bizim Balıkesir’in delisi bitmez, Atatürk Manisa’ya akıl hastanesi açılırken, her şehirden 1 tane, Balıkesir’den tuttuğunuzu getirin” demiş.
Kuşkusuz en acı döneminde bile mizaha tutunan bir ülkenin o sevimli insanlarının mizah anlayışıydı dillerine yansıyan. Farklı olmak, deli olmak bu topraklarda ne mutlu ki; yüzyıllarca ayıplanmamış. Ortaçağ Avrupa’sı delilerini yakarken, Osmanlı, Anadolu’nun, Kibele’nin anaç kucaklarını açmış delilerine ve onları, müzikle, suyla rehabilite etmeye çalışmış.
“İnsan, deliliği özgürlüğün sınırı olarak içinde taşımaksızın, insan olamaz” diyen Jacques Lacan’a selam gönderip devam edelim. Atatürk’ün adı geçen sözünü ilk duyduğumda tebessüm etmiştim, zira sözün benzerini Bakırköy Ruh Sağlığı Hastanesi öykülerinden sıklıkla duymuştum: İstanbul’un her semtinden 1 tane, Bakırköy’den tuttuğunuzu getirin”.
Sonuçta öyküler anonim, ne mutlu ki, bu memleketin en doğusundaki öykünün, ülkenin en batısının yüreğine dokunan bir tarafı var, anonim içerisinde hepimizi gülümseten, kahkahalara boğan ya da gözyaşları döktüren ortak öykülerimiz var.
Diğer taraftan her sözcüğün belleğimizde yarattığı imgelerimiz de var. Bakırköy deyince ne canlandı acaba zihinlerinizde?
Hadi ben kolaylaştırayım: Roden’in düşünen heykeli ? Evet pek çoğumuzda yer eden o düşünen adam nasıl da bütünlük arz ediyor bir akıl hastanesiyle öyle değil mi? Gelin o heykelin gülümseten hikayesine göz atalım: 1950’li yıllarda başhekimlik yapan Fahri Celal Göktulga’dır. Hastanede eli sanata yatkın bir adam yatmaktadır. Başhekim Göktulga, hastayı Roden’in eserinin bir kopyasını yapmaya ikna eder.
Askeri birliklerin de yardımıyla, Bakırköy’deki taş ocaklarından büyük bir kaya kütlesi çıkarılıp işlemesi için hastaya verilir. ‘Düşünen Adam’ın yontulmasına böylece başlanır!
Ancak hasta, heykeli bitirmeye yakın su koyar. Eserini tamamlamak için tam 40 bin lira ister. Başhekim maaşının 400 lira olduğu o günlerde böyle bir para ödemek olanaksızdır. Para ödenemeyince, heykelde ‘adamın çenesine koyduğu el’ eksik kalır. Hastane yönetimi kara kara düşünürken, başka bir hasta çıkıp heykeli tamamlayabileceğini söyler. Ancak bir şartı vardır; heykel bitince taburcu edilecektir! Çaresiz kabul edilir.
Heykelin tamamlanan bölümünün bozulma riski düşünülerek, başka bir kaya parçası hastanın önüne konur. Hasta, gerçekten de kısa sürede uygun bir kol yapmayı başarır.
O hastaneden ayrılırken, heykelin açılışı yapılır…
Bakırköy deyince Mazhar Osman’ı anmamak olur mu? Kendisiyle ilgili, deli mi-dahi mi tartışmasının sık yapıldığı Mazhar Osman’a dair öyküler de son derece meşhurdur. Onların en bilinenlerinden biri dönemin başbakanı Adnan Menderes ile yaşadığı diyalogdur. Günün birinde yolları kesişen ikiliden Başbakan Menderes, pek de hoşlanmadığı Mazhar Osman’a, sözün bir yerinde, “Siz delisiniz” deyiverir. Osman ise, bu yakıştırmaya sözünü sakınmadan karşılık verir: “Önemli olan sizin bana deli demeniz değildir, ben size deli dersem bu fena olur!”
Kuşkusuz Bakırköy Ruh Sağlığı Hastanesi’nin en renkli simalarından birisi de Fahrettin Kerim Gökay’dır. 1922 yılında Emraz-ı akliye uzmanı olup Bakırköy’de yıllarca çalışan Gökay, hükümetlerde 2 dönem kabine üyeliği yapar. Kısacık boyu nedeniyle kendisine, “Mini mini valimiz n’olacak halimiz” diye tekerlemeler söylenen ve hem valilik hem de Belediye Başkanlığı yapan Gökay tam bir sigara ve alkol düşmanıdır. İşi abartıp alkol düşmanlığını meyhaneleri denetlemeye vardırdığı rivayet edilir. Bu nedenle o dönemlerde küçük rakı meyhanelerde “Fahrettin” olarak adlandırılır ve yıllarca böyle anılır. Alkol ve sigara müptelalarını o kadar bunaltmıştır ki; hakkında hicivler yazılmıştır:

fısk * için fahrettin kerim *
rızk için allah kerim
ha benim gerim
ha fahrettin kerim
*fısk: Günahkarlık, doğru yoldan ayırma
Bakırköy deyince Yıldırım Aktuna’yı anmamak olur mu? Bakırköy’e büyük emekleri olan başhekim, otoriter ve sert kimliğiyle tanınır ve rivayet o ki; milletvekili adayı olduğu zaman Bakırköy ondan kurtulabilmek adına tüm personeliyle seferber olup onu seçtirmek için çalışır, muradına da erer. Yazıyı Aktuna’nın bahsi geçen bir fıkrayla bitirelim: Dönemin başbakanı Yıldırım Akbulut’tur. Tıpkı bugünkü başbakan gibi Erzincan’lı olan, saf ve naif kimliğiyle bilinen bu nedenle de fıkralara konu olan Akbulut ile Aktuna yakın arkadaştır. Fıkra bu ya; günün birinde İkisi birlikte ödüllü bir bulmaca çözmüşler. Gazeteye yollayacaklar ki ödülü alabilsinler. Kimin adına gönderecekleri mesele olmuş. Çözümü tabii ki Aktuna bulmuş: “Madem birlikte çözdük, ne tam senin adını yazalım, ne tam benimkini” demiş. “İkisini birleştirelim; senin adın olsun, benim de soyadım.” Tabii ki kabul etmiş Akbulut.
Konu Bakırköy olunca öykü çok tabii ki, ancak bu aylık yerimiz doldu. Gelecek ay devam edeceğimizin sözünü vererek minik bir öykü sıkıştıralım sona: Bakırköy’ün kapısındaki hastayı gören meraklı kendini tutamayıp “İçeride kaç kişisiniz?” diye sorar. Hasta karşılık verir, “Sen bizi bırak da, siz dışarıda kaç kişisiniz?”
Sahi biz kaç kişiyiz?
Sağlıkla kalın…
Not: Yazıya ilham kaynağı olan Erk Acarer’e şükranlarımla…

HAFTANIN ŞİİRİ
NİKBİNLİK/Nazım HİKMET
Güzel günler göreceğiz çocuklar,
güneşli günler
göre-
-ceğiz…
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
süre-
-ceğiz…
Açtık mıydı hele bir
son vitesi,
adedi devir.
Motorun sesi.
Uuuuuuuy! çocuklar kim bilir
ne harikûlâdedir
160 kilometre giderken öpüşmesi…
Hani şimdi bize
cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
yalnız cumaları
yalnız pazarları…
Hani şimdi biz
bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
ışıklı caddelerde mağazaları,
hani bunlar
77 katlı yekpare camdan mağazalardır.
Hani şimdi biz haykırırız
Cevap:
açılır kara kaplı kitap:
zindan…
Kayış kapar kolumuzu
kırılan kemik
kan.
Hani şimdi bizim soframıza
haftada bir et gelir.
Ve
çocuklarımız işten eve
sapsarı iskelet gelir..
Hani şimdi biz..
İnanın:
güzel günler göreceğiz çocuklar
güneşli günler
göre-
-ceğiz…
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
süre-
-ceğiz..

HAFTANIN SANAT GÜNDEMİ
Türkiye’de 2017 yılının kültür sanat haritası belli oldu. Yerli müzik kategorisinde Tarkan’ın “10” albümü birinci olurken, kitap kategorisinde Zülfü Livaneli’ni kaleme aldığı “Huzursuzluk” yılın en çok satan kitabı oldu2018 yılı için geri sayım sürerken, Türkiye’de 2017 yılının kültür sanat haritası belli oldu. D&R verilerinden elde edilen bilgilere göre; yerli müzik kategorisinde Tarkan’ın “10” albümü birinci olurken, yabancı listelerde birinciliği Haris Alexıou’nun “Haris Alexıou 25. Yıl Özel” albümü göğüsledi. Kitap kategorisinde Zülfü Livaneli’ni kaleme aldığı “Huzursuzluk” yılın en çok satan kitabı olurken, Fifa 18 en çok oynanan oyun olmayı başardı.Ajans Press, 2017 yılının kültür sanat haritasının medya yansımalarını inceledi. Ajans Press’in D&R listelerinden elde ettiği bilgilere göre, Türkiye en çok Tarkan dinlerken, Zülfü Livaneli okudu. Oyun konsolunda Sony PS4, oyunda ise Fifa 18 Türkiye’nin ilk tercihi oldu. Kaynak: En çok Tarkan dinledik, Livaneli okuduk

Talât Sait Halman Çeviri Ödülü Fuat Sevimay’ın
İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) bu yıl üçüncü kez vereceği Talât Sait Halman Çeviri Ödülü, James Joyce’un ‘Finnegan’s Wake’ eserinin ‘Finnegan Uyanması’ başlıklı çevirisinde imzası bulunan Fuat Sevimay’a takdim edilecek.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın bu yıl üçüncü kez vereceği Talât Sait Halman Çeviri Ödülü’ne Fuat Sevimay’ın, James Joyce’un ‘Finnegan’s Wake’ eserinin ‘Finnegan Uyanması’ başlıklı çevirisi layık görüldü.
Doğan Hızlan’ın başkanlığını yaptığı ve yazar, çevirmen ve eleştirmen Sevin Okyay, yazar ve çevirmen Ayşe Sarısayın, yazar ve çevirmen Yiğit Bener ile yazar ve çevirmen Kaya Genç’ten oluşan Seçici Kurul, ödülle ilgili toplantıya bu yıl kaybedilen jüri üyesi Ahmet Cemal’i anarak başladı.
Seçici Kurul, ‘James Joyce’un 1939 tarihli ‘Finnegans Wake’inin geceye ve düşlere açılan, dilleri ve tarihleri bir araya getiren cümlelerini Türkçe söylemekteki yaratıcılığı, cesareti ve oyunculuğu’ gerekçesiyle 15 bin TL değerindeki Talât Sait Halman Çeviri Ödülü’ne Fuat Sevimay’ı layık buldu. (Sözcü)

PEN Onur Ödülü Turhan Günay’a
PEN Yazarlar Derneği, gazetemiz Kitap Eki Yayın Yönetmeni Turhan Günay’a 2017 PEN Onur Ödülü’nü sundu.
PEN Yazarlar Derneği, gazetemiz Kitap Eki Yayın Yönetmeni Turhan Günay’a, “edebiyata ve demokrasi kültürüne katkılarından ötürü bir şükran ifadesi olarak”, 2017 PEN Onur Ödülü’nü sundu. Günay’a hitaben kaleme alınan açıklama şöyle: “Sayın Turhan Günay, edebiyatımıza yıllardır yaptığınız sonsuz katkılar için; genç yazarlara, şairlere yol göstericiliğiniz için; yazılarınız, eleştirileriniz, yöneticiliğiniz ve editörlüğünüzle edebiyatın yaratıcı ve birleştirici gücünü yücelttiğiniz için; tüm çalışmalarınızdaki dikkat, titizlik ve özen için; düşünce ve ifade özgürlüğünü her ne pahasına olursa olsun savunduğunuz için; hayata karşı onurlu ve vicdanlı duruşunuz için; sözünüzü, düşüncenizi, eyleminizi, saz çalışınızı, türkü çağırışınızı, güler yüzünüzü ve daha nice özelliği bir kıldığınız ve kişiliğinizin harcı yaptığınız için… Size 2017 PEN Onur Ödülü’nü sunmaktan kıvanç ve sevinç duyduğumuzu saygıyla bildiririz. En iyi dileklerimizle, PEN Yazarlar Derneği – Türkiye Merkezi. (Cumhuriyet)

Mehmet H. Doğan Ödülü’nün 2018 yılı başvuruları başlıyor 
Türkçede yayımlanmış şiir eleştirilerinin önemine dikkat çekmek, Türk şiirine katkı sunmak amacıyla düzenlenen Mehmet H. Doğan Ödülü’nün 2018 yılı başvuruları başlıyor.
1 Ocak 2017 – 31 Aralık 2017 tarihleri arasında yayımlanan şiir eleştirisi, incelemesi ve araştırmalarına verilecek ödül için başvurular 31 Ocak 2018 tarihine kadar devam edecek. Başvurular, Şiir Kütüphanesi’ne elden, posta veya kargo yoluyla yapılabilecek.
Seçici Kurulu’nu Orhan Alkaya, Metin Celal, Gültekin Emre, Haydar Ergülen ve Orhan Tekelioğlu’nun oluşturduğu Mehmet H. Doğan Ödülü, 13 Mart 2018’de Nâzım Hikmet Kültürevi’nde gerçekleştirilecek törende sahibini bulacak. Törenin ardından, günümüz şiirinin önemli temsilcilerini bir araya getiren Sesli Şiir Antolojisi gerçekleştirilecek (Nilüfer Belediyesi)

BELLEĞİMİZDEKİ KADINLAR
Nezihe Meriç (d. 1925, Gemlik – ö. 18 Ağustos 2009, İstanbul)
Nezihe Meriç1925 yılında Gemlik’te doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ndeki öğrenimini yarıda bıraktı.
Bir süre Heybeliada İlkokulu’nda müzik öğretmenliği yaptı.
Eşi Salim Şengil’in sahibi olduğu Dost dergi ve Dost Yayınları’nı yönetti (1952-1972).
İlk yazısı N.Ufuk imzasıyla İstanbul dergisinde 1945’te yayımlandı.
Kadın ve çocuk sorunlarıyla ilgili çalışmalarıyla tanındı.
Öyküleri Amerika, Almanya, Fransa ve Rusya’da yayınlanan çeşitli öykü antolojilerinde yer aldı.
Nezihe Meriç Eserleri
Öykü

Bozbulanık (1953)/Topal Koşma (1956)/ Menekşeli Bilinç (1965)/ Dumanaltı (1979)// Bir Kara Derin Kuyu (1989)/Yandırma (1998)/ Gülün İçinde Bülbül Sesi Var (2008)
Roman
Korsan Çıkmazı (1962)
Oyun
Sular Aydınlanıyordu (1969)/Sevdican (1984)/Çın Sabahta (1984)
Çocuk Kitapları
Alagün Çocukları (1976)/Küçük Bir Kız Tanıyorum dizisi (7 kitap, 1991-1998 arasında)
Dur Dünya Çocukları Bekle (1992)/Ahmet Adında Bir Çocuk (1998)
Anı
Çavlanın İçinde Sessizce (2004)
Ödülleri
Türk Dil Kurumu (1962, Korsan Çıkmazı)
Sait Faik Hikâye Armağanı (1990, Bir Kara Derin Kuyu)
Sedat Simavi Edebiyat Ödülü (1998)

OKUMA ÖNERİLERİ
1.KÖRDÜĞÜM/ AYŞE KULİN/EVEREST
2.KENDİ GECESİNDE/ İNCİ ARAL/ KIRMIZIKEDİ
3.PARİS’TE SON OSMANLILAR/ HIFZI TOPUZ/REMZİ KİTABEVİ

Etiketler: / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ