Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 8,33 / Satış: 8,36
€ EURO → Alış: 10,09 / Satış: 10,13

“Cumhuriyet Halk Partisinin gerçekten kadroları yok mu…?”

Fatih Ertürk
Fatih Ertürk
  • 07.06.2021
  • 226 kez okundu

Türkiye’nin yakın geçmişine baktığınızda Cumhuriyet sonrasında ülke yönetiminde söz alan yöneticilerinin ideolojik tercihlerinin aslında ülkenin kaderini belirlediğine de tanık olursunuz.

1940’lı yıllarda başlayan Köy Enstütilerinin eğer yolu kesilmeseydi, eğer önce CHP kadroları sonra aydınlanmaya tamamen düşman muhafazakar sağ iktidarlar tarafından yok edilmeseydi bu coğrafyanın kaderi böyle olmazdı.

Üretime, insanca ve hakça paylaşıma açık bir düzen özlemi, Atatürk’ün kurduğu kurucu kadrolarla birlikte başarıya ulaşsaydı bugün ne FETÖ’yü, ne PKK’yı ne de ülkenin üzerine karabasan gibi çöken tarikat-siyaset-mafya üçlemesini yaşamazdık.

1923 devrimiyle ortaya çıkan cumhuriyet kadroları ülkeyi 10 yılda çağdaş uygarlık düzeyine getirmekte büyük rol oynadı. Öyle ki bu kurucu kadrolar; sanayileşme, eğitim, çağdaşlaşma, ve Türk rönesansını dünyaya anlatma konusunda öncü fikir ve yeteneğe sahiplerdi.

Jöntürk’lerden başlayan ve İttihat Terakki’yi oluşturan bu kurucu kadrolar Osmanlı’nın yıkılışından itibaren Cumhuriyetin kurulması ve büyütülmesi için Kurtuluş savaşını veren kurucu güçle işbirliği yaptılar.

Kuruluştan bu yana genç Cumhuriyette iki ana akım oldu. Birincisi; muhafazakar ve milliyetçi değerlerin ve dini referansların korunması ve geliştirilmesi için çaba harcayan ancak çağdaşlaşma ve modern büyüme konusunu genellikle geri plana atan “günü kurtaran” sağ akımlar; ikincisi üretime, hakça paylaşıma öncelik veren çağdaşlaşma ve modernleşme konusunda önceliklerini ilk sıraya taşıyan sol ve sosyal demokrat akımlar.

Birincisine yani sözde muhafazakar ve milliyetçi olduğunu iddia eden en uzun ömürlü sağ (Aslında AKP’ye sağ demek sağcılara da biraz haksızlık olur. AKP Siyasal İslam anlayışı üzerinde kurulan radikal ve saldırgan bir taktik izleyen bir fundamentalist partidir) iktidar ki adı AKP’dir; muhafazakar değerlerin korunması ve geliştirilmesi motto’suyla hareket ettiğini belirtirken klasik sağın kullandığı üretim ve paylaşım formüllerini benimsedi.
Üç aşamalı bu formül şöyleydi;

1-Önce ben
2-Sonra yandaşlarım
3-Son olarak ülkem

Sol’un da geliştirdiği üç aşamalı üretim ve paylaşma formülü vardı o da şöyle;
1-Önce ülkem
2-Sonra partim
3-Son olarak kendim ve yakın çevrem

İkinci yani Atatürkçülerin de kullandığı sosyal demokrat formülle 10 yılda bir cennet yaratıldı. Cumhuriyete ait 285 üretim ve sanayi noktası oluşturuldu. Sanayileşme, üretimi ve istihdamı arttırma, tarımda modernleşme Anadolu’nun makus talihinin yenilmesinde önemli bir rol oynadı.

Yerel anlamda; Ali Dinçer’ler, Murat Karayalçın’lardan bugüne Yılmaz Büyükerşen’ler, Özlem Çerçioğlu’lar, Osman Gürün’ler hep bu anlayışın bir uzantısı oldu.

Genel anlamda; Mustafa Kemal Atatürk’ten başlamak üzere; İsmet İnönü ve Bülent Ecevit’le başlayan siyaset dehaları hem Cumhuriyete bir taç taktıkları gibi hem de “Toprak işleyenin, su kullananın” gibi bir formülle, Toprak reformlarıyla, Köy-Kent projeleriyle kalkınmanın yollarını bu ülkede yaşayanlara tane tane anlatmışlardır.

Etibank’tan Seydişehir Alüminyum tesislerine , SEKA’dan İskenderun Demir Çeliğe, Sümerbank’tan Ereğli Demir Çelik fabrikasına göre Cumhuriyetin ve Cumhuriyet kadrolarının bu ülkeye armağan ettiği ne varsa sağ iktidarlar tarafından satıldı, kendi yandaşlarına paylaştırıldı, kişisel rant için pazarlandı. Tam 285 parça Cumhuriyetin malı satıldı, 70 milyar dolarlık satış parası (Ki aslında yağmalanmasaydı en az 200 milyar dolardır bunun karşılığı) çar çur edildi. Sağ iktidarlar 60 yılda açlıktan intihar eden, insanca ve hakça yaşamayı unutan, yoksulluk ve cahilliğin pençesinde kıvrım kıvrım kıvranan bir toplum yarattı.

Bu ülkeyi kuran kurucu güç ve kadrolar ülkede yaşayan insanların pembe rüyalara kalkıp büyük kabuslara sürüklenmesine izin vermeden onurlu bir yaşam sürmeleri için herşeyi yaptı.

Sadece şu kısa geçmişe bakıp; “CHP’nin bu ülkeyi yönetecek kadrosu mu var” demek hem geçmiş tarihimize karşı bir acımasızlık, hem de bu ülkeyi içine düştüğü büyük karanlık ve yok oluştan kurtarmak için canlarını ortaya koyup çalışan kadrolara yapılacak en büyük haksızlıktır.

Bu ülkede yaşayan dürüst ve namuslu insanların moralini kimse bozmasın…

Bu ülkenin aydınlık geleceği için elini taşın altına sokup çocuğunun ekmeğinden bile vazgeçip, bedel ödemeyi göze alıp yiğitçe savaşan insanlara kimse gölge düşürmesin…

Sağın bu ülkeye yaptığı en büyük günah; saf ve temiz insanları “Allah ile kandırmak”’tır…

Cumhuriyet Halk Partisi yerelden genele tüm ülkeyi yönetme adına görev almaya en az benzerleri kadar, kadro konusunda ise onlardan bile fazla hazırdır…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ