header-reklam
…çok DOLUYUZ ! …can çekişiyoruz…

[email protected]



Görmüyorsunuz, şehir ağzına kadar DOLU ve KUSUYOR artık. İstanbul CAN ÇEKİŞİYOR ve insanlar özgürlüğü elinden alınan mahkûmlar gibi başları önlerinde, ruhunda PRANGALARLA yaşıyor.

Yazan güzel yazmış, hatta çok güzel resmetmiş…
Bizi anlatmış, yaşadıklarımızı, yaşatılanları…
Ne kadar dolduğumuzu, kustuklarımızı…
Başı önde ilerleyen yorgunluğumuzu…
Çözemediğimiz prangalarımızı…

Hayatlarımızı…

1811-1848 yılları arasında yaşamış Rus Edebiyat Eleştirmeni ve Yazar BELİNSKİ, düne dair anlatırken bir şeyleri, prangalarımızdan birine işaret etmiş, DİN denenin hayatlarımızı ele geçiren hallerine, tutsaklığımıza, konuşmadıklarımıza, geri çekilişimize, bir şeylerin dokunulmazlığına ve tüm bunların orta yerinde çökmüş hallerimize…

DİN’in Rus haline...
DİN adı altındakilere…
O ad altında saklananlara…
Saklanıp da AKlananlara…
Aklanıp da paklananlara…

Başlayalım mı ?

Ardından BİZDEKİ ile aynı mı, soralım…
Halının altına süpürülenleri ortaya çıkaralım…

Evet…

Sıra, BELİNSKİ’nin…

“İnsan; onurunun, öz yazgısının aşağılanmasına katlanabilir… Ama hakikat duygusunun ve insanlık onurunun aşağılanmasına katlanmak elden gelmiyor

Din PERDESİ ve kamçı savunması altında, yalanı ve ahlaksızlığı, hakikat ve erdemmiş gibi yayanlara karşı susmak elden gelmiyor.

Şunun farkında değilsiniz: Rusya, kurtuluşunu mistisizmde, asketizmde (çilecilik), pietizmde (aşırı dindarlık yanlılığı) değil, uygarlığın ilerlemesinde, eğitimde, insan severlikte görüyor. Ona gerekli olan şey vaazlar değil (yeterince vaaz dinledi!), dualar değil (çok dua yineledi bunca zamandır!); ona gerekli olan şey, yüzyıllardır çamurlar, gübreler içinde yitip gitmiş olan insan onurunun uyandırılmasıdır!

Ona gerekli olan şey, kilise öğretisiyle değil, sağduyuyla ve hakkaniyetle uyum içinde olan hukukun ve yasaların uyandırılması ve bunların olabildiğince katı bir biçimde uygulanmasıdır. (…)

Bir zamanlar, Rusya’nın bilinçlenmesine müthiş bir şekilde katkısı olmuş, Rusya’ya kendini adeta aynada görme imkanını sağlamış yüce yazarımız ne yapıyor? ‘Barbar pomeşçike’, ‘pis suratlı’ köylülerin iliklerini ve kanlarını daha çok sömürmesini İsa ve kilise adına öğütleyen bir kitap yazıyor… Sonra da benden böyle bir şeye öfkelenmememi bekliyor?

Canıma kastetmiş olsaydınız bile size duyacağım kin ve öfke, bu utanç verici kitabınızdan dolayı duyduğum öfkeden daha büyük olamazdı… (…)

Olamaz! Siz ya hastasınız ve derhal tedavi edilmeniz gerek ya da… bu ‘ya da’yı söylemeye cesaret bile edemiyorum!..

Kamçı vaizliği, cehalet havariliği, irtica şövalyeliği, aydınlanma düşmanlığı… Ne yapıyorsunuz siz…”

SERT yazmış, BELİNSKİ…

Kıpırtısız, sarı, ölmüş yapraklarla dolu sokaklarda yürüyen hallerimizi resmetmiş… Solgun yüzlerin öfkeli kalplerinde artık taşıyamadığı yaşamları terk etmeye hazır hallerimizi çerçevelemiş… Onları bu hale getirenlerin kalabalığı arasından çıkışı işaret etmiş…

Peki, bu kadar dolarken ve can çekişirken, ne yapıyoruz ?