header-reklam
ÖZGÜRLÜKLER ÜLKESİ ABD VE TÜRK KAHVESİ

[email protected]


      İyi günler sevgili okuyucu.


      ABD Başkan Yardımcısı ülkemize gelmiş. Hoş gelmiş sefa getirmiş. İki günlük ziyarette, nasıl becerdilerse, hem Türkiye’nin bir tarafta duran %50’si hem de diğer % 50’si ile görüşmüş. İstişarelerde bulunmuş. Ardından da en iyi televizyon yorumcularının dahi anlamakta güçlük çektiği şifreli mesajlarla Özgürlükler Ülkesi ABD’ye uçmuş.


      E ne oldu peki?


      ABD; Cumhuriyetimizin kurulduğu tarihten bu yana, Türkiye’nin iç politikasında hiçbir rolü ve etkisi olmadığını, hatta kafası karışmış bir şekilde olup biteni anlamayıp, burada muhatapları dinlemeye mi geldi? Ne oldu şu ABD’nin meşhur fikir kulüplerine? Stratejistlerine? Koca ABD, ülkemizin yarısının düşman yarısının dost gördüğü ülke… Anlamakta güçlük mü çekiyor acaba?


      Ben anlatayım…


      Daha iyi kavrarlar…


Şimdi, sevgili özgürlükler ülkesi ABD... Şöyle bir şey oldu… Biz, Türkiye Cumhuriyeti olarak küllerimizden yeni bir Cumhuriyet kurduk. 1923… Bu, insanlık tarihinde emperyalizme karşı kazanılmış nadir kurtuluş hikayelerinden biridir. Liderimiz Mustafa Kemal Atatürk, bırakınız ülkeyi, dünyayı kurtaracak kadar güçlü bir vizyona sahip olmasına rağmen, “DURDU”. Ulus Devlet, dedi ve günahıyla- sevabıyla Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin inşası ile ilgilendi. İnsanlığa ise onur duyduğumuz şu mesajı bıraktı: Yurtta Sulh Cihanda Sulh.


      Sonra, Demokrasi oyununu oynamaya başladık. Pek becerikli değildik. Dış güçler bize öğretmeye çabaladı. Bu aşamada, biz kendi kendimizi kesip biçtik ve öldürdük. Çok gözyaşı döktük. Ateş düştüğü yeri yakar. Sizin ülkenizde de öyle mi bilmiyorum. ( 11 Eylül Saldırısı)


      Ardından bir de “Terör” ile tanış olduk. Nice analar kan ağladı. Hala ağlıyor. Biz ise maalesef alıştık. Artık bu ülke için ölüm yaşamın bir parçası haline geldi. Böyle yaşamak çok zordur. Öğrenmek isterseniz size staj verebiliriz.


      Ardından “Ilımlı İslam” modeli ile sancılı bir sentez süreci devreye girdi. O aşamada belki sizlerin de arşivlerinde saklı olan bazı değerli bilgilerle hala anlayamadığımız, yorumlayamadığımız, başını kimin çektiğini bilmediğimiz bir karmaşa yaşandı. Yaşanıyor. Ama ülkemizin içi de dışı da adeta kan gölüne döndü. İşte tam da bu aşamada Türkiye’yi bekleyen asıl tehlike “ Aydınlar Bildirisi” değil; “Aydınlar Göçü” ihtimalidir.


      Allah razı olsun,” Ayağımıza kadar gelip” anlamaya çalıştınız. Eğer yanlış görmediysem, CNN Türk’ün ana haber bülteninde, T.C. Başbakanı Davutoğlu sizi Köşk’ün merdivenlerinde ayakta karşıladı. Kolunuza girdi ve size bir manzara izlettirdi. Muhteşem bir İstanbul manzarası… Ben sizin baktığınız yerden görme şansı yakalayamadım ama, bir çoğumuz o manzaraya hastayızdır.


      Ardından verdiğiniz karşılıklı demeçte, sanırım terör örgütleriyle ilgili bazı tanımlamalarda eksikler ve uyuşmazlıklar dikkat çekti. İşte orası karışık ve bizi aşar. Allah yardımcınız olsun, ki inşallah orayı çözersiniz de bu memleket de kan ve revan içinde yaşamaktan kurtulur.


      Kurtulur ise, Suriye’den akın akın Akdeniz ve Ege denizinde boğulan bebek ve çocuklar da kurtulur mu?


      Sayın ABD; bu coğrafyalardan “ Allah İçin Barış” diyen bir ses yayılmaktadır. Lütfen biraz da ona bakınız. Onu anlamaya çalışınız.


      İyi çalışmalar.