Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Büyümek için, bazen… Geriye bakmak gerek…

Tamer Yazar
Tamer Yazar
  • 19.10.2020
  • 238 kez okundu

Kudüs, sanırım, şu gezegen üzerinde bulunduğum en görkemli yaşam formu… İstanbul, Paris ya da Londra da güzel, ama… Kudüs, size hayatı fısıldıyor… Hangi dinden, dilden, kültürden olursanız olun, BENDE VAR OLDUN dercesine, ruhunuza dokunuyor…

Herkes için bir hikâyesi olan bir kent ve burada tanıştığım çok insandan çok şey öğrendim, desem…

Hatta burada tanıştığım bir hacı şöyle demişti bir defasında…

“Hayat, bazen bugünle değil, ama geride bıraktıklarımızla büyütür bizi, ama… O geriye dönüşün cesaretinde durabilenlerdir, büyüyebilenler…”

Haklı…

Dünden çokça kaçan bizler adına hele ki…

Bugün, o geriye bakışın masum bir hikâyesi gelsin ve biz, biraz düşünelim…


On üç yaşındaydım. Ortaokula gidiyordum. Babam öleli iki yıl olmuştu. Yoksul düşmüştük. Annem, terzilik yapıyordu. Zar zor geçiniyorduk. Büyük bir evin iki odasında oturuyorduk. Kitaplarımın çoğu noksandı, okul çantam bile yoktu. Bayram geldi. Annem ne yaptı etti, bana bir ayakkabı aldı. Bir pantolonla, bir gömlek dikti. Sabah erkenden kalkıp giyindim.

Bir gün önceden sözleşmiştik…

İki arkadaşım beni evden alacaklar, birlikte bayram yerine gidecektik. Atlıkarıncaya, kiralık bisikletlere binecektik, tatlıcıda tatlı yiyecektik. Belki sinemaya da gidecektik.

Annemden para istedim.
“Paramız yok oğlum,” dedi.

Çılgına dönmüştüm. Arkadaşlarım neredeyse geleceklerdi. Onlara ne diyebilirdim? Parasız olduğumuzu, bu yüzden bayram yerine gidemeyeceğimi söyleyemezdim ya… Hırçınlaşmıştım, üstümdekileri çıkarıp duvarlara atmaya başladım.

Beni üzgün üzgün seyreden annem, o zaman dolaptan çantasını çıkardı, para aradı. Bula bula bir lira buldu. Kadıncağızın yalnızca bir lirası kalmıştı, bütün parası oydu.

O bir lirayı bana uzattı, “Haydi giyin,” dedi.

Bir lira o zaman büyük paraydı.

Oraya buraya attığım elbiselerimi ayakkabılarımı topladım. Yeniden giyindim. Paramı cebime koyup, arkadaşlarımı beklemeye başladım. Geldiler. Biraz oturdular. Annem onlara şeker ikram etti, ikisini de okşadı, öptü. Sonra, “Haydi artık gidin! Güzel güzel eğlenin!” dedi. Sokağa çıktık. Çok neşeliydim, kabıma sığamıyordum. Fakat köşeyi dönerken, evimize baktım. Annem, pencereden uzanmış, gülümseyerek bana el sallıyordu.

O zaman, içimden bir ağlamadır geldi. Gözlerim dolu dolu oldu. Tıkanıyordum. Ağladığımı belli etmemeye çalışarak, arkadaşlarıma, “Ben gelmeyeceğim” dedim. Neden olduğunu anlamadılar. Biri, “Paran yok, ondan gelmiyorsun” dedi, alay ederek. Elimi cebime attım ve bir lirayı çıkarıp gösterdim. “İşte para!” dedim. Beni orada bırakıp gittiler.

Sokaklara gelişi güzel dalarak, bir süre sersem sersem dolaştım. Kimseye göstermeden doya doya ağladım. Sonra gözlerimi sildim. Elimden geldiği kadar neşeli olmaya çalışarak, eve döndüm. Annem beni görünce, “Neden döndün?” diye sordu. “Canım istemedi” dedim ve cebimden bir lirayı çıkarıp anneme uzattım. Zavallı kadıncağız, çok şaşırdı. Parayı elimden alıp masanın üstüne koydu. Sonra beni kucakladı, göğsüne bastırdı. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Ben ağlamıyordum artık. Bayram yerine gidemediği için üzülmek, benim gibi koca bir çocuğa, bir ortaokul öğrencisine yakışmazdı. Olgun bir adam olmuştum birdenbire…

Yazar Melih Cevdet Anday, güzel resimlemiş… Bazen o geri dönüşün hikâyesinde durmak ve düşünmek gerekiyor, haklı…

O geri dönüşü yapamadığımız hayatların kalabalığında,

1915’ten 6-7 Eylül’e…
Roboski’den Gezi’ye…
17 Aralık’tan FETÖ’ye…

Biz ne kadar BÜYÜYEBİLDİK sahi ?

Düşünün…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ