Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,73 / Satış: 6,76
€ EURO → Alış: 7,32 / Satış: 7,35

Bize NE yaraşır? Biraz bunu konuşalım…

Tamer Yazar
Tamer Yazar
  • 18.02.2020
  • 344 kez okundu

Ankara’daki KÜLLİYE için bugüne kadar çok şey söylendi… ODA sayısı için… ALTIN sarısı mobilyaları için… Aylık GİDERİ için… Çankaya sonrası verdiği mesaj için… Ocağında tek tencerenin kaynadığı sıvasız evlerin yorgun kalabalığında tüm bu söylenenlerde durup da düşünmemek, zor !

Aslında bana DÜŞÜN diyen bir hikaye var bugün…

O başlasın ve o bitirsin bugünü…

Bize bir şeyler anlatsın…

İşte o kelimeler…


Beş yaşında idim…
Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu…
Bir tane yere düştü…
Babaannem eğildi, aramaya başladı…
Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu…

Çocukluk işte…

“Aman babaanne… Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?”

Rahmetli, ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu:

“Sen, oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun” dedi… “Hiç, pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar… Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var, biliyor musun?”

Utancımdan kıpkırmızı olmuştum…

Aradan yıllar geçti… Hukuk Fakültesi’nde öğrenciyim. Alain’in proposlarını (sohbetler) okuyorum… Birden irkildim… Babaannemi hatırladım! Alain, “Bir insan, yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur” diyordu…

“Bir iğnenin üretiminde, binlerce insanın alın teri, göz nuru, el emeği vardır.”

On dokuz yıl evveldi…
Stockholm’e gitmiştim…
Bir otele indim…

Sabahleyin traş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında ilginç bir not gördüm… “Lütfen, traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın, yanda bir kutu var oraya bırakın… Bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine yardımcı olun” diyordu…

Doğrusu hayretler içinde kaldım… Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir… Birçok eşya üzerinde, “İsveç çeliğinden yapılmıştır” diye yazar hatta… İşte o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu…

İsviçre’de, zaman zaman, belli periyotlarda, radyolar ve televizyonlar bir haberi duyurur… “Şu tarihte, şu saatte, adamlarımız gelecek… Siz, lütfen hazırlığınızı yapın… Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki bir ilaç prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun… İsviçre’nin kalkınmasına yardımcı olun… Fazla ağaç ziyanına engel olun…”

Vaktiyle, Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor… İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor… Zamanın başbakanı meclisi toplar ve kürsüye çıkar. Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır…

“Şu andan itibaren” der, “Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim! Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim!” Dediklerini yapar… En üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır… Japonya, bütün borçlarını öder… Bu durumun, toplumun bütün kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok…

Geçenlerde Japon İmparatorunun sarayını gördüm. Yarabbi; ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak…

Herkese dair çok şey okuduk okumasına da…
Kendimize dair NE anladık, merak ediyorum…

DÜŞÜNÜN !

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ