Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,81 / Satış: 6,84
€ EURO → Alış: 7,57 / Satış: 7,60

COVID19 ve küresel etkileri-1

Naim Babüroğlu
Naim Babüroğlu
  • 30.04.2020
  • 326 kez okundu

Salgın Hastalıklar

Bugünlerde Korona virüsüyle mücadele eden dünya, geçmişte milyonlarca insanın ölümüne yol açan salgın hastalıklarla da savaştı. 541-750 yıllarında, Veba İskenderiye’de ortaya çıktı. Dünyada, yaklaşık 100 milyon insan yaşamını yitirdi.
İstanbul’da, bu salgından yaklaşık 240 bin kişinin öldüğü söylenir. 1400-1500’lü yıllarda, diğer bir veba salgınından dünyada 30 milyon insan yaşamını kaybetti. 1466-1467 yazında, İstanbul’da şiddetli bir veba salgını oldu. Cenazeleri gömecek insan bulunamadı, cesetler koktu. Fatih Sultan Mehmet, Arnavutluk Seferi dönüşünde, salgın geçinceye kadar İstanbul dışında konakladı.

Birinci Dünya Savaşı sonunda, 1918’de ABD’nin New Mexico eyaletinde askerlerde grip salgını ortaya çıktı. Grip, Kansas eyaletine de yayıldı. ABD’den savaşmaya giden askerler, hastalığı Avrupa’ya taşıdı. Böylece, grip küresel bir salgına dönüştü. Sansürden dolayı savaşan ülkeler, bu grip salgınını yazamadılar. Savaşa katılmayan İspanya yazınca, ABD’de ortaya çıkan salgın İspanyol gribi olarak anılmaya başlandı. 1,5 yılda, yaklaşık 50-100 milyon insanın yaşamına mal oldu. 1918’de ABD’de başlayıp dünyaya yayılan İspanyol gribi, korona virüsünden farklı olarak yaşlıları değil gençleri vurmuştu.

1914-1920 yıllarında, tifüs salgını üç milyon insanın ölümüne neden oldu. Osmanlı Devleti de oldukça etkilendi. Sarıkamış Harekatı’nda 3’üncü Ordu Komutanı Hafız Hakkı Paşa 1915’te Erzurum’da; Osmanlı Ordusu’nda Ordu Komutanlığı yapan Alman Mareşal Goltz Paşa da 1916’da Bağdat’ta tifüsten yaşamını kaybetti. 1957’de Çin’de ortaya çıkan Asya gribi, dört milyon kişiyi öldürdü.

COVID19’un geçmiş salgınlardan farkı var. Günümüzde yaklaşık 5.5 milyar insan, internet erişimi ve mobil cep telefonu gibi dijital iletişim araçlarına sahip. Bu insanlar, sosyal medya yoluyla dünyada olup biteni anında öğrenebiliyorlar.

SADECE SALGIN HASTALIK YOK

Savaşlar, iç savaşlar, ekonomik krizler, doğal afetler, salgın hastalıklar gibi nedenlerle devletler güçlü de olsa, bazen karaya çarpan gemi gibi sarsılıyor. COVID19 da ülkeleri böyle sarstı…

İkinci Dünya Savaşı sonunda, 1945’te dünya ilk kez insan eliyle kendi kendini yok edecek bir dönemi başlattı. Nükleer silahlar, insanoğlunun bu gezegendeki varlığına son verebilecek en yıkıcı güç oldu.

Günümüzde dokuz devlette; ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa, Hindistan, Pakistan, İsrail ve Kuzey Kore’de her an kullanıma hazır 4.400 nükleer başlık var. Depodaki sayı dikkate alındığında, yaklaşık 19.000 nükleer silahın varlığı söz konusu. Dünyada, neredeyse canlı bırakmayacak kadar yıkım gücüne sahip nükleer silahları barındıran bir gezegendeyiz.

Beş bin yıllık yazılı savaş tarihinde, insanlık sadece yaklaşık 250 yıl barış içinde yaşayabilmiş. Yani, insanlık tarihi aslında savaş tarihinin kendisi. İnsanın barışı sevmediği ortada. Afganistan 40, Irak 28, Suriye ve Libya dokuz yıldır iç savaş halinde. Barış olur mu sorusunun cevabı, ne yazık ki hayır… COVID19 etkisini yitirir, ama iç savaş devam eder… 2019’da, dünya askeri harcaması 1,9 trilyon dolar. Dünyada, kişi başına yıllık 249 dolar askeri harcamaya gidiyor. COVID19, insanın oluşturduğu iki yok edicinin, nükleer ve çevre yıkımının daha büyük felaketlere yol açmadan kontrol altına alınması gerektiğini haykırıyor aslında.

JEOPOLİTİK MÜCADELE DURMAZ

Salgın nedeniyle artan ölüm sayıları, ülkelerin çaresizliği, jeopolitik mücadeleyi durdurmuyor. Hiç bir ülke, salgın var diye, başta egemenlik sorunları olmak üzere jeopolitik çıkarlarından vazgeçmiyor. Tersine, ülkeler bugün yaşanan salgın hastalık ya da biyolojik savaşı, jeopolitik alanda güç mücadelesinde bir fırsat olarak kullanma arayışında. COVID19 nedeniyle diz çöken, çaresiz kalan ABD Irak, Suriye ve bölgedeki askeri varlığıyla İran’a baskı yapmayı sürdürüyor. Irak’ta bazı üslerini kapatırken, Patriot füze sistemiyle buradaki üslerini takviye ediyor. NATO, ABD ve diğer ülkeler, azaltılmış ta olsa tatbikatlarına devam ediyorlar. ABD, COVID19’u İran’ı zayıflatmak ve olası operasyon için fırsat olarak kullanıyor.

NEOLİBERALİZM, KÜRESELLEŞME VE ULUS DEVLET

Rekabeti, bencilliği, ekonomik çıkarları öne alan “gemisini kurtaran kaptan” düşüncesinin etkin olduğu ¨neoliberalizm¨ ve ¨küreselleşme¨ COVID19’a yenik düştü. İngiltere’de, 1979-1990 döneminde başbakanlık yapan Margareth Thatcher’ın, “Toplumlar yoktur insanlar vardır” sözüyle yüceltilen “piyasa toplumu” COVID19 karşısında diz çöktü. ABD’den İngiltere’ye, İtalya’dan İspanya’ya kadar bazı güçlü devletler, ekonomik çarklarını kısa bir süre bile durdurmanın maliyetine katlanmak istemediler ve sonuçta fazla sayıda insan ölümüyle karşı karşıya kaldılar.

COVID19 sınırların kapatılmasına, sermaye akışının yavaşlamasına, ekonomik krize neden oldu. Bu durum, “ulus-devletleri” ve devletlerin egemenliğini tekrar öne çıkardı. Avrupa Birliği’nin (AB) en önemli değerlerinden olan ¨ticaret ve hareket özgürlüğü¨ darbe aldı. Sınırların değeri önem kazandı. AB ülkelerinin çoğu, ulus-devlet refleksiyle hareket ettiler. İngiltere gibi ülkeler, ölüm riskine rağmen “liberal” olmanın sevdasına düştü. İtalya ise, Akdeniz rehaveti gevşekliğiyle ciddi durumu sonradan kavrayabildi. Yüzyılın krizinde AB, üye ülkelerine yardım ve destek sağlayamadı; iyi gün dostu misali başlangıçta sesi bile çıkmadı.

Otoriter yönetime sahip Çin, şeffaf olmasa da COVID19’un üstesinden gelebildi. Öte yanda yine otoriter devlet İran, krizle mücadele etmekte en başarısız ülkelerden biri oldu. Önlemlerin zamanlamasında geç kaldı, önce kriz yokmuş gibi davrandı, sonra krizi küçümsedi, ardından da kriz için dış güçleri suçladı. Otoriter devlet İran, yine otoriter olan Çin gibi başarılı olamadı.

Sonraki yazımızda, COVID19’un küresel etkileri ve ABD-Çin mücadelesine yansımalarını inceleyeceğiz…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ