header-reklam
Değişen Türkiye’nin, Değiştirilmek istenen kadınları…

[email protected]



Franz Kafka okudunuz mu hiç ?

Okuyun…

Hayata dair bakış açınızı değiştirebilecek ender isimlerden biri olduğu için, okuyun…

Mesela NE der, biliyor musunuz ?

“Eğer okuduğumuz bir kitap, bizi, kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?”

Haklı…
Çok haklı…

O yüzden okuyun…
Ama Kafka okuyun…

Yaşamdan kaçsanız da okuyun !

Niye mi ?

Kafka’nın dediği gibi…

Odandan çıkman gerekmez, masanda oturmaya devam et ve dinle... Dinleme bile, sadece bekle... Bekleme bile, gerçekten sakin ve yalnız ol. Dünya özgürce sunacaktır kendini sana... Maskesinden sıyrılmak için başka seçeneği yok, huşu içinde yuvarlanacaktır ayaklarının dibine.

Bugün o yaşama dokunalım biraz…
Aslında dibimizde olana dokunalım biraz…

Ama okuyup da geçmeyelim, duralım ve düşünelim…

Çünkü okuyup da geçtiklerimiz çok birikti. Sahi, korkmuyor musunuz tüm o birikenlerden ? Konuşmayıp sustuklarınızdan ! BENDEN deyip de es geçtiklerinizden ! NE DERLER diye ürküp yanından sessizce geçip gittiklerinizden !

Şimdi gelelim eldeki Türkiye’ye… Eldekinin birikenlerine… Yanından sessizce geçip gittiklerimize… Son zamanlarda en çok konuştuğumuz şeye… Hani şort giydiği için tekmelenen kadınlara… Kahkaha attığı için ayıplanan kadınlara… Hamileyken sokağa çıkması istenmeyen kadınlara… Parkta spor yaparken taciz edilen kadınlara…

Ve tüm bu kadınlara bakarken TAHRİK olan erkek kimliğe !
Kadını KAT KAT kumaşın altında saklamak isteyenlere !
Kendi AÇIĞINI bu şekilde ZAPT etmek isteyenlere !

Peki, eldeki kadının hikayesi mi ?
Kendi adına gördükleri mi ?

Net…
Çok net…

Nasıl mı ?

Koltuğu çek, süpür, yerine koy, yatağı kaldır, azar işit... Masayı çek, yerleri sil, bulaşıkları yıka, ütü yap, tezgâhı sil, eşyaları yerleştir, azar işit... Yemek yap, halı yıka, bardakları indir, bibloları kaldır, azar işit... Tozları al, camları sil, kışlıkları indir, bavulları yerleştir, yıka, temizle, as, ütüle, azar işit…

Yalan mı ?

Değil…

Ama garip olan…

Kadının bu hikayesinde ötesi yok !
Bu hikayede erkeğin desteği de yok !

Merak ettiğim şey mi ?

Sahi, egemen erkek kimliğin Ankara’sı, eldeki örneklerin tartışmasında NE görüyor ? NE görmek istiyor ? Kadının hikâyesinde okuduklarına NE ekliyor ? Kendi hikâyesinde KADIN adına NE anlatıyor ? Bu ülke kadınlarının son dönemine sıkıştırılan, KÜÇÜK gibi görünen ama BÜYÜK olan sorunları için NE söylüyor ?

‘Bana ne’ NE SÖYLEDİĞİNDEN, diyebilseydik keşke…

Ama diyemiyorum, NİYE Mİ ?

Çünkü bu ülkenin kadınları, neredeyse her hareketlerinden TAHRİK olabilecek bir erkek nüfusunun giderek arttığı YENİ denen bir Türkiye’de nefes alıp veriyor, hatta o nefes alıp verişinden korkar hale geliyor…

Çözüm mü ?

Çözüm mü bilmem ama, Erol Anar güzel söylemiş…

Hangi görüşe sahip olursak olalım, kendi dünya görüşümüze bir DİNe inanır gibi inanıyoruz. Sorunun özü de BU bence. Onu geliştirmek ve yeni bilgilerle zenginleştirmek bir yana, FANATİK bir şekilde katı düşünüyoruz. Oysa ki dünyada bizden farklı düşünenlerin de olabileceğini kabul etmemiz gerekiyor. Yoksa bu düşünce biçimimiz bizi faşizme kadar götürür.

Götürdü mü yoksa ?