Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Bağımsız Kurumların Önemi

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 19.10.2020
  • 776 kez okundu

İnsanlar değişken karakterlere sahip. İçinde yer aldığı doğal ve toplumsal çevrenin koşullarından etkilenip aksi görüş bildirmeye de eğilimdeler.

İnsanı etkileyen bu doğal ve toplumsal koşullar tarihin çeşitli dönemlerinde ve dünyanın türlü yörelerinde birbirinden farklı toplumların ve toplumsal müesseselerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

1748 yılında ‘’Kanunların Ruhu’’ Kitabını yazan Montesquieu’ye göre insanları, dolayısıyla toplumları pek çok şey yönetir: iklim din, kanunlar, hükümet ilkeleri, tarihten alınan dersler, ahlâk, örf ve âdetler. Bunların hepsi bir toplumun “Genel Ruhunu’’, yani millî karakter özelliklerini oluşturur.

Aradan geçen iki yüz yetmiş küsur yıl geçmesine rağmen bu kitap, hukuk ilkelerine, insani erdemler ve devletlerin yapılarına merak saran her birey için ufuk açıcı ve esin kaynağı niteliğinde.

Bugün kurumlar zihniyeti ve hafızası olan çağda yaşıyoruz. Hayatımızı düzen içinde sürdürmenin sistematik örgüsü bağımsız işleyen kurumların varlığıyla mümkün.

Ülkemizde kurumların önemini kavrayan niyet ve zihniyet eksikliği tavan yapmış durumda. Kurumların özgürce yeteneklerini kullanması, özgül ağırlıklarıyla çalışmaları kısıtlanıyor. Her bireyden iktidarın uhdesinde asker gibi emre itaat etmesi bekleniyor.

Ülke olarak bizler, sürekli kurumlar üzerinde siyasi çatışmaları izliyor ve bunlardan olumsuzca etkileniyoruz.

Siyasetçilerin devlet yönetimi konusunda ne kadar nitelikli veya liyakatli oldukları mevzusu sürekli tartışma zorunluluğu doğuruyorsa, halimizin parlak olmadığı sonucu ortaya çıkar. Ülkenin kurumlarını sık sık ölçüsüzce yıpratma politikaları, hem kurumların hem de vatandaşın yararına işlemiyor.

Kurumlar, devletin birer vaz geçilmez organları ve tamamlayıcısıdırlar.

Kurumların güçlü olması, esasen devletin de güçlü olması, vatandaşların da kendilerini güçlü hissetmesi demektir.

Söz gelimi adalet kurumu, vatandaşların bir birleriyle mücadeleye girişmesi sonucunda, bu mücadeleyi düzenlemek, insanların birbirine zarar vermelerini engellemek, topluluk yaşamında barışı ve düzeni sağlamayı amaçlar.

İnsanların geniş organizasyonlara güvenmeye yatkın oldukları ama aynı zamanda şüpheci bakış açılarıyla kendilerinden söz ettiren bir kurumsal dönemde yaşıyoruz.

Başarılı kurumların bir ülkeyi nasıl vezir, başarısız kurumların ise nasıl rezil ettiğini görmek birkaç dakikamızı alır.

Örneğin Daron Acemoğlu’nun ‘’Ulusların Çöküşü’’ adlı eserinde, bir kısmı ‘’Nogales Arizona’’ adlı kasabanın ABD’nin Arizona eyaletinde, ‘’Nogales Sonora’’ adlı diğer kısmı Meksika topraklarında bulunan, aynı atalara mensup insanların hayat standartlarına dikkat çeker.

ABD toraklarında bulunan Nogales’te hane halkının geliri 30,000 dolar, sağlıklı bir nüfusa ve uzun bir ömre sahip olmakla beraber can ve mal güvenliklerinden kaygılı değiller. Eğitim düzeyleri oldukça üstlerdedir. Demokratik bir yapıya sahip olduklarından geniş bir özgürlük alanları sahipler. Devlete ve hukuka olan güvenleri yüksektir.

Buna mukabil Meksika tarafında bulunan ‘’Nogales Sonora’’da ise, hane başına ancak 10,000 dolar düşebilmekte, yetişkinlerin eğitim seviyeleri düşük, sağlık koşulları yetersiz, suç oranları yüksek. Devlete ve hukuka olan güvenleri yerlerdedir.

‘’Sanora Meksika ‘’halkı, sıklıkla siyasetçilerin yolsuzluklarıyla ve beceriksizlikleriyle yüzleşir.

Bir kentin iki yarısının birbirinden nasıl bu kadar farklı olduğu sorgulandığında acaba, bölgeler arası coğrafi ve iklimsel bir farklılığın olmadığı ve hastalık türlerinin farklılık göstermediği halde bu keskin ayrımın sebepleri veya kaynakları neler olabilir?

Cevap: Bu ayrımın kaynağı Nogales Arizona’nın sakinlerinin Birleşik Devletler’ in ekonomik kurumlarından yararlanıyor olmalarıdır. Ayırımın bir diğer kaynağı, demokrasinin işleyişinde pay sahibi olmalarına imkân sağlayan siyasal kurumlarının varlığıdır.

Şüphesiz tüm kurumlar önemlidir ve birbirlerini tamamlarlar.

Ancak hukuk kurumu, üzerine toz dahi düşmeyecek kadar hassas bir kurumdur. İnsanın güven duyguları ve ruhu, hukukun üstünlüğü prensibiyle güçlenir.

Hiç birimiz açık alanda ve boş bir sosyal çevrede doğmuyor ve yaşamıyoruz. Eğitim, sağlık, ekonomik, hukuk vs. gibi kurumların birikimi ile doğuyor ve yaşıyoruz.

İyisi-kötüsüyle bizden önceki nesil böyle bir birikim içinde doğdu ve yaşadı.

Bilhassa siyasi erklere düşen görev; kurumları korumanın sorumluluğunu üstlenmek, kurumları geliştirmek ve ardından da bu kurumları bir sonraki nesile daha iyi bir durumda iletmektir.

Aksi takdirde perişan halimizle şimdi olduğu gibi, bir birimizi suçlamaktan başka iş beceremeyiz.

İ[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ