Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 7,29 / Satış: 7,32
€ EURO → Alış: 8,58 / Satış: 8,61

COVID19 ve küresel etkileri-2

Naim Babüroğlu
Naim Babüroğlu
  • 01.05.2020
  • 2.079 kez okundu

Önceki yazımızda, salgın hastalıklar, iç savaşlar, neoliberalizm, COVID19 ve jeopolitik güç mücadelesi konularını inceledik. Konuyu değerlendirmeyi sürdürelim…

COVID19’UN KÜRESEL ETKİLERİ
Araştırmalar; savaş, salgın hastalık, ekonomik kriz gibi süreçlerde insanların devlete ve otoriteye daha fazla yöneldiğini gösteriyor. Bu dönemlerde, otoriter iktidarlara yönelim artıyor. Milliyetçilik ve kahramanlık duyguları daha fazla yükseliyor. Geleceğe yönelik belirsizlik endişesi ve kaygı, insanları düzene, otoriteye ve güce boyun eğmeye itiyor. Birinci Dünya Savaşı ve ardından 1929 Dünya Ekonomik Krizi, Avrupa’da Hitler ve Mussolini gibi liderlerin başa geçmelerini sağlamıştı. 11 Eylül 2001 saldırıları, ABD’ye Afganistan ve Irak’ı işgal etme fırsatı sağlamış; küresel güçlere, tüm kuralları yok sayarak teröre karşı her yerde müdahale etme stratejisini kazandırmıştı.

COVID19 gerekçesiyle, devletlerin yurttaşlarını izleme ve sıkı devlet otoritesinin süreklilik kazanma eğilimi artacaktır. Ulus devletlerin güç kazanacaklarını, milliyetçiliğin güçleneceğini, bazı devletlerin ise otoriter niteliklerini daha da öne çıkaracaklarını öngörmek mümkün. AB üyesi olan Macaristan’da, Başbakan’ın COVID19 gerekçesiyle ülkeyi kararnamelerle yönetme yetkisine ilişkin bir yasayı meclisten geçirmiş olması, otoriterleşmenin bir örneği. COVID19, iktidarı sürdürmek için bazı ülkelerde erken seçimi, kimi ülkelerde seçimin ertelenmesini gündeme getirebilecektir.

Salgının, serbest ticarete dayalı küresel sisteme büyük zarar vereceği öngörülüyor. Ekonomik krizler kapıda…

Irak, Suriye ve İran başta olmak üzere Ortadoğu’da, istikrarsızlığın daha da artacağı, iç savaşın ve terör eylemlerinin şiddetleneceği de tarihi bir gerçek.

COVID19’un neden olduğu İstikrarsızlık ve boşluk; PKK, PYD/PKK, DEAŞ/IŞİD, El Kaide türü terör örgütlerinin güçlenmesine yol açacaktır. Bu dönemde, terör örgütlerinin şiddet eylemleri ve saldırıları da artacaktır.

1918 İspanyol Gribi dahil, önceki büyük salgınlar sonucunda büyük iktidar çatışmaları yaşanmadı; dünyada küresel işbirliğine de gidilmedi. COVID19 nedeniyle de gidilmeyecek. Jeopolitik güç mücadelesi; Pasifikte, Doğu Akdeniz’de, Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Ortadoğu’da hız kazanarak devam edecek. Ortadoğu’da, ABD’nin İsrail’le birlikte haritaları değiştirme planının üzerine çizgi çizilmeyecek. COVID19, İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak etme, Filistin’i yok etme planı olan ¨Yüzyılın Anlaşması’nı hızlandırıcı etki oluşturacaktır. Bu da PKK/YPG terör örgütünün daha da güçlenmesi, Suriye ve Irak’taki istikrarsızlığın artması açısından Türkiye’yi olumsuz etkileyecektir.

Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Bankası gibi uluslararası örgütler elbette tartışılacak, ama ABD’nin ve küresel güçlerin amaçları doğrultusunda yeniden yapılandırılma yoluna gidilecek…

NATO’ya üye olmak isteyen ülkeler, yine sırada bekleyecekler. Fakat, AB’nin kısa bir süre de olsa içine kapanma süreci başlayabilir. İngiltere’nin ayrılmasıyla güç yitiren AB, COVID19 yangınının söndürülmesinden sonra Akdeniz üye ülkeleri ile Orta-Doğu Avrupa üye ülkeleri arasında esecek soğuk rüzgarlarla yüzleşebilir. AB’nin bu krizden en az zararla çıkması, alacağı ekonomik önlemlere ve zor durumdaki üye ülkelerin desteklenmesine bağlı. Ancak, bundan sonra AB üyesi hiçbir ülke kendi ülkesinden veya yurttaşından önce, AB’nin çıkarını öne koymayacaktır. Artık, Avrupa’da hiçbir ülke, sığınmacıların/mültecilerin/göçmenlerin haklarını ve serbest dolaşımlarını savunmayacaktır.
COVID19’un olumlu sonuçlarında biri de, ülkelerin sağlık sistemlerini yeniden yapılandırmaları ve sağlık sistemine daha fazla önem vermeleri yönündeki adımları olacaktır. Sağlığın bir kamu hizmeti olduğu gerçeği, ağırlığını gösterecektir.

Online eğitim sistemi, duvarsız üniversite düşüncesi hız kazanacak, evden çalışma yöntemlerinin kullanılması da yaygınlaşacaktır. COVID19, bilimin, uzmanlığın önemini de tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur…

Türkiye, salgınla mücadelede ülkelere yaptığı yardım ve destekle bir ¨yumuşak güç¨ olarak saygınlık kazandı. Bu saygınlık, Suriye, Libya, Doğu Akdeniz ve Ege politikalarına olumlu yansıyabilecek mi? Yurtiçinde, Kuzey Irak’ta ve Suriye’de terörle mücadelede ülkelerin desteğini alabilecek mi? COVID19’un mülteci/sığınmacı konusunda estireceği olumsuz rüzgar, Türkiye’deki beş milyonun üzerindeki sığınmacının başka ülkelere hareketini engelleyecektir. Bu açıdan, Türkiye’nin, misafir ettiği her ülkeden sığınmacıyı kendi ülkelerine geri gönderme politikasını kararlılıkla yaşama geçirmesi ulusal güvenlik yönünden önem kazanacaktır.

ABD Mİ, ÇİN Mİ?
COVID19’la küresel ölçekte mücadelede ortak bir tutum sergilenememesinin en önemli nedenlerinden biri de Trump gibi bir liderin ABD başında olması. ABD’nin 2019 askeri harcaması 732 milyar dolar. Dünya savunma harcamasının yüzde 38’i. Aynı ABD, COVID19 karşısında çaresiz kaldı, diz çöktü. Mart 2020 ortasında, ABD kamuoyunun Trump’a desteği yüzde 49‘du. Nisan 2020 ortalarından itibaren, kamuoyu desteğinin 6-7 puan düştüğü belirtiliyor. Diğer Başkan adayı Biden, Trump’ın önünde. Trump, kaybetmeyi göze alamayacağından her türlü yöntemi deneyerek 3 Kasım 2020 seçimlerini erteleme yoluna gidecektir. ABD’yi İklim Anlaşması’ndan çeken, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması’ndan çekildiğini açıklayan, İran’la nükleer Anlaşmayı yok sayan, Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan eden Trump’ın her türlü yolu kullanarak Başkan kalmayı isteyeceği bir sır değil. Oysa İklim değişikliği, çevre kirliliği, nükleer savaş, COVID19’dan daha büyük felakete yol açacak nitelikte tehditler. Yani, aslında Trump’ın politikaları virüsten de beter…

ABD, COVID19’a karşı aşı çalışmasında ön alırsa; dünya ekonomisinde ortaya çıkan yaraları sarma yönünde liderlik üstlenirse eski ağırlığını kazanabilir. Ancak, bunun Trump’la gerçekleşmesi de pek mümkün görülmüyor.

Çin, virüsün asıl kaynağı olduğu iddiasına rağmen, salgını atlatan ilk ülke oldu ve ABD’ye karşı bir üstünlük elde etti. Çin’in salgından etkilenen ülkelere yardımı da, ¨yumuşak güç¨ açısından ABD’ye karşı avantaj sağladı. Güç mücadelesinde ABD ile Çin arasında zaten var olan ¨HİBRİT Savaş¨, COVID19’un etkisiyle tüm yönleriyle şiddetlenerek artacaktır.

Ağustos 1945’te, Japonya Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan Amerikan atom bombalarının mimarı, Manhattan Projesi’nin bilimsel başkanı Robert Oppenheimer idi. Oppenheimer, ilk atom bombası testi başarılı olunca, kutsal bir Hint kitabında okuduğu şu cümleleri söyler: “Şimdi ben ölüm ve dünyaların yok edicisi oldum.”
Ve gelinen aşamada tek gerçek: İnsan, ¨ölüm ve yerkürenin yok edicisi oldu.¨

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ