header-reklam
Tehlike Kapımıza Dayanmış İken…

[email protected]


Her geçen gün daha da karmaşık bir hal alan sorunlarımızın çözümü ile uğraşılacağına, nedensiz ve gereksiz bir anlayış sonucu başkanlık sisteminin yolunu açacak olan anayasa değişikliğini gerçekleştirebilmek için uğraş veriliyor. Sanki hiçbir sorun kalmamışta çözülmesi gereken tek husus başkanlık sistemi imiş gibi bir tutum ve yol izleniyor.

Oysaki şöyle bir çevremize baksak, yurdumuzun dört bir yanını saran tehlikeleri görebilsek ve bu tehlikelerin farkına varabilsek, durum tamamen değişik bir hal alacaktır. İşte o zaman aklımıza ne başkanlık sistemi nede anayasa değişikliği gelecek ve ülkemizin “beka” sorununun, ülkemizi çevreleyen tehlikelerden kaynaklandığı görülüp anlaşılacaktır.

Özellikle Suriye ve Irak sınırlarımızda meydana gelen olaylar ve buna paralel olarak oluşan tehlikeli gelişmeler, ülkemizin geleceği açısından çok büyük önem taşımaktadırlar.

Bu tehlikeleri görerek gereken önlemler alınmadığı, diplomasinin devreye sokulması suretiyle ülke yararına olan yollar aranıp bulunmadığı takdirde, ileriki günler sorunların daha da karmaşık bir hal almasına ve çözümünün giderek zorlaşmasına neden olacaktır.

Suriye sınırımızdaki gelişmelere şöyle bir bakalım.

Yanlış bir değerlendirme sonucu, Suriye ile olan iyi ve dostane ilişkilerimiz, hasmane ilişkilere dönmüştür. 915 km uzunluğundaki Suriye sınırımız bir zamanlar güvenli bir bölge olarak görüldüğü için, sınır boyundaki mayınlı araziler temizlenip tarıma açılma yoluna gidilmiş idi.

Oysaki bugün. Bugün ise durum tamamen tersine dönmüş bir durumda. Güney sınırlarımız güvenli olmaktan çıkmış ve önemli bir kısmı PYD-YPG terör örgütünün kontrolüne girmek üzeredir.

Bu yörelerdeki istenmeyen oluşumların meydana gelmesinin nedeni ise, batı dünyasının, emperyalist güçlerin, Ortadoğu üzerindeki projelerinin bir parçası olarak Suriye’de başlattıkları yapay iç savaştır.

Suriye’nin bütünlüğünü sonlandırmak ve bölünmesini gerçekleştirebilmek için yaşama geçirilen proje doğrultusunda da ülkemizin güneyinde, Suriye’nin kuzeyinde istenmeyen oluşumlar meydana gelmiştir.

Şimdi ise, belki de iş işten geçtikten sonra bu oluşumların daha da güçlenmesini engelleyebilmek, arada tampon bölgeler oluşturabilmek için TSK destekli ÖSO vasıtasıyla başlatılan “Fırat Kalkanı” hareketi sonucu Suriye’nin belli bir bölgesine girilmiştir.

Fırat Kalkanı harekâtı ile Suriye’de belli bir alan ÖSO’nun denetimi altına alınmış ise de durumun ne olacağı, ileriki günlerde bu bölgelerde nelerin yapılacağı, hangi gelişmelerin olacağı henüz meçhuldür.

Bir ülkenin sınırları içine girmek kolay, çıkmak ise çok zordur. Bu nedenle Suriye sınırları içerisine yapılan harekâtın ileriki senelerde nelere gebe olabileceğini şimdiden kestirmek mümkün değildir. Ancak bir kere bir adım atılmıştır. Bu adımın artıları ve eksileri ileriki zaman dilimi içerisinde anlaşılacak ve tarih sayfalarında yerini alacaktır.

Suriye’de bu karmaşık durum devam eder iken bu kez Musul’un IŞİD terör örgütünden kurtarılması harekâtı başlatılmıştır.

Musul’un IŞİD tarafından işgal edilmesi ve bu işgale son verilmesi harekatları da emperyalist güçlerin Irak üzerindeki projelerinin birer uygulama adımları olarak görülmeli ve kabul edilmelidir.

Eğer emperyalist güçler IŞİD’in Musul’u işgal etmesini istemeselerdi bunu daha o günlerde engelleyebilirlerdi. Ancak uygulamaya konulan Irak projesi gereği, IŞİD’in Musul’u işgal etmesi, belli bir süre orada kalmasından sonra çıkartılmasının sağlanması suretiyle projenin belli bir ayağının uygulanması yoluna gidilmiştir.

İşte bu aşamada, Musul’un IŞİD tarafından gerek işgali, gerekse kurtarılmasında ülkemizin önemli hassasiyetlerinin söz konusu olduğu da bilinen bir gerçektir.
Irak yönetimi, Türkiye’nin Musul’un kurtarılması harekâtına müstakil olarak müdahil olmasına karşı olduğunu, ancak koalisyonla birlikte hareket edebileceğini tekrar tekrar açıklamaktadır. Başika’daki birliğimizin varlığı ise Irak hükümeti ile yaşanan ayrı bir sorun…

Dost ve müttefik bildiğimiz ABD ise, Musul’un IŞİD’ten temizlenme harekâtına ülkemizin katılması yolunda fazlaca istekli görünmemekte ve Türkiye’nin kabul edemeyeceği koşullar öne sürmektedir.

Sonuç ne olursa olsun Irak’taki gelişmelerden de ülkemiz olumsuz yönde etkilenme tehlikesi ile karşı karşıya kalabilecektir.

İşte sınırlarımızdaki gelişmeler böyle iken ve tüm dikkatlerin bu konulara çevrilmesi ve Atatürk’ün “ Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesinin devreye sokulması yaşamsal bir zorunluluk iken, “Başkanlıkta Başkanlık” diye tutturmanın savunulur ve kabul edilebilir bir yanının olmadığının biran evvel anlaşılmasını, kapımıza dayanmış bulunan tehlikenin farkına varılmasını bir kez daha hatırlatıyoruz. Dileriz ki bu hatırlatmalar dikkate alınır ve yararlı olur…