Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,71 / Satış: 5,73
€ EURO → Alış: 6,33 / Satış: 6,36

Davutoğlu’nun Siyasi Derinlikli Stratejisi Tutar mı?

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 22.07.2019
  • 286 kez okundu

Ahmet Davutoğlu denince benim hatırıma ondan duyduğum, okuduğum ilkler gelir.

Altı çizilecekler arasında Stratejik derinlik adlı kitabı, Nakl-i kubur, İstikşafi görüşmeler, Rus uçağının düşürülmesi, Pelikan gurubu.
Bunlara ilave olarak; ‘’Kimse gücümüzü test etmesin’’, ‘’bölgede bizden habersiz kuş uçamaz’’, ‘’kartları biz kararız’’ vs. gibi söylemler, Sayın Davutoğlu’nun gerek Dışişleri bakanlığı dönemindeki, gerekse Başbakanlık dönemindeki söylemlerini hafızalarımızda tazeleyebiliriz.

Kısa süre önce mensubu olduğu AKP’ye yazdığı manifesto ile yeniden gündem oldu.
Geçen hafta Youtube kanalı programında görev süresinde yaşananlara açıklık getirmeye çalıştı. Üç yıl suskun kaldığını, vaziyetin kötüye gittiğini görünce manifesto ile sorunlara açıklık getirmek zorunda kaldığını ifade etti.

Benim aklım biraz karıştı. Toparlamam için bazı soruların cevaplarını kısa da olsa bulmalıyım.
Stratejik derinlikten başlayayım: Beş yıl önce bu kitabı okuduğumu belirteyim. Özellikle Türkiye’nin dış politikası üzerine kaleme aldığı kitap görülemeyenlere işaret ederek akademik karakterde zahmetle yazıldığını söylemek gerekir.

Ancak kitapta yazılan ve ufuk açıcı olduğu iddia edilen strateji, dış politikada iflas etti. Ülke adeta stratejik derinlikte çırpınmaktan kendini kurtaramadı.
Nakl-i kubur ise hatırladığım kadar Suriye sınırları içinde ama esasen Türk toprağı olan Süleyman Şah türbesinin bir
askeri operasyonla Türkiye’ye taşınmasında kullandığı kavram. Suriye’de savaş tüm vahşiliği ile sürerken korunmasının riskli olması nedeniyle Suriye’den Türk topraklarına tanklar eşliğinde taşınmasını Nakl-i kubur zaferi olarak bizlere sunmaya, daha doğrusu yutturmaya çalıştı.

Davutoğlu’nun ideoloğu olduğu Müslüman Kardeşler eksenli Suriye siyaseti tüm gayretlere rağmen tamir edilemedi

İstikşafı görüşmeler ise; Kendisinin başkanlığında 7 Haziran 2015 Tarihinde yapılan genel seçimde tek başına iktidar yeterliliğine ulaşamadığından diğer partilerle koalisyon görüşmelerinde kullandığı kavram.

Burada dikkat çekilmesi gereken temel nokta, Sayın Davutoğlu’nun halk değimiyle ‘’oyalama taktiği’’ ile yasalarımıza göre kırk beş günde koalisyon kurulmamasını sağlamak. Böylelikle seçimi yenileme imkânının doğmasına yol açmak.

Zaman kazanarak, zayıf oldukları alanları tahkim ederek tek başlarına iktidara geldiler. Ama bu süre zarfında Ankara ve Suruç’ta patlayan canlı bombaların aldığı yüzlerce masum canlara neden oldu.

Hatay semalarında Rus uçağının düşürülmesi ile başlı başına zaten dış politikada ağrıyan başımıza bir yenisi daha eklendi. Tarihimizde ilk defa bir Rus uçağını düşürmüş, Putin ile karşı karşıya kalmıştık. Başta Davutoğlu’nun; “düşürme emrini ben verdim, yine aynı ihlal olursa yine düşürürüz’’ gibi tehdit kokan mesajının bedelini ödedik.
Sıfır sorun diplomasi hedefine kilitlendikleri teori söyleminin ruhuna aykırı ne varsa pratikte tatbik edilerek, düşman olunmayan komşu ülke kalmadı noktasına gelindi.

Gelelim pelikan çetesi denilen karanlık sosyal medya gurubuna.2016 yılının bahar aylarında Davutoğlu’nun gitmesini isteyen bu gurubu, Davutoğlu’nun istifa edip gitmesi yönündeki yazılar sayesinde öğrendik. Türkiye’de askeri vesayetin siyaset üzerinde baskı kurduğu zamanlar vardı, bunları hepimiz biliyorduk. Ama sosyal medya kanallarını kullanarak seçilmiş bir Başbakanın ve AKP genel başkanının garip şekilde kendi partisinin darbesiyle alaşağı edilmesi ile ilk defa karşı karşıya kalınıyordu.

Ama gariplik ihtiva eden başka bir husus tüm bunlar yaşanırken Davutoğlu’nun ses çıkarmaması, değim yerindeyse ‘‘Ba’del harap Basra’’ yani her şey harap olduktan, iş işten geçtikten sonra konuşmaya başlamasıdır.
Daha önce her yerde sorunlar devasa hale gelirken sen neredeydin, sesini niye çıkarmadın, sorusunun, doğru cevabını nasıl verecek merak ediyorum.

Lakin yukarıda belirtiğim gibi, geçen hafta Youtube kanalı programında bazı sorulara cevap vermiş. Rus uçağını düşürme olayında, birilerinin işgüzarlık yaptığını, bunun neticesinde kendisinin, düşürme emrini ben verdim demek zorunda kaldığı söylemiş. Pelikan gurubunun baskısı karşısında istifa etmesinin sebebini AKP’nin ikiye bölünmesini önlemek amacı taşıdığını söylemiş.
Öyle anlaşılıyor ki Davutoğlu, bir taraftan yeni bir parti kuracak gibi duruyor. Diğer taraftan AKP’nin Genel Başkanlığının koltuğunu okşamaya yelteniyor. Bu ikili Strateji teorisi pratikte tutar mı diye sorarsanız..

AKP’liler, Davutoğlu’ndan hiçbir endişe duymuyorlar. Girişimlerinin siyasi karşılığının olmayacağını düşünüyorlar.

Benim naçizane fikrim; Davutoğlu’nun bugün şikâyet ettiği siyasi tablonun, AKP hükümetleri kadar hatta daha fazlasının müsebbibi. Gerek Suriye bataklığından, gerek akılcılıktan uzak Pan Osmanlıcılık hayallerinden kendisi sorumlu.

Üç koca yıl geçtikten sonra her ne kadar kendini paklamaya çalışsa da, üzerinde yapışanlar temizlenemiyor.

Bu açıdan bakıldığında, siyasi sahada varlığını uzun erimli sürdürmesi mümkün değil.

Ah Ahmet Hoca; bize yaşattığın ilklerin ve ham hayallerinin bedellerini millet olarak, acı çekerek çok ağır biçimde ödüyoruz.
[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ