Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,78 / Satış: 5,81
€ EURO → Alış: 6,44 / Satış: 6,46

Çiftçi kıskaçta, üretim çıkmazda…

Çiftçi kıskaçta, üretim çıkmazda…
  • 01.08.2019
  • 631 kez okundu

Mimarlık ve çiftçilik mesleğini birlikte yürüten Nebil Gali, deneyim ve görüşlerini aktararak, günümüz çiftçisinin yaşadığı mağduriyete ve sorunlarına dikkat çekti.

Mimarlık ve Çiftçilik mesleğini birlikte yürüten Nebil Gali, deneyim ve görüşlerini aktararak, günümüz çiftçisinin yaşadığı mağduriyete ve sorunlarına dikkat çekti. Çiftçinin üretim yapabilmek için birçok badireyi atlatabilmesinin, meşakkatli bir süreç geçirmesinin gerekliliğini belirten Gali, “Çiftçi kıskaçta, üretim çıkmazda” mesajını verdi.
-Çiftçi, sürekli yumruk yiyen kum torbasına dönüştürüldü-
Bu coğrafyada babadan, dededen toprakla uğraşan, bu geleneği sürdüren bir çiftçi ve mimar olarak, yaklaşmakta olan büyük bir tehlikeye dikkat çekmeyi bir vatansever olarak görev addettiğini söyleyen Gali, bölgemizin, belki de dünyanın en verimli topraklarına ve tarıma elverişli iklimine sahip bir bölge olduğunu bildirdi, buna rağmen ürün maliyeti ile fiyatı arasındaki dengesiz ilişkinin çiftçiyi sürekli yumruk yiyen bir kum torbasına çevirdiğini ifade etti. Bu kadar ürün çeşitliliğinin olduğu bir bölgede çiftçi bu durumda ise, Anadolu çiftçisinin durumunu da sorgulayan Gali, “Rahmetli Turgut Özal, buğdayın tonunu 400 dolardan mal ettiğimizi ve bunun yüksek olduğunu ifade etmişti. Dışarıdan daha ucuza 250 dolara alabileceğimizi ifade etmişti. Maliyetini kendisinin belirleyemediği ürünün fiyat yüksekliğinden çiftçinin nasıl sorumlu tutulabildiğini, ayrıca sorgulama ihtiyacı vardır. Bu anlayışla geldiğimiz nokta şudur; ‘dünyada kendine yeten 7 ülkeden biri’ durumundan, samanı bile ithal eden ülke konumuna geldik. ‘Babalar gibi satarım’ anlayışıyla hareket eden devlet, özelleştirmeler ve tarımda devleti küçültme, köylü nüfusu azaltma sloganıyla tarımı bitirme noktasına getirmiştir” dedi.
-Çiftçi, toprağı işleyemez hale geldi-
TMO, Çukobirlik ve benzeri kurumların işlevsiz hale getirildiğini söyleyen Gali, çiftçinin bu şartlarda toprağı işleyemez hale geldiğinden, yakın bir süreçte bu güzelim toprakların boş kalma ihtimalinin kuvvetli bir olasılık olduğuna değindi ve şunları dile getirdi:
“Çiftçi gerçekten çok yönlü bir kıskaç altında, üretim yapamayacak duruma getiriliyor. Artık çiftçiliğin her aşaması dert ve gam yüklü adeta. Ekim yapacağınız toprağın hazırlanma aşamasında başlıyor dertler. Aylar öncesinden, cebinizden harcama yapmaya başlarsınız, maliyetini bilemezsiniz. Aynı zamanda ürettiğiniz ürünün de fiyatını bilemiyorsunuz. Fakat yola çıkmış olduğunuz için sadece harcama yaparsınız. Dövizdeki oynamalar, yalnızca maliyet kalemine etki etmektedir.
-Çiftçi, ENERJİSA’nın fatura bombardımanından kurtulamıyor-
Bütün olumsuz şartlar ve iklim koşullarıyla baş ederek ekim yaptığımızı düşünelim. Dertler, daha yeni başlamıştır. ‘Çalınmasın’ diye kış döneminde depoya kaldırılan trafonuzu, sulama döneminde tekrar montaj ettirmek zorundasınız. Montaj bedelleri, vinç, elektrikçi ve çalınan kablolarınızın bedelini ödeyerek, sulama dönemine hazırladığımızı varsayalım. İşte bu aşamada, özelleştirme ürünü ‘ENERJİSA’ devreye girer. Sizi sürekli fatura bombardımanına tutar. Bunlar arasında, üretilmiş ve ‘yersen’ faturaları da vardır. Geçmiş yıllarda bu konuda yaşanan problemler bu yıl zirve yapmıştır. Daha sulamaya başladığım ilk gün gelip elektriğimi kesmişlerdir. Geçmiş döneme ait hiçbir borcum bulunmamasına rağmen, 48.000 TL’lik bir fatura üretilmiş ve kaçak muamelesi yapılmıştır.
Bildiğiniz gibi, faturayı üreten ‘ENERJİSA’, dağıtım ‘TOROSLAR ELEKTRİK’ olduğundan ve bu iki kurum da birbirinden bihaber olduğundan, Toroslar’a gidip durumu anlattıktan sonra fatura iptal ediliyor. Daha sonra 25.000 TL ve 1.300 TL iki fatura üretiliyor. Bu faturanın da, trafoların depoda uyuduğu, yani kış dönemine ait olduğunu belirtiyorum. 1.300 TL’de boş trafo kaybı ne demekse, onun faturasıymış. Yine itirazlar, yine bir sürü görüşme ve git gel sonrası, bu faturalar da iptal edilir. Konu kapanmaz ve ‘ENERJİSA’ fatura bombardımanına devam eder. Bu sefer de 24.000 TL’lik fatura takdir ederler. Önceki faturanın aynısıdır, fakat sadece okuma tarihleri değişmiştir. Buna da itiraz edilir ve TOROSLAR ile ENERJİSA arasında sağladığım iletişim sonucu, en azından bu kaçak ibaresi düşer. En sonunda sayaca suç atılır ve incelenmesi istenir. Kimin inceleyeceğini bilmediğim için, ne olacağını da kestiremiyorum. Sulama elektriğinin yükü, çiftçiler için artık çekilmez bir boyuttadır.
-İlaç fiyatları kontrol edilmeli-
Hadi sulama yapmayı da başardığımızı varsayalım. Minik düşmanlar sarar bitkiyi ve bir türlü yakanızdan düşmezler. Sürekli olarak, on binlerce liralık maliyeti olan ilaçlamalar yaparsınız. İlaçlama maliyetini de tahmin etmek mümkün değildir. Geçmişte 2-3 ilaçlama ile sezonu bitirirken, son yıllarda 5-8 ilaçlama zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. İlaçlama adediyle birlikte, maliyeti de korkunç boyutlarda artmıştır. İlaçların etkisi kısa sürelidir. Bu konuda olan biteni araştıran veya denetleyen de yoktur. Devlet kurumları, ilaç satıcılarının dükkan dekorasyonlarıyla ilgileneceğine, ilaçların etkileşimini araştırmalı ve ilaç fiyatlarını bir şekilde kontrol etmelidir. İlaç firmaları, ürün fiyatından bağımsız bir biçimde dövizdeki artışı da gerekçe göstererek sürekli zam yapmaktadırlar. Döviz artınca zamlar yükleniyor, düşünce bir değişiklik olmuyor. Çiftçi, serbest piyasa koşullarına göre ödeme yapmakta, fakat ürettiği ürüne gelince yine kendi iradesi dışındaki tüm koşullar devreye girmektedir. Yalnızca elektrik ve ilaçlama maliyeti, ortalama ürün bedelinin %40’ına denk gelmektedir. Yani satacağınız ürünün yüzde 40’ını ilaç ve elektriğe ödemek zorundasınız. Yalnızca bu iki kaleme bu ödeme yapılırsa, bu işin altından kalkmak mümkün değildir. Geri kalan yüzde 60 ile mazot, tohum, eleman, işçi, gübre, tamirat, sulama, demirbaş ve benzerini karşılamak zorundasınız. Burada, daha hesapta olmayan irili ufaklı birçok harcamayı da eklemedim bile.
Çiftçi, tüccarın “şefkatli!” ellerine teslim edildi…
Sonuç olarak, bütün bu sınavları aşarak ürünü yetiştirme, hasat etme mutluluğuna eriştiniz. Normal şartlarda sevinmeniz gereken bu aşamada, ‘çöp‘ muamelesi gören ürününüze sevinemiyorsunuz. Devlet, tarımda sürekli küçüldüğünden ve kurumlarını fonksiyonsuz hele getirdiğinden; çiftçi, tüccarın ‘şefkatli!’ ellerine teslim edilmiştir. Ürünün fiyatını bile doğru biçimde tespit etmek zordur. Tüccar, doğal olarak, bu kadar geniş hareket alanı bulunca, oyunu kendi kurallarına göre oynuyor ve çiftçinin beline beline çalışıyor.
Bu koşullarda tüccarın suçu yoktur. Çiftçiyi bu kadar savunmasız, sahipsiz bırakan devlet ve örgütlenmeyi beceremeyen ‘çiftçinin kendisi’ suçludur.
-Üretmeyen ülke kendini savunamaz-
Devletin, ülke savunmasına, sınırların korunmasına, güçlü bir TSK yapılanmasına önem vermesi hayati önemdedir. Vatanı savunmak için, bağımsızlığımızı korumak için ordumuza, askerimize her türlü desteği sağlamak vatanseverlik görevidir. İşte bu görevi yerine getirebilmenin en önemli unsuru da üretebilmektir.”
Bizim gibi ülkelerde üretim yapılmazsa, kaynaklarımız değerlendirilmezse, bağımsız olma şansımız olmadığına dikkat çeken Gali, bağımsız olmayan ülkelerin göğsünün açıkta olduğunu ve her türlü emperyalist saldırıya karşı savunmasız kaldığını bildirdi ve sözlerini şöyle tamamladı:
“Sonuç olarak güçlü devlet ancak güçlü TSK ve güçlü üretimle olabilir.
-Toprak boş kalma tehlikesiyle karşı karşıya-
Devleti tarım sektöründe küçülterek bir yere varamazsınız. Tarih her zaman, birçok konuda almanız gereken derslerle doludur. Güzelim zeytinyağımızdan insanları soğutup margarin tüketmeleri için türküler yapılan, sipariş edilen dönemleri unutmayalım. Yılların birikimi yok edildi. Yanlış uygulamalar ve devletin tarımda küçülmesiyle ağaç çeşitliliği de gittikçe azalmaktadır. Ürünler, tarlada bahçede heba olmaktadır.
Devletin, ilgili kurumlarıyla çok sıkı biçimde bu durum takip edilmezse ve gereken önlemler alınmazsa, toprak, boş kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
-Sonuç –
Liyakat sahibi, bilgili, donanımlı insanların tarımı yeniden yapılandırması için kısa ve uzun dönemleri kapsayacak önlemleri, kararları acil biçimde hayata geçirmeleri gerekmektedir. Bu konuda çalışma yapacak kişiler masa başından değil, sahada dolaşarak ve danışarak çözümleri aramalıdır. Bunu yapmak bir ‘vatan görevidir’.” -Mehmet ÖZGÜN-

Etiketler: / / / / / / / / / / / / /

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ