Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 7,44 / Satış: 7,47
€ EURO → Alış: 9,02 / Satış: 9,05

Araplarla İlişkilere Kim Güvenir?

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 02.11.2020
  • 897 kez okundu

İnsan tabiatı gereği duygu yüklüdür. Duyguları zaman zaman kabarır, aklının önene geçer. Dolayısıyla duygu-akıl ilişkilerini dengede tutmakta zorlanabilir.

Ülke yöneticilerinin ise, duyguların rehberliğine kendilerini kaptırma lüksü yoktur. Aksi takdirde telafisi zor sonuçlar doğurur.

Siyasi sıfat taşıyan ülke yöneticileri özellikle, bizim coğrafyada, duygulara hitap edecek politikalara rağbet ederler. Çünkü bu coğrafyada duygular, akla daha ziyade galip gelecek yapı oluşturmuş.

Tarihe bakış açımızı araştırmadan duygulara teslim ederiz. Coğrafyamıza bakış açımızı duygulara bırakırız. Bizi yönetecek iktidarı daha ziyade, duygularımızla seçeriz.

Arapların neredeyse tepeden tırnağa sevap yüklü oldukları duygusuna kapılırız. Oysa çoğu zaman duygularımızı dahi anlayacak kadar genel bilgilerden yoksunuz.

Sırf dindaş oldukları maksadıyla beslenen duygular ve buna bağlı gösterilen imtiyazlar, en masum ifadeyle hırpalanma olarak geri teper. Bu hırpalanma bazen satılan mallar ile alakalı olur, bazen seyahat kısıtlaması şekliden tezahür eder, bazen düşmanlarınızla ittifak kurmak şeklinde karşınıza gelir.

Suudi Arabistan’ın Türkiye’ye ve orada çalışan Türklere karşı uyguladığı ticari boykotla, uluslararası ilişkilerde din kardeşliğinin ve duygudaşlığının geçerli olmadığını bir kez da kanıtladı.

Çünkü insan faktörünün ekseninde menfaat hedefli ilişkilerin, duygularla hâkimiyetin ayakları altında ezildiği gerçeği var.

Genel bakış açısıyla, Arap coğrafyasına gönül bağlamak her zaman hayal kırıklığıyla sonuçlanmıştır.

AKP hükümetinin Araplara hayranlık açısından bakmasının, global panoramayı okumasını da engellediğini düşünenlerdenim. Filistin’e yardım amaçlı yüklenip gönderilen Mavi Marmara gemisine İsrail tarafından yapılan saldırıyı hatırlayınız. Türkiye’ye hiçbir Arap devletinden kayda değer dayanışma desteği gelmemişti.

Bugün Arap coğrafyasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini tanıyan hiçbir ülke yoktur. Türkiye ile bağ kurma potansiyelleri, güven esaslı olmayan günlük çıkarlara dayanır.

Petrol zengini Arap devletlerinin topraklarında bulunan tüm kaynaklar, kral, emir ve ailelerin elindedir. Despotik anlayışın hakim olduğu bu topraklarda tüm yetki ve tasarruflar iki dudakları arasındadır.

Öteden beri Arap coğrafyasında otoriter rejimler altında diktatöryal yönetimler hakim olduğundan keyfi uygulamalar hakim. Bu diktatörlerin dış politikalarının hemen hemen tamamı emperyalist devletlerin dümen suyuna bağımlıdır. Halk, kendi iradesiyle söz söyleme hakkından mahrum.

Resmi beyan olmamasına rağmen ticaret odaları kanalıyla Türk ihraç mallarına boykot çağrısında bulunmaları aynı zamanda orada çeşitli meslek gurubunda çalışan vatandaşlarımızla iktisadi faaliyet içine girilmemesi talep ediliyor.

Suudilerin Kral veya Veliahtın izni veya buyruğu olmadan, ticaret odası başkanının boykot veya buna benzer çağrıda bulunması ihtimal dışıdır.

Despotik devletlerle, demokratik devletler gibi değerler üzerinden ilişkiler kurmak imkansızdır. Evrensel yasaların geçerli olmadığı, hanedan iradesi ile yönetilmesi sebebi ile hukuki bağlayıcılık yoktur.

Böylesi devletlerde yasalar göstermeliktir. İnsan hakları ve kadın özgürlüğü neredeyse yok hükmündedir.

Bütün bunlardan daha öte Arap devletleri kendileriyle sürekli ihtilaf halinde, aynı din mensubu olmalarına rağmen bir birlerinin kuyusunu kazarlar. Emperyalist devletlerden satın aldıkları silahları birbirlerini yok etmek için kullanırlar.

Türkiye’nin ihtilaflı olduğu konularda Arap birliği üyeleri derhal karşı durarak, kınama bildirisi yayınlamaktan geri durmazlar.

Hak ve adalet ölçüsü olmayan Arap devletleri, köklü kurumsallaşma sağlayamadılar. Zihinlerinin bir bölümünde hala kabile devleti izlerini taşıyorlar. Haneden üyeleri kendi içlerinde dahi birbirlerine güven duymuyorlar.

Devletlerarası ilişkilerde ama özellikle Arap coğrafyasına karşı dini duygularla yaklaşmak ciddi sorunlara yol açıyor.

Somut bir örnek vermek gerekirse; Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin tezlerine karşı, Yunan-Rum ittifakını desteklediler.

Türkiye’nin Araplarla ikili ilişkiler kurmaları elbette lüzumludur. Ancak bu ilişkiler sübjektif duygulardan arındırılırmış ve ülke menfaatlerini önceleyen akılla yürütülmelidir.
[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ