header-reklam
Tık Yok….

[email protected]



Marshall yardımının yapıldığı 50’li yıllarda, görevli adı altında ülkemize giriş ve çıkış yapan ABD’lilerin sayısını tespit etmek oldukça güç idi. Zira her gün birileri geliyor, birileri gidiyordu. Gelenler güya Marshall yardımının amacına uygun olarak kullanılıp kullanılmadığını denetlemek için ülkenin dört bir yanına giderler ve görünüşteki denetleme gerçekte ise, ülkemiz ile ilgili gizli bilgileri edinebilmek için uğraş verirlerdi. Hangi amaçla gelmiş olurlarsa olsunlar gittiklerinde ilgililer tarafından uğurlanırlardı.

İşte bu uğurlanış sırasında gelenlerden biri kendisine rehberlik eden Türk yetkiliye sitemkar bir şekilde serzenişte bulunarak: “aşk olsun size, bana ülkenizin hemen hemen bütün tesislerini gezdirdiniz ama - bu tesislerden bir tanesini benden gizlediniz” deyince şaşkınlık geçiren rehber: “nasıl olur ben sizi her yere götürdüm ve her tesisi size gösterdim” diye yanıt verdiğinde aldığı cevap şu olmuştur: Hani “Allaha emanet firması var ya, işte bana o firmayı gösterip gezdirmediniz…” demiş.!!!..

Marshall yardımını denetlemeye gelen ABD’linin bana gösterilmedi dediği “Allaha emanet” bilindiği gibi bir firma değildir. Ülkemizin çeşitli işyerlerinde asılı olan ve kendilerini Allaha emanet ettiklerini ifade eden bir sözdür.

Elbette ki kendimizi Allaha emanet etmeliyiz. Ama Allaha sığınmadan önce de herkes gereken önlemi almak, kendine düşen yükümlülüğü yerine getirmek için çaba sarf etmek zorundadır.

Başka bir anlatımla gerek birey, gerekse toplum olarak uyarı görevimizi yerine getirmek, gerektiğinde tepkimizi koymak, görüşlerimizi korkusuzca açıklamak suretiyle toplumu aydınlatmak, yanlış yolda olanlar varsa onları uyarmak, yanlış uygulamalara mani olabilmek için uyarı görevini yerine getirmek çağdaş ülkelerde her bireyin yurttaşlık görevidir.

Ama ne yazık ki bizde bu görev yeterince yerine getirilemiyor ve böyle olunca da yanlışların üzerine yanlışlar eklenip olumsuzluk belirtileri hızla artıyor, sorunlar çözümsüzlük yumağına dönüşüyor.

Bu gerçeğin görülmesinde, bilinmesinde ve gerek bireylerin gerekse toplumun kendine düşeni yapması yolunda uykudan uyanarak olumlu adımlar atılmasına katkıda bulunmasında sayılamayacak kadar çok yararlar vardır.
***

Bu hatırlatma ve uyarı gereğinin neden duyulduğunu sorarsanız, geçtiğimiz
günlerde bir kez daha gündeme düşen sporla ilgili bir haberin neden olduğunu belirtmek isterim.

Ne idi gündeme düşen sporla ilgili o haber?..

Bilindiği gibi futbol milli takımımız son yıllarda başarısız bir grafik izlemektedir. Geçtiğimiz yıl Avrupa şampiyonasında futbolculara verilen prim nedeniylede futbol kamuoyu oldukça karışmış idi.

Zira futbolumuzun başarılı bir grafik çizebilmesi ve dünyanın sayılı takımları arasında yer alabilmesi için milli takım teknik direktörlüğüne Fatih Terim getirilmiş idi. Başlangıçta açığa imza attığı, para konusunun konuşulmadığı ifade edilen teknik direktör Fatih Terim’in, aylık birmilyonyüzbin TL ücret aldığı ve bunun dünyada en çok aylık ücret alan teknik direktörler arasında ilk sırada yer aldığı basına yansıyan haberlerden öğrenilmiş idi.

Başlangıçta milli takımımız inşallah başarılı olur, dünya sıralamasında üst basamaklara çıkar ve teknik direktörde aldığı ücreti hak eder diye kimse ses çıkartmadı.

Ama aradan yıllar geçmesine rağmen futbol milli takımımız ilerlemek bir yana devamlı gerilere düştü. Neredeyse averaj takımı haline gelmek üzere. Hayatlarında milli maçlarda gol atamayan, puan alamayan takımlar bile bize gol atmaya, bizden puanlar almaya başladılar.

Her seferinde yenilgilere, başarısızlara birer mazeret bulundu. Herkes sabırla bu işin sonu nereye varacak, teknik direktör ne zaman istifa edecek sorularını sormaya ve cevabını beklemeye başladı. Ama beklentiler hep boşa çıktı, ama karşı tarafta tık yok.

Toplum bu konuda sessiz ve duyarsız. Birmilyonyüzbin TL aylık ücret bu milletin yurttaşlarının ödediği vergilerle karşılanıyor. Elbette ki bireylerin ve toplumun hesap sorma ve yanıtını arama hak ve yetkisi vardır. Dünyada en çok ücret alan teknik direktöre sahip olmamıza rağmen futbolda habire geriye gidişimiz sorgulanmalı, neden bu kadar yüksek paralar ödendiği araştırılmalı, bu konuda toplumun duyarlılığı dile getirilmelidir.

Biz toplum duyarlılığını dile getirsin, tepkisini koysun, futbolumuzdaki düşüşün i araştırılsın, hastalığa doğru teşhis konulsun ve hızla tedaviye başlansın diyor ve istiyoruz. Ama ne yazık ki bu konuda çıt çıkmıyor. Adım atması, sorumluluk üstlenmesi gerekenlerden ise tık yok.

Ekonomik sıkıntının had safhaya ulaştığı, işsizliğin giderek arttığı, enflasyonun hızla çift haneye doğru yol aldığı ve ABD Başkanının bile aylık yüzbin TL Civarında bir ücret aldığı haberlerinin medyada yer aldığı bir dönemde bu milletin vergileri ile toplanan paradan aylık birmilyonyüzbin liranın ödenmesine gönül razı olmuyor. Bu nedenle de demokrasinin kuralları içerisinde gereken tepkinin gösterilmesi, sorumluların kendilerine düşeni yerine getirmesi gerekliliğini hatırlatmakta ve uyarmakta yarar görüyoruz. Zira giderek tepkisiz bir toplum haline gelmek üzereyiz…