Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,78 / Satış: 6,81
€ EURO → Alış: 7,47 / Satış: 7,50

Bu Kadar da Yardakçılık Olmaz..

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 20.05.2020
  • 614 kez okundu

Eğer dünyada olup bitenlere meraklıysanız, kendinizi hayretlerden ve ibretlerden kurtaramazsınız.

Örneğin ülkesinde sayısız öncü bilim adamı, mucit mühendis, düşün adamı, sanatçı yetişmiş Almanya, nasıl Hitler gibi bir adamı iktidara getirip, yaptıkları onca insanlık dışı olaylara karşı direnç gösterememiş?

Almanların Hitler’i iktidara getiren faktörlerle ilgili sayısız kitaplar makaleler yazıldı, çizildi. Keza döneminde yaşattığı faşizan zulümler, ibretliğin tarif edilemez örnekleri şeklinde zihinlere mıhlandı.

Daha Hitler’in Başbakanlığı ele geçirişinden dört buçuk ay geçmişti ki; 1933 yılının 10 Mayıs akşamı, Berlin Üniversitesi meydanında kitapların yakılması töreni izlendi.

Binlerce genç Nazi Partisi’nin ileri gelenlerinden yalan makinesi propagandist Göbbels ve Hava Kuvvetleri Komutanı General Göring’in gözetimi altında meydanda yığılmış kitapların üstüne ellerindeki meşaleleri attılar; yirmi bin kadar kitap yakıldı. “Kitap yakma töreni” başka kentlere de sıçradı; yukardan aşağıya doğru emir ve kumanda zincirine göre eylemler düzenleniyordu.

Hem de ne kitaplar; Thomas Mann, Erich Maria Remarque, Jack London, Sigmund Freud, Emile Zola, Marcel Proust, Upton Sinclair, Albert Einstein, Stefan Zweig’dan tutun da Alman ve dünya kültürüne ve bilimine katkıda bulunmuş insanlığa ne kadar yarar sağlamış yazar varsa, ürünleri yok ediliyordu.

İktidarın verdiği güçle coşmuş genç Naziler bildiri yayımlamışlardı: “Geleceğimizi sinsice tehlikeye sokan, ya da Alman düşüncesinin, Alman ailesinin ve halkımızın itici güçlerinin kaynağını bozan kitaplar yakılmalıdır.”

Propaganda Bakanı Dr. Göbbels, kitap yakanlara yeşil ışık yakıyordu: “Artık Alman halkının ruhu, kendi anlatımını yeniden bulabilir; bu alevler yalnız eski bir çağın sonunu aydınlatmakla kalmıyor, aynı zamanda yeni bir çağa ışık tutuyor.” Diye nutuk atıyordu.

Almanya’da Hitler iktidara geldikten sonra Mart 1935’te Televizyon yavaş yavaş evlere giriyordu. Başta haftada üç gün olsa da düşük çözünürlüklü bir sistemle düzenli yayını başlattı.

Artık Hitler ve Göbbels’in elinde dehşet dozda ‘’yalanları doğruya dönüştürecek bir kutu’’ vardı. Bu kutunun adı

Televizyondu. Televizyon vasıtasıyla görseller eşliğinde yalan propagandasıyla istedikleri her şeyi bükebilir, kırabilir hatta yok edebilirlerdi.

Öyle de yaptılar. Yıllarca yalan propagandalar üreterek Almanya’nın mahvına kadar götürdüler. Almanlar, Moskova’yı fethettikleri yalanıyla inandırılmışken aslında, Kızıl Ordu Berlin’i işgal etmişti bile.

Faşizmin alabildiğine salgınlaştığı ve toplum hastalığına dönüştüğü Almanya, bu çılgınlığın faturasını tarihte hiçbir ulusun görmediği kadar ağır biçimde ödedi. Almanya yüzünden 2.dünya savaşında değişik ülkelerden milyonlarca masum insan canını kaybetti ve sakat kaldı.

Türkiye’de günümüzün dijital teknolojisi sayesinde kitap yakılmıyor kuşkusuz. Fakat pompalanan yalanlar, çevrilen dolaplar, kasıtlı yönlendirmeler artarak devam ediyor.

Birçok gazete, televizyon ve sosyal medya maydanozları bu alanda adeta Alman Göbbels’e taş çıkartacak kadar uzmanlaştılar.

İlim bilmez, edep bilmez, hal bilmez bazı kişilerin, köşe başlarında, yandaşlık hizasında bir adım öne çıkmak için yaptıklarını dehşetle izliyorum.

Televizyon kanallarında yapılan programların içeriklerini izleyince, ‘’bu kadar da olamaz, insanın gözü bu denli şaşı bakamaz’’ diyorum kendi kendime. Uygarlığa kırıntı dahi katkı veremeyecek düzeyde bazı kişileri ekranlara çıkartıp, iktidarın verdiği özgüvenle ahkâm kesenler, toplumu içten içe çürüttüğünün farkında değiller.

Bu yalanları, had bilmezleri, hakaretamiz- tehditkâr şekilde yayın yapan TV. Kanallarını adilce düzenlemekle yükümlü RTÜK başkanının hukuksuzca tutumu hepimize, çürümenin derinliği ile ilgili ipucu veriyor.

Yandaşa sınırsız bir mubahlık, muhalife ise; nefesine ceza..

Bizim yakın tarihimizde; iletişim hukukunun bu kadar yerlerde süründüğü, yardakçılık ile tarafgirliğin bu kadar sivrildiği hangi dönem vardır?

Doğruları anlatanları susturmak isteyenleri tarih bizzat susturmuştur. Yalanlarla hiç kimse nihai bir yere varamamıştır.

Fakat yalanların sebebiyet verdiği zararlar hepimizin omuzlarına bindiriliyor.

Doğru söyleyenlere yasak getirmek, demokratik geleneklerde hiçbir zaman vaki değildir.

Yasak koyma hastalığı ne yazık ki sürüyor.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ