header-reklam
Ne Günlere Kaldık?...

[email protected]



Atatürk ilke ve devrimlerinin temeli üzerine inşa edilen Genç Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesine aykırı olarak geriye doğru götürülmesi yolunda uğraşlar verildiğini sık sık yazıp, söylemek ve hatırlatmak suretiyle “tehlikenin farkında mısınız” sorusunu sormak gereğini duyarız.

Geçen zaman dilimi içerisinde bu uyarılara fazlaca kulak verilmediğini ve geriye gidişin ayak seslerinin daha hızlı bir şekilde duyulmaya başlandığını üzüntü ile görüyor ve izliyoruz.

Meşhur bir söz vardır: “Herkes gider Mersin’e biz gideriz tersine” diye..

İşte o söz gereği, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak amacıyla hareket edenler, daima ileriye, aydınlığa ve yeni yeni buluşları elde etmeye, onlardan yararlanmaya çalışır iken, bu görüşün aksini benimseyenler, çağdaşlık yerine çağ dışılığı kendi gelecekleri açısından uygun bulanlar ise, ülkelerini ileriye değil geriye, aydınlığa değil karanlığa doğru götürebilmek için zaman ve zemin kollamakta, fırsat bulduklarında da bunu gerçekleştirebilme yolunda adım atmaktan çekinmemektedirler.

Özellikle Ortadoğu ülkelerinde bu tablonun daha çok geçerlilik imkânı bulduğunu belirtmekte yarar görüyoruz.

Biz, bir Ortadoğu ülkesi olmamıza rağmen, Atatürk Türkiyesi olarak yüzümüzü batıya dönmek, karanlık yerine aydınlığı seçmek ve çağdaşlık yolunda sağlam adımlar atmak suretiyle, çağdışı kalmış ülkelere örnek olma yolunda ilk sırada yer almış idik.

Ama ne yazık ki geçtiğimiz yıllarda bu rol modelliğimizi yavaş yavaş kaybetmeye başladık.

Bunun birçok örneklerini gördüğümüz ve yaşadığımız içinde büyük bir mutsuzluk içindeyiz.

Bugün için, bizi karamsarlığa sürükleyen gelişmelerden bir kaçını sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Bundan 3-4 ay önce Burdur İl Milli Eğitim Müdür vekili olan kişinin Facebook paylaşımındaki bir görüşünü gündeme getirmiş ve “bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete” demek suretiyle uyarı görevimizi yerine getirmeye çalışmış idik.

Ne idi Burdur İl Milli Eğitim Müdürlüğü görevini sürdüren kişinin facebook sayfasındaki paylaşımı?. Bu zat sayfasında şu görüşe yer vermiş idi!!!...: “Bir kadın evinde süslenip çıkıp dönenene kadar kaç erkeğin şehvetini tahrik etmişse o kadar erkekle zina yapmış gibidir…” diyordu.

Aradan aylar geçtiği halde bu konuda bir yalanlama gelmedi. Ve belleğimiz bizi yanıltmıyorsa, vekâleten yürüttüğü görevine de asaleten tayini yapılmış.

Daha bu paylaşımın üzerinden uzunca bir süre geçmeden bu kez geçtiğimiz günlerde biri Kütahya diğeri ise Denizli-Pamukkale belediyesi tarafından evli çiftlere ücretsiz olarak dağıtılan “evlilik ve aile hayatı,” ve “evlilik ve mahremiyetleri” adlı kitaplar ve o kitaplarda yazılı olan çağdışı kalmış anlayışın ifadeleri yer almak suretiyle TBMM gündemine taşındı.

Kütahya belediyesinin dağıttığı kitap CHP Kocaeli milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet tarafından meclis gündemine taşındı. Öyle ki o oturum için meclise başkanlık eden AKP’li Ayşe Nur Bahçekapılı da hayretlerini gizleyemeden bu konuyu birlikte takip etme önerisinde bulunmak suretiyle isyanını dile getirdi.

Yine aynı şekilde Denizli-Pamukkale belediyesinin evli çiftlere dağıttığı “evlilik ve mahremiyetleri” adlı kitapta ortaya çıktı.

Daha da önemlisi bu kitapların orijinali meclis kütüphanesinde bulunan “islamda evlilik ve mahremiyetleri” adlı kitaptan alıntılar yapılmak suretiyle hazırlandığının anlaşılmasıdır.

Ne deniliyordu o kitaplarda. “El sıkışıp tokalaşmak zinaya giden yoldur. Nişanlı bile olsalar evlenmemiş çiftlerin beraber gezmeleri haramdır. Çocuklar sıcak iklimlerde 10–12 yaşlarda evlendirilebilir. Kocası için süslenmeyen, erkeğin reisliğine itaat etmeyen kadın dövülebilir. Bazen 1-2 dayak işe yarar, kadına evin hakimini hatırlatır, ilaç gibidir. Kadına Kadını dövdükçe seni daha çok sevecek daha çok isteyecek. Kadınlar spor sahalarına ve parklara gitmemelidir…” gibi cümleler yer alıyordu.

Konuyu meclise getiren milletvekilinin konuşmasından yaptığımız yukarıdaki birkaç alıntı bile tüylerimizin diken diken olmasına neden olacak boyuttadır.

Ne günlere kaldık?. Bunları da mı görecek ve yaşayacaktık?...

Biz “çocuk gelinler” konusunu gündeme taşımak suretiyle küçük yaştaki evliliklerin önüne geçilmesi için çaba sarf edilmesi gerektiği yolunda uğraş vermeye çalışırken, orijinali meclis kütüphanesinde bulunan kitaptan alıntılar yapılarak hazırlanan ve evlenen çiftlere dağıtılan kitapta, 10-12 yaşında bile evlenmenin mümkün olabileceği anlatılıyor. Kocanın karısını dövebileceği yolunda ifadeler yer alıyor ve dayak bir tür teşvik ediliyor. El sıkışıp tokalaşmanın bile zina sayılabileceği yolunda görüşlere yer verilebiliyor.

Atatürk Türkiyesinde bu tür görüşlerin var olmasını içe sindirmek oldukça zordur. Böylesi bir yayın gündeme getirildiğinde ilgililerin derhal harekete geçmesi ve gereken önlemleri alması beklenir iken, ne yazık ki gerek sorumluluk mevkiinde olanlarda ve gerekse toplumda önemli bir kıpırdanma ve hareket meydana gelmemiştir.

Şimdi haklı değil miyiz şu soruları sormaya:

“Ne günlere kaldık?.”

“Bunları da mı görecektik?.”

“Tehlikenin farkındamısınız”

“Gerçekten Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete mi?…”

Biz bu soruları soruyor yanıtlarını bulmayı sizlere bırakıyoruz…