header-reklam
Çarpıklığın Açık Göstergesi….

[email protected]



Kabile topluluğundan devlet oluşumuna kadar geçen süreçteki bütün evrelerde, gerek bireyler ve gerekse bireyleri yönetenler belli kurallar içerisinde hareket ederler.

Bu kurallar bazen geleneklere uygun olarak yazılı olmayan bir şekilde oluşur, ama ağırlıklı olarak yazılı olur.

Gerek kabileler ve kavimler de, gerekse ulus olma bilincinin yer etmesinden sonra oluşan devletlerde, bireyler ve yöneticiler bu kurallar doğrultusunda kendilerine tanınan hak ve yetkileri kullanırlar.

“Bu hak ve yetkilerin adı günümüzde anayasa ile yasalar olarak anılır.”

Anayasalar o devletin işleyişindeki genel ilkeleri ortaya koyar. Devletin hangi sistem ile yönetileceğini, yönetenler ile yönetilenlerin hangi kurallara tabi tutulacağını ana hatları ile belirlerler.

Kanunlar ise anayasanın koyduğu ilkeler doğrultusunda daha ayrıntılı bir şekilde düzenlenir.

Kanunlar düzenlenirken toplumun ihtiyaçlarına göre çeşitli alanlar için tanzim edilir ve gerek bireylerin, gerekse yönetenlerin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde oluşturulur.

Yine kanunlar hukuk ve ceza kanunları olmak üzere ikiye ayrılmak suretiyle yaşama geçirilir.

Özgürlükçü ve çoğulcu demokrasinin uygulandığı ülkelerde, gerek hukuk, gerekse ceza kanunlarında ortak bazı ilkeler yer alır. Özellikle insan hakları, kadın-erkek eşitliği, yurttaşlık hakkı, kişinin kendini savunma hak ve yetkisi, yönetenlere karşı sahip olacağı haklar, hemen hemen tüm çağdaş ülkelerde benzer ilkeler doğrultusunda belirlenir.

Gerek Anayasalarda, gerekse yasalarda kabul edilen ve yürürlüğe konulan bu kurallara ve ilkelere istisnasız herkesin uyması zorunludur. Bunun aksine hareket edenler için o ülkenin anayasası ile yasalarının kabul ettiği yaptırımlar uygulanır.

“Bu nedenledir ki eksiksiz, çoğulcu ve özgürlükçü demokrasilerde yetkiler tek ele bırakılmamıştır.”

Yetkilerin tek elde toplanmaması içinde “kuvvetler ayrılığı” ilkesi benimsenmiştir.

Kuvvetler ayrılığı ilkesine göre de “yasama, yürütme ve yargı erkleri” birbirinden bağımsız olarak oluşturulmuş, birinin diğerine herhangi bir şekilde hükmetmesinin önüne set çekilmiştir.

Demokratik ülkelerde “yasama organı”, kendine tanınan hak ve yetkileri kullanırken yürürlükte olan anayasadaki ilkeler doğrultusunda hareket etme ve kararlarını da bu ilkelere uygun olarak verme zorunluluğundadır. Yasama organı Anayasaya aykırı bir karar aldığı takdirde, bu karar bağımsız olması gereken anayasa mahkemesinin denetimine tabi tutulur ve anayasa mahkemesi de yapılan başvuruyu değerlendirerek gereken kararını verir.

“Yürütme organı” da yine anayasa ve yasalar çerçevesinde hak ve yetkilerini kullanır. Yürütme organının aldığı kararlar, yaptığı uygulamalar, anayasaya ve yasalara aykırı görüldüğü takdirde bundan etkilenenler yargı yoluna başvurmak suretiyle hak ihlalinin önüne geçme yoluna giderler.

“Bağımsız yargı” da önüne gelen konuları hiçbir etki altında kalmadan anayasanın ve yasaların koyduğu ilkeler doğrultusunda inceler, sadece ve sadece anayasa ile yasaların gösterdiği doğrultuda ve vicdanının sesini dinlemek suretiyle “Türk Milleti adına” kararını verir.

Tüm çağdaş ve demokratik ülkelerde olduğu gibi bizde de durumun böyle olması anayasal ve yasal zorunluluktur.

Hiç, ne birey olarak, nede bulunduğu makamın kendisine sağladığı güce dayanarak, anayasaya ve yasaya aykırı bir tutum ve davranış içerisine giremez.

Esasen ülkeyi yönetenlerde göreve başlarken “anayasaya bağlı kalacaklarına” yemin ederler. Bu yeminin yapılmasından sonrada herhangi bir şekilde anayasa ile yasaların dışına çıkmalarının söz konusu olmaması gerekir.

Bu açıklamaları neden yaptığımızı belki sormak istersiniz. Açıklayalım:

Buna son zamanlarda, Anayasanın açık hükmüne rağmen parlamenter sistem yerine başkanlık sisteminin getirilmesi yolundaki isteklere gerekçe olarak “zaten fiilen başkanlık sistemi uygulanıyor. Bu fiili durumu yasal hale getirmek gerekir” yolundaki söylemler neden olmuştur.

Böyle bir mantığı kabul etmek mümkün değildir. Eğer bu mantıkla hareket edersek, herhangi bir şekilde yasaya veya anayasaya aykırı tutum ve davranış içine girenlerin, bu tutum ve davranışlarını engelleyen yasa maddelerini hemen değiştirmek suretiyle onlara olur verme yolunun açılması gibi bir yola girilirse ortaya bir kaos çıkar.

Yani bir eylem suç mu?. Suç ise ve buna rağmen ihlal ediliyorsa, hemen yeni bir yasa ile o eylemi suç olmaktan çıkartmak suretiyle sorunu çözmeye kalkışmak kabul edilebilir bir yöntem değildir.

Örneğin: Hakaret suçtur. Ama birisi hakaret ederek o suçu işlemişse, ona yaptırım uygulamak yerine hakareti suç kabul etmeyen bir yasa değişikliği yapmak suretiyle sorunu çözmek gibi bir şey.

İşte bu anlayış, başkanlık için siyasi iktidara destek vermek isteyenlerin yanlış ve kabul edilemez olan görüşlerindeki çarpıklığın açık göstergesi...