Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,74 / Satış: 5,77
€ EURO → Alış: 6,33 / Satış: 6,36

Bu bir ‘erken seçim’ değil, Panik Seçim!

Bu bir ‘erken seçim’ değil, Panik Seçim!
  • 25.04.2018
  • 1.188 kez okundu

Röportaj: Tamer Yazar

“Zaman çok daraldı. Sağlıklı bir aday ortaklaştırılması yaratılabilir mi, bunu kestirmek zor. Ama diğer taraftan, HDP olarak kendi adayımızla bu seçimlere gireceğiz. Ama bu adayımız da Türkiye’nin adayı olacak” diyen HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, iktidarı “24 Haziran” kararına taşıyan sürece ise çok net bir saptama ekledi…

3 Kasım 2019’dan 26 Ağustos 2018’e ve oradan da 24 Haziran’a… Türkiye, Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimleri için sandık başına giderken, kimine göre ‘BASKIN’ kimine göre ‘DANIŞIKLI DÖĞÜŞ’ bir sürecin içinde, tozu dumana katmış bir şekilde ilerliyor. Demokrasinin OHAL’i içinde OY vermeye hazırlananlar ise Partilerin karşılıklı restleşmesini izliyor. Bir tarafta AKP ve MHP, diğer tarafta CHP-İYİ Parti ve Saadet Partisi derken, taraflar netleşiyor! Hatta netleşen bu görüntü, 15 CHP’li Vekil’in olası bir YSK kararına hazırlık noktasında İYİ Parti’ye (Meclis’te grup kurması adına) geçişinin şaşkınlığında ‘HAMLE SIRASI KİMDE’ diye etrafına bakınıyor. İşte bu politik karmaşanın ortasında, bir başka mücadelenin tarafına, Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) sorduk sorularımızı. HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli ile son Hatay ziyareti kapsamında bir araya geldik. Şu ana kadar vekilliği düşürülen 11 HDP’li Vekil’den Selahattin Demirtaş’a, 24 Haziran beklentilerinden OHAL sürecine bir çok konu başlığını konuşurken, sandık başına gidecek milyonlara verilecek mesajın altını ise kalın çizgilerle çizdik.
Cesur sorularımıza cesur cevaplar veren Sezai Temelli’ye sizin için sorduk… Başlayalım mı?

HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, kamuoyuna yansıyan son açıklamasında, “Siyasi yasaklı olsam da olmasam da, aday olsam da olmasam da, HDP ve şahsım, cumhurbaşkanlığı seçiminde çok iddialıyız” dedi ama bir şey daha ekledi… “Sonucu kesinlikle bizim tutumumuz belirleyecek!” Herkesin merak ettiği soru şu… HDP, 24 Haziran’da nerede duracak, nasıl oy kullanacak?
Evet, sonucu kesinlikle bizler etkileyeceğiz. HDP, geçmiş seçimlerde olduğu gibi bu seçimde de sonucu belirleyecek bir güce sahip. Aday çalışmalarımız ise sürüyor. Aday havuzunda Sayın Demirtaş da başka isimler de var. Tüm kurullarımızla Cumhurbaşkanı adayını belirleme çalışmalarımız sürerken, diğer taraftan bütün demokrasi güçleriyle de görüşmelerimiz devam ediyor. Buradaki temel amaç bir ‘aday odaklı çalışma’ yapmak değil, ‘demokrasi odaklı’ bir çalışma yapmak. Bu anlamda; bütün demokrasi güçlerini, bu tek adam rejimime karşı duran herkesi, ‘bu böyle gitmez’ diyen herkesi bu çalışmalara ortak etmek, bu çalışmalara katılma konusunda çağrı yapmak istiyoruz. Çünkü bu süreci eğer ki 24 Haziran’da sonlandırabilirsek, Türkiye’nin önü demokrasi konusunda önemli ölçüde açılacaktır. Evet, sorunlar belki bir gecede çözülmeyecektir, ama Türkiye halklarının ve emekçilerinin beklediği budur. Bu tıkanıklığın, bu sıkışmışlığın aşılması yönünde bir beklentileri vardır. Bizler de bu beklentiyi karşılayacak bir çalışma sürdürüyoruz.

24 Haziran söylemleri içinde hepsinden bir adım öne çıkan bir ifade var… “Sandık Güvenliği”! Önceliği “güvenlik kaygısı” olan bir seçim size ne anlatıyor?
Gerçekten de ‘sandık güvenliği’ ciddi bir sorun. 16 Nisan referandumunda neyle karşı karşıya kaldığımız hafızalarımızda tazeliğini koruyor. 16 Nisan referandumunda yapılan hileler, yapılan oy hırsızlıkları, hatta YSK’nın işlemiş olduğu Anayasa suçu şimdilerde yeni bir seçim kanunu ile yasallaşmış durumda. Yani önce minareyi çaldılar, şimdi de kılıfını bu yasa ile dikmiş oluyorlar. Bunun ötesinde, OHAL koşullarında seçime gidiyoruz. Hem OHAL koşulları, hem de seçim güvenliğini ortadan kaldıran uygulamalar, artı, sandıkları ‘kayyumlara’ teslim etme durumu…
Neden ‘kayyum’ diyorum? Çünkü Sandık Kurulu başkanları artık partilerin içinden belirlenmiyor! Oraya atanacaklar, kamu çalışanlarından olacak! Böyle bir iktidarın hangi kamu çalışanlarını oraya atacağını tahmin etmek çok güç olmasa gerek.
Bütün bunlara rağmen, eğer bu süreç bir demokrasi mücadelesi ise, bu seçimleri de bir demokrasi mücadelesine çevirebiliriz. “Sandık güvenliğini tüm bu koşullara rağmen nasıl sağlayabiliriz” sorusunun yanıtı aslında demokrasi mücadelesinin kendisinde gizli. Demokrasiden yana tavır alanlar, bu tekçi rejime karşı çıkanlar, sandıklara sahip çıkarak bu tekçi rejimin bütün oyunlarını bozabilir. Bu süreçte bunu örgütleyebiliriz. Biz, HDP olarak, en az 250 bin arkadaşımızı bunun için seferber edeceğiz. Diğer partilere de, sivil toplu örgütlerine de, demokratik kitle örgütlerine de bu anlamda çağrı yapıyoruz. Bu bir demokrasi seferberliğidir. Herkes gelsin, sandığa sahip çıkalım ve bunların oyununu bozalım.

Çok klasik olacak belki ama, HDP seçime hazır mı?
Ben, buna ‘Panik Seçim’ dedim. Paniklediler ve seçime gitmek zorunda kaldılar. Evet, bir erken seçim bekliyorduk ve hazırlıklarımızı da yapıyorduk. Kongremizden beridir de bu hazırlıklarımızı sürdürüyorduk. Zaten kongremizde de bunu dile getirdik ve dedik ki… 2018 stratejik bir yıldır. Kritik bir dönemi yaşayacağız. Demokrasi ve barış mücadelesini yükseltmemiz gerekiyor. Çünkü bu iktidar, hele ki son yapılan Anayasa değişikliğinden sonra, Partili Cumhurbaşkanı modeliyle yol alamaz. Türkiye çok daha derin krizlere (iktisadi, siyasi ve toplumsal) sürükleniyor. Diğer taraftan bir meşruiyet krizi de var. Yönetememe krizi de var. Bütün bunlar zaten bir erken genel seçim atmosferi yaratmıştı. Ama bu bir erken seçim değil, ‘Panik Seçim’! Çünkü bugün AKP Genel Başkanı’nın kendisi de açıkça itiraf ediyor ki, ülke bir enkaza dönmüş durumda. Ama tüm bunlara rağmen, sanki hiçbir şey olmamış gibi, 24 Haziran sonrası ülkeyi yönetmeye kalkıyor. Aslında halkın kararını vermesi için tüm veriler bütün çıplaklığıyla ortada. Böyle devam etmesini isteyenler bu kabustan hiçbir zaman uyanamaz. İşte şimdi bu kabustan uyanma fırsatı doğmuştur. 24 Haziran, umudunu beslediğimiz demokrasi yolculuğunun başlangıcı olabilir. Tam da sırasıdır.

HDP, şu ana kadar Hatay noktasında beklediklerini alabildi mi?
Hatay’daki çalışmalarımız devam ediyor. İl ve İlçe örgütlerimiz uzun zamandır burada yoğun bir çalışma içerisindeler. Ancak örgütsel anlamda çalışmalarımızı daha da genişletme amacındayız. Bu bölge, HDP çalışmaları açısından büyük olanaklar sağlayan bir bölge. Çünkü burada bütün halklar var. Bütün kesimler burada. Yani burası, HDP’nin yeni yaşamının hayat bulacağı bir coğrafya. “Bir arada yaşayabiliriz, ortak vatanımızda demokratik bir Cumhuriyeti var edebiliriz ya da yerel demokrasiyi güçlendirebiliriz” dediğimizde, Hatay, bizim çalışmalarımızı motive edecek bir demografik yapıya, bir coğrafi yapıya, bir kültürel dokuya sahip. Dolayısıyla buradaki çalışmalarımız da bu zeminde ilerliyor ve güçlü durumdadır. Beklentilerimiz ise şudur… Hatay, önümüzdeki seçimlerde, demokrasi güçleri ve HDP anlamında temsiliyetini sağlamalıdır, bunu yaratabilmelidir. Hatay’ın sesi merkeze ulaşmalıdır. Hatay, Meclis’te HDP ile temsil edilebilmelidir.

Önce 3 Kasım 2019’du. Ardından bu tarih 26 Ağustos 2018 olarak değişti. Ve son tarih de 24 Haziran 2018 olarak netleşti! Türkiye’deki demokrasinin bu seçim telaşı nedir sizce?
Seçim telaşı, hem iktisaden hem siyaseten gelinmiş olan tıkanıklıktır. Siyaset, içeride de tıkanmıştır dışarıda da. Çünkü savaş ve baskı politikalarıyla bu rejim yol alamaz. Bu rejim neden savaş politikaları ile yol almaya çalışıyor? Çünkü bu tek adam rejimi; bu ülkenin kültürel dokusuna, tarihsel dokusuna, yaşam dokusuna uygun değildir. Ama bu iktidar ne yapıyor? Tekçilikle insanları birbirinden ayrıştırıyor ve bundan da beslenmeye çalışıyor. Tam da bu nedenle, Türkiye halkları bu süreci beraberce sonlandırabilir, birlikte yaşam iradesini açığa çıkartabilir. Bunu başarabiliriz ve bu özgüvenle hareket etmeliyiz. İktisadi anlamdaki kriz de aynı şeydir. Doların geldiği noktayı izliyoruz. Dolar yükseldikçe mazot da yükseliyor. Mazot yükseldikçe çiftçi de nakliyeci de perişan oluyor. Yani öylesine bir yolsuzluk ve savaş ekonomisi var ki, bunun bedeline herkes katlanmış oluyor. Bu sürdürülebilir bir şey değil. Tıkanmanın nedeni budur.

Saadet Partisi ve İyi Parti ile yan yana ilerleyen bir CHP’nin HDP ile olası ittifak yaklaşımında bir gelişme var mı? Ya da böyle bir şey var mı?
Partilerin görüşmesiyle sağlanabilecek bir ittifak zemini maalesef ki bu süreçte yaratılamadı. Fakat bunun yaratılabilmesi için de Partilerin, tabanlarından gelen sese kulak vermesi gerekiyor her şeyden önce. Biz, HDP olarak, tabanımızın sesine kulak vermenin ötesinde, tabanımızla ve halkımızla siyaset yapıyoruz. Herkes bize soruyor, ‘Siz ne zaman hazırlandınız’ diye! Ben de diyorum ki, ‘Biz hep hazırdık!’ Çünkü bizim örgütsel yapımız ve şemamız halkımıza ve tabanımıza gömülüdür. Birlikte siyaset yaparız. Kongremizde de bunu gösterdik. Binlerce arkadaşımız tutuklu olmasına rağmen, gözaltında olmasına rağmen, adli kontrol şartıyla yaşamasına rağmen muhteşem bir kongre yaptık, ki seçim çalışmalarına ilk başlayan da bizdik. Nereye gitsek inanılmaz bir teveccüh var, inanılmaz bir ilgi ve katılım var. Bu nasıl oluyor? Siyaseti toplumsallaştırmakla oluyor. Tabanımız, demokrasi ve emek güçlerinin bir mücadelesi olarak bu seçim sürecini gördüğünü çok öncesinden ifade etti. O anlamda, Partilerin kendi arasında yapacakları pazarlıklarla değil, tabandaki bu ittifakların sesine kulak vererek bir aday çalışması yapmak bizim önceliğimizdi. Ancak bugünden sonra gelişmeler neyi gösterir bilmiyoruz. Çünkü zaman çok daraldı. Sağlıklı bir aday ortaklaştırılması yaratılabilir mi, bunu kestirmek zor. Ama diğer taraftan, biz HDP olarak üzerimize düşen sorumlulukla kendi adayımızla bu seçimlere gireceğiz. Ama bu adayımız Türkiye’nin adayı olacak. Yani emek ve demokrasi güçlerinin, halklarımızın, çeşitli inanç kesimlerinin üzerinde ortaklaşacağı bir aday olacak.

24 Haziran’dan çıkması ihtimal sonuçlar bağlamında konuşacak olursak eğer, en kötü senaryo nedir sizce ve o senaryo Türkiye’yi nereye taşır?
24 Haziran’da, muhalefet partileri, HDP’nin bu önerdiği ortak mücadele hattında buluşamazsa, AKP’nin aradığı fırsatı bir kez daha yaratmış olurlarsa, ülke, bu içinden geçtiği koşullardan daha ağır koşullara sürüklenebilir. Biz, HDP olarak mücadelemize devam edeceğiz. Bu, kararlı bir mücadeledir. İnanıyoruz ki, eğer böyle bir süreç yaşanırsa, en geç yerel seçimler ve onu takip eden çok kısa bir sürede Türkiye bir kez daha erken bir seçime gitmek zorunda kalacaktır. Çünkü bu, sürdürülemez ve katlanılamaz bir sistemdir. Bu anlamıyla diğer bütün partilere çağrı yapıyoruz. Hatta tüm Türkiye seçmenlerine çağrı yapıyoruz. Buna şimdi son verin… Gelin, çağrımıza kulak verin… Şimdi bitirelim ve Türkiye’nin önünü açalım. Bunu yapabilir miyiz? Evet, yapabiliriz. Ama bunu yapabilmek için de tartışmaları teferruatlarda boğmamak gerekiyor. En temel asgari demokratik koşulları sağlama konusunda buluşabiliriz. Zaten bu buluşmayı yarattığımızda da önümüz açılacak. Biz, önümüzdeki dönem için bir ‘restorasyon’ dönemi öneriyoruz. Türkiye’de ciddi bir demokrasi sorunu varsa, bu sorunu halledebilecek bir dönem öneriyoruz. Bu anlamıyla, bu çağrıyı sadece partilere yapmıyoruz, ama bütün Türkiye halklarına yapıyoruz.

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın bir açıklaması var… “Herkesin kabul edeceği bir adayı elbette ki çıkaracağız.” Bu ifade, toplumun tüm kesimlerinden ‘destek’ alabilecek bir aday anlamına mı geliyor?
Evet… Tüm Türkiye halklarının bu önümüzdeki dönemdeki süreci taşıyabileceği bir adaydan bahsediyoruz. Çünkü her hangi bir siyasi partinin başkanı olarak, Cumhurbaşkanı olarak olmayacak! Bu restorasyon dönemini gerçekleştirebilecek bir sorumlulukla orada olacak. Bu, yeni bir toplum sözleşmesi için inisiyatif almak anlamına gelecek. Kapsayıcılığı da budur. Dolayısıyla, yeni bir toplum sözleşmesi yapacaksak, bu Anayasa’yı değiştireceksek, başka bir Anayasa’yı birlikte yazacaksak, o zaman buna herkes katılmalı. İşte bunun önünü açacak aday da Türkiye’nin adayıdır.

Türkiye’deki siyasi partiler için ‘lider partisi’ ifadesi kullanılır. Selahattin Demirtaş sonrası HDP’de böylesi bir sorun yaşandı mı?
HDP’nin farklılıklarından biri de bu. Lider partisi olmamak… Zaten bu ilkelerle kurulmuş bir partidir. Aslında en geniş ittifakı yaparak siyasi hayatına başlamış bir partidir. Birçok bileşeni vardır, birçok siyasi yapıyı barındırır.
HDP Eş Genel Başkanları da, o anlamda, bir lider refleksi ile hareket etmezler. Tam tersine, müzakereci demokrasinin esaslarını yerine getirirler. Kurullarımızın, parti tabanımızın oydaştığı, konsensüs sağladığı kararlar üzerinden sorumluluk üstlenirler ve gereğini yerine getirirler. Gücümüz de buradan kaynaklanıyor. Sosyal demokrasi anlayışımızdan kaynaklanıyor. Haklarımızla beraber siyaset yapmamızdan kaynaklanıyor.

Şu ana kadar 11 HDP’linin vekilliği düştü. 24 Haziran’da yeniden listelerde olacaklar mı peki?
Şu an tutsak olan bütün arkadaşlarımız insanların gönlünde öyle bir yere oturuyorlar ki, bunu tarif etmek mümkün değil. Önümüzdeki dönem tabi ki aday olabilirler. İster tutsak olsunlar, ister dışarıda olsunlar, ister vekil olsunlar, ortak bir mücadele sürdürüyoruz. Bize yönelik saldırıların sebebi de budur. Bu mücadeleyi hazmedememeleridir. İfade etmem gerekir ki, bugün içeride olan bütün arkadaşlarımızın duruşu, Türkiye demokrasi tarihinin en onurlu duruşlarından biridir. O açıdan böyle bir mesele üzerinde bir yoğunlaşma yok. Çünkü asıl olan şey, Türkiye’yi bu iktidardan kurtarma meselesidir.

Son olarak… Sandık başına gidecek seçmene ne söylemek istersiniz…
İnsanlara bir şifre verdim… Dedim ki, bu şifre ‘7-24 şifresi!’ Yani, 7 gün 24 saat boyunca çalışacağız. Demokrasi ve barış cephesini büyüteceğiz. Sandığa da, hep beraber, ‘Faşizme karşı omuz omuza’ diyerek gideceğiz. Sandığa sahip çıkacağız. 25 Haziran sabahı da hep birlikte umutla uyanacağız. Hepimizin yolu açık olsun.

Etiketler: / / / / / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ