Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 8,50 / Satış: 8,54
€ EURO → Alış: 10,04 / Satış: 10,08

Aydınlar Olmadan Demokrasi Gelişmez

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 19.04.2021
  • 415 kez okundu

Bir ülkenin mali sermaye birikimi ne kadar önemliyse, bir o kadar önemli olan, birikimli insan sermeyesidir.

Mali sermaye tedavüle sokulmazsa işlerlik faydaya dönüşmez.

Birikimli insan sermayesi ortaya çıkıp insanları aydınlatamazsa işlevlik kazanmaz.

Lafı uzatmadan doğrudan deyineyim: Ülkemiz birikimli insanların olduğu muhakkak fakat bunlar maalesef siyasetin karanlık zihinlerinin baskın olduğu mecralarda itibar görememenin sancısını yaşıyor.

Birikimli insanlara ister Aydın ister Entelijans veya Entelektüel densin; bu insanlara dar bakış açımız zavallılığımızın dışa vurumudur bir bakıma.

Demokrasi kültürümüz gelişmediğinden aydınların birikimlerini heba ediyoruz.

Belki içinizden ‘’aydın dediğin bazı insanların, kendilerini toplumun seçkin kişileri sayma ve toplumda aydın olarak kabul edilmeyen vatandaşları küçük görme, vesayete muhtaç kimseler olarak sayma eğilimi vardır’’ diyorsunuzdur.

Bu fikirde iseniz, bir bakıma sizin de haklılık payınız var. Fakat ben burada aydın geçinenlerin veya aydın havası oynayanların üstünlük kompleks eğilimlerinden bahsetmiyorum.

Gerçek aydın gerçek düşünür gerçek entelektüel insanlardan; fikri zengin, karakteri sağlam mütevazi insanları kast ediyorum.

Aydın olabilmek için zengin bilgi kadar alçak gönüllülük gerektirir. Başkalarının kullanım tuzağına düşmeyi önleyecek kadar kuvvetli kişilik gerektirir. Baskı karşısında kendi kendine saygının yaratacağı cesaret gerektirir. Hak, adalet duygusu ve sağduyu gerektirir.

Aydın olabilmek, yüksekokullardan mezun olup diploma sahibi olmak demek değildir. Aydın, kendini sürekli geliştiren, yeteneklerini milletin hakikatin öğrenmesine adayan fikir emekçilerine denir.

Aydın kişiler; üniversitede hocalar, sahnede sanatçılar, basında gazeteciler, iş dünyasında yöneticiler, devlet yönetiminde bürokratlar arasından çıkabilir.

Demokrasi, kendi kültürünü, kendi işlemesi ve verimliliği için gerekli görgüyü, nitelik ölçülerini ancak kendisi yaratır.

AKP iktidarı demokrasi kültürünü ‘’katli vacip’’ fetvası alırmışçasına sürekli hırpaladı. Üstelik bunu ‘’ileri demokrasi getiriyoruz’’ dümeniyle sundu.

İktidar sürecinde, standart altı sıfat sahiplerini aydınlara yeğledi. Bunu ‘’vesayeti kaldırıyoruz halka açılıyoruz’’ bahanesini kullanarak uyguladı.

Bir bakıma dünya gerçeklerine aşina, tarafsız ve geniş vizyonlu aydın kesimin yetki ve alanlarını daralttı. Kendine özgü düşünceleri savunan sığ fikirlileri büyük sahnelere çıkarttı.

Demokrasi kültürünün gelişmediği yerlerde iktidarda olanların çevrelerinde tuttukları insanların, boyun eğdikleri sürece, bilgi veya yetenek seviyelerinin önemi yoktur. Bu gibi kimseleri çevrelerine toplayıp diledikleri gibi birer baskı ajanı olarak kullanarak hem muhalefeti şaşkınlığa sevk etmek hem de kendi kusurlarını örtmek amacıyla kullanırlar.

Bu düşünce sistematiği, siyasal ayrıcalıkları tanıyan bir rejim haline dönüştü. İçlerindeki üstünlük kompleksine kapılanlar, beğenmediği kişilere karşı kolayca, baskı idaresi haline geldiler.

Yıllarını bilgilerini, tecrübelerini genel kültürlerini bin bir emek vererek bilim kıtalarını tavaf edenlere başlarını pencereden dışarıya çıkartmaya müsaade edilmezken, burnunun ucunu görmekten aciz parti rumuzlu kişilerin meydanlarda cirit atmaları, ayıplı sistematiğin nüvesi olsa gerek.

Demagog birilerinin kaprislerine alet olanlar, demokrasiye katkı sunamazlar. Demokrasi berrak zihinlerle, billurlaşmış fikirlilerle toplumu aydınlatan hür karakterli insanlarca yücelir.

Demokrasi ile hukuk, eğitim, ekonomi, sosyal şartlar, gelir dağılımı vs. gibi nitelikler bu sayede gelişir.

Aydın sıfatının yüceliğini en çok hak eden hemşerimiz merhum Cemil Meriç’in feryadını yazmadan geçemedim:

‘’ Başkası, yani kendi insanım, kaderin karşıma çıkardığı genç üniversiteli ‘sen bizden değilsin’ dedi. Sen bizden değilsin. Evet, ben onlardan değilim. Ama onlar kimdi? Uçurumun kenarında uyanıyordum. Demek boşuna çile çekmiş, boşuna yorulmuştum. Bu hüküm hakikatin ta kendisiydi.’’

‘’Düşünce adamı tarihe, kucağında yaşadığı topluma angajedir. Düşünce adamı bir zümrenin emir kulu değildir. Hiçbir merkezden talimat almaz’’

‘’Aydının vazifesi: bütün hakikatleri yoklamak, bütün yalanların maskesini yırtmak, kalabalığa doğruyu göstermek’’

Türkiye’mizde nitelikli insan sermayesi gerçekleri söylemeyi kendine vazife edinmişken sesinin kısılması, özellikle son yıllarda sıradanlaşmış zihniyetin yaylım ateşine maruz kalması, geri kalmışlığımızın sebeplerinden birisidir.

[email protected]

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ