Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,74 / Satış: 6,77
€ EURO → Alış: 7,56 / Satış: 7,59

BUGÜN… Günlerden, Aziz Nesin…

Tamer Yazar
Tamer Yazar
  • 09.04.2020
  • 242 kez okundu

Evde Kal kısmında SIKILAN hallerimizi ara ara kitaplarla besleyenlerden misiniz ? O zaman gelin, bugün biraz AZİZ NESİN diyelim… Zira sadece OKUMAK yetmiyor… Düşünmek de gerekiyor… Düşünürken sorgulamak da… Ardından eldeki noktasında durup dinlemek de… Biraz kendimizi, en çok da tercihlerimizi !

O zaman, okuyacağımız kısım gelsin bugün için…

“Bir Sürgünün Anıları” adlı kitap gelsin…

*
“Bursa’da tanıştığım bir kitapçıya gittim.

-“İngilizce ders verilir” diye bir kâğıda yazsam da, sizin dükkânın camına kâğıdı yapıştırsam nasıl olur?
-“İş çıkmaz” dedi.
-“Neden?”
-“Şimdi herkes İngilizce ders veriyor. Manav dükkanlarından berber dükkanlarına kadar, bak, hepsinin camında ‘İngilizce ders verilir’ diye kâğıtlar asılı… Ağaçlara, duvarlara bile kâğıt asmışlar. İngilizce dersi bu hızla giderse, ders verenler, dersi alanlardan fazla olacak. O zaman, Türkçe ders verenlere iş çıkacak. En iyisi, siz Türkçe dersi verin.

Güldüm.

-“Şaka değil”, dedi, “Şuraya ‘Eski Türkçe dersi verilir’ diye bir kâğıt asalım, bak kaç kişi gelecek.”

Dediğini yaptık. Bir hafta sonra dört öğrencim oldu. Bunlar, dokuzla on üç yaş arasında çocuklardı. Eski kitapları okumak isteyen gençlerden gelir sanmıştım, oysa çocuklar geldi. Önce bir baba geldi.

-“Kur’an dersi verir misin?” dedi.

Bu, hiç hesapta yoktu.

-“Veririm…” dedim.

Adam, çocuğunu göndermeden önce, beni Kur’an’dan bir sınava çekti. Vaktiyle hafız olmanın, bir zaman gelip yararını göreceğimi hiç ummamıştım. Kur’an öğrencileri birken iki, ikiyken üç oldu. Her sabah Ulucami’ye gidiyoruz. Öğrencilerime Kur’an dersini camide veriyorum. Öğrenciler sekize çıkınca, başıma bir iş gelecek diye korkmaya başladım. Çocuklarının iyi yetiştiğine memnun babalar, birbirlerine haber veriyorlar. Çocuklardan birinin babası, bir gün…

-“Maşallah, çok çabuk öğretiyorsunuz”, dedi. “Bizim oğlana bir hoca ders veriyordu. Oğlan bir yılda ‘Amme’ye gelemedi.”

Durum iyi. Hani içimden, ‘Sürgünden sonra da Bursa’da kalsam, bu Kur’an dersi hiç de kötü iş değilmiş…” diye geçiriyorum.

Bir sabah yine Ulucami’de bekledim. Öğrencilerimden hiçbiri gelmedi. Ertesi gün de gelmediler. Camide tanış olduğum, müezzin ya da kayyum gibi biri vardı, ona nedenini sordum. Kem küm ediyor, ağzından baklayı çıkarmıyor.

-“Hastalanmışlardır”, diyor.

Salgın hastalığına tutulmadılar ya bunlar… Hiçbiri gelmiyor. Bir daha öğrencilerim gelmedi. Sonradan öğrendim.

Öğrencilerimden birinin babasına, “Oğlunuza kim Kur’an okutuyor, biliyor musunuz?” diye sormuşlar.

-“Hafız Aziz”, demiş.
-“Hafız mı? Ne hafızı? Tam hafızı bulmuşsunuz maşallah…”

Ne olduğumuzu anlatmışlar.

Bunu bana bir gün, kahvede ahbap olduğum, ama kim olduğumu bilmeyen bir adam anlattı.

-“Ah kardeşim ah”, dedi.

“İstanbul’dan buraya sürgün ediyorlarmış, burada ‘hafızız’ diye ortaya çıkıyorlarmış. Bu heriflerin girmediği KILIF yok… Az kaldı ben de çocuğumu gönderecektim. Öyle de güzel, çabuk öğretiyormuş ki… Az kaldı çocuğu zehirletecektik… Böyle bir adamın Ulucami’de hafızlık edeceği kimin aklına gelir?”
*

Çok YANLIŞın DOĞRUyu da beraberinde götürdüğü bir memlekette, dünden bugüne çok bir şey değişmemiş anlaşılan… Girmediği KILIF kalmayanların kalabalığında hele ki…

Ne dersiniz !

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ