header-reklam
Demokrasi ile bağdaşmaz…

[email protected]



Emperyalist güçler ortadoğuyu şekillendirebilme projelerini adım adım devreye sokma çabası içindeler. Bu bağlamda sinsi projelerinden ülkemizin de nasibini alabilmesi için uğraş veriyorlar.

Atatürk ilke ve devrimlerini içlerine sindiremeyen karşı devrimciler, ülkeyi çağın gerisine götürebilmek, yeniden kul ve ümmet anlayışını hakim kılabilmek için ellerinden geleni yapma yolunda adımlar atmaya kalkışıyorlar.

Terör örgütleri amaçlarına ulaşabilme yolunda ülkenin bölünmesi gibi bir sonucu ortaya çıkartacak eylem ve davranışlarını her geçen gün daha da azgınlaşan bir yöntemle, hain emellerine ulaşabilmenin yol ve yöntemlerini arıyorlar.

15 Temmuz darbe teşebbüsçüleri ülkeyi gerekirse bir iç savaşla karşı karşıya bırakacak olan akim kalan projelerini pervasızca uygulamaya koymaya kalkışabiliyorlar.

Tüm bu olumsuzluklara karşın Türkiye Cumhuriyeti devleti dimdik ayakta olduğunu, hiçbir gücün Atatürk Türkiye’sini bölemeyeceğini yüksek sesle dost ve düşman herkese duyuruyor.

Hani Nasrettin hocanın meşhur bir sözü vardır: “biz içerden, siz dışarıdan yıkamadık” diye.

İşte o özdeyiş misali tüm olumsuz koşullara rağmen devletimiz dimdik ayakta ise, Genç Türkiye Cumhuriyetini bölme çabaları ve projeleri bir türlü gerçekleşemiyor ise bunu temelin sağlamlığına ve temele konulan harçların kimsenin yıkmayacağı bir sağlamlıkta olmasına borçluyuz.

Ülkenin genel görünümü böyle iken.

Birçok yurttaşımız, bu işin sonu nereye varacak sorularını sormak suretiyle mutsuzluk ve umutsuzluk söylemlerini yüksek sesle seslendirmeye başlamış iken, başta yönetici konumunda olanlar olmak üzere, sağduyu sahibi herkesin ülkenin üzerindeki karanlık bulutların kısa sürede dağılacağı, mutsuzluğun mutluluğa, olumsuzluğun ise olumluluğa yöneleceği yolunda güven verici söylem ve davranış içinde olmaları gerekir iken, zaman zaman bunun aksine tutum ve davranışlara tanık olunmaktadır.

Nitekim geçtiğimiz günlerde “ başkanlık olmazsa ülke bölünür” yolundaki söylem, derin derin düşünmemize ve böyle bir söz nasıl söylenir, böylesi bir anlayış nasıl söz konusu olabilir sorusunu sormamıza neden olmuştur.

Bırakın Osmanlı devleti dönemini. Daha kurtuluş mücadelesi verilirken görev başında bir meclisin bulunduğunu ve o meclisin kararları ile bir yandan kurtuluş mücadelesi verilirken öbür yandan yeni Türk devletinin temellerinin atıldığını unutmamak gerekir.

Ülkemiz 23 Nisan 1920 tarihinden bu yana parlamenter sistemle yönetilmektedir. Aradan geçen 96 yılı aşkın süre içerisinde, Genç Türkiye Cumhuriyeti, çağdaş dünyada kendine saygın bir yer edinmiş, yüzünü çağdaşlığa dönmüş, Atatürk ilke ve devrimlerinin gösterdiği yolda hızlı ve olumlu adımlar atmış, aydınlanma meşalesinin dünya durdukça yanmaya devam edeceğini tüm dünyaya ispat etmiştir.

Tüm bunlar parlamenter rejim sayesinde gerçekleşmiştir. Yani parlamenter sistem, ülkenin bölünmesini değil, birlik ve bütünlüğünün sağlanmasını ve devam ettirmesini sağlamıştır.

Şimdi durduk yerde “başkanlık gelmezse ülke bölünür.” demenin ne anlamı var?. Elbette bir anlamı ve geçerliliği yoktur.

96 yıldır parlamenter rejimle yönetilen, başkanlık sisteminin olmadığı bir Türkiye, bölünmediği, aksine tüm olumsuz koşullara rağmen birlik ve bütünlüğünü devam ettirdiği halde, başkanlık gelmezse ülke bölünür demek ne anlama geliyor?...

Acaba ülkenin tek sesli bir anlayış içinde yönetilmesi mi isteniyor?

Eğer böyle bir düşünce varsa bilinmelidir ki; bu anlayış demokrasi ile asla bağdaşmaz. Türkiye’nin bulunduğu coğrafya ve içinde bulunduğu koşullar göz önünde tutularak, dün olduğu gibi bugünde, yarında parlamenter sistemle yönetilmesi halinde daha iyiye, daha güzele yöneleceği, birlik ve beraberliğin ise daha da güçleneceği bilinmeli, görülmeli ve anlaşılmalıdır.

Bir kez daha tekrar ediyor ve hatırlatma gereğini duyuyoruz: “Türkiye’yi kimsenin bölmeye gücü yetmez ve yetmeyecektir...”