Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,85 / Satış: 6,87
€ EURO → Alış: 7,73 / Satış: 7,76

“Corona virüs tamam da ya Suriyelerin getirdiği hastalıklar…!”

Fatih Ertürk
Fatih Ertürk
  • 20.03.2020
  • 839 kez okundu

Türkiye’de akıl tutulması ve sorunlara miyop bir gözle bakmak artık iktidar siyasetinin ne yazık ki bir geleneği oldu.

Bakın açık söyleyeyim; Türkiye’de “Corona Virüs”’ten dolayı yaşamını yitiren her yurttaşın sorumlusu kendini şeyhülislam zanneden birinin en tepesinde oturduğu Diyanet İşleri Başkanlığı ve “Kimse bize Umre’yi yasakladık, camileri kapattık dedirtemez” mantığıyla popülist siyaset peşinde koşan din taciri ucuz siyasetçilerdir.

Niye bunları söylüyorum; Hatay milletvekili Suzan Şahin’in bir soru önergesinde gündeme getirdiği ve benim ilk olarak halktv.com.tr’de yazdığım ve ardından Sözcü gazetesinden Yılmaz Özdil’in köşesine aldığı gelişmeydi. ( https://halktv.com.tr/makale/milletvekili-sahin-soruyor-umreden-kontrolsuz-donen-15-bin-kisi-simdi-nerede-650424 )

Ne diyordu Suzan Şahin; “Diyanet İşleri Başkanının tarafından son kafile sayısı olarak belirtilen ve karantinaya alınan 5300 sayısı ile daha önce yurda dönen kafilelerdeki vatandaşların durumunun belirsizliğinden kaynaklı kamuoyunda soru işaretleri var”.

Aynı önergenin basın açıklamasında Milletvekili Şahin; “21.500 kişinin Corona virüs salgını başladıktan sonra Umre’ye gittiğini ve bunlardan sadece 5 bin 300’ünün karantina alındığını kalanının ise ortalıkta görünmediğini ve bunun da sağlık açısından büyük bir risk olduğunu” söylemişti.

Sayın Şahin bunu bir soru önergesiyle Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Fuat Oktay’a sormuştu. Kendisine sorduğumda; “Yanıt gelir mi bilmiyorum. Gelse bile anayasa ereği 15 gün içinde yanıtlanan bir soru önergesi görmedim” diyordu Hatay vekili Suzan Şahin.

Aslında özellikle Hatay, Kilis ve Gaziantep’te özellikle 2013 yılından itibaren bizim doktorlara saç baş yolduran gelişmeler oldu. Ve 2002’ye geldiğimizde; Cumhuriyetin bütün çabasıyla kökünü kuruttuğu birçok hastalık Suriyeli mültecilerle yeniden Türkiye’ye döndü.

İsterseniz devletin resmi kaynaklarıyla size bu hastalıkları sıralayayım; “Kızamık, şark çıbanı, el ayak ağız hastalığı, ilaca dayanıklı bir biçimde tüberküloz (Verem), menenjit, uyuz ve pnömoni, suçiçeği, difteri, boğmaca, kabakulak, neonataltetanoz, deri Leishmaniazis, trahoma ve çok da ender olsa Cüzzam”.

Çok uzatmak istemiyorum. Umarım hep birlikte bu “Corona Virüs”’ü defederiz. Ama ya diğerleri?

Resmi rakamlara göre 3 milyon 850 bin; gayri resmi rakamlara göre 5 milyon 200 bin sığınmacı ve mültecinin barındığı bir ülkede başımıza daha ne geleceğinin herhangi bir hesabı-kitabı var mı?

Halen Türkiye’de sayıları 300 ile 350 bin arasında “kayıtlı olmayan sığınmacı” olduğu iddiaları var.

Bunların başımıza ne iş açacağının herhangi bir garantisi var mı?

Başındakini “Mehdi”, kendilerini “Ensar” gelenleri de “Muhacir” olarak gören ve sersefil milyonları Anadolu’ya hicret eden “Mekkeli” olarak düşünen bir siyasi anlayış sürdükçe başımıza gelen bu belaların sonu gelir mi?

Tam “Ulus” olduk derken çemberi yeniden çevirip haramı ikbal edip; evsiz, yurtsuz kalmış zavallıları kendi düş dünyalarında “Ümmet” kabul edip koca ülkeyi bir “Sığınmacı Hanına” çevirenlerin, hala bunların peşinde koşanların hiç mi suçu-günahı yok?

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ