Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,73 / Satış: 6,76
€ EURO → Alış: 7,32 / Satış: 7,35

Dindar Nesil mi Dediniz?

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 09.12.2019
  • 602 kez okundu

Tebedel ül zaman tagayyürü efkâr derler. Türkçede ‘’ zaman değişince fikirler yenilenir’’ karşılığına gelir.

Dünyada zamanla beraber şartlar sürekli değişim ve başkalaşıma uğrar. Hayatın her alanına sirayet etmesi dünyanın kendine has kanunlarıyla izahı mümkündür. Dünyanın kendini sürekli yenilemesi bilimi, sosyal yaşamı, özgürlüğü, hukuku vs. beraberinde getirdi.

Dünya özellikle on dokuzuncu yüzyıldan itibaren çok dinamik bir değişim ve başkalaşım yörüngesine girdi. Bugün batıdaki dünya düzeni günahıyla-sevabıyla bireysel ve toplumsal özgürlüğün üzerinde sürekli değişimlerle her katmanda ilerlemeye devam ediyor.

Buna karşın İslam ülkelerinde insan yaşamının filtre duvarları oldukça sık örüldüğünden, batıdaki temel değerler bu filtre duvarlarının ötesine geçemiyorlar.
Ülkemizde İttihat Terakiden Cumhuriyete geçen fikir yönü sürekli batı olmuştur. Yüzümüz batının temel değerlerine, sanayisine, sosyal, hukuksal yapısına dönüktür.

Batının siyasi manevralarını eleştirmek, tutumlarına karşı gelmek için birçok nedenlerimiz elbette var. Fakat bunlara rağmen Müslümanların sürekli taşladığı batıya yerleşmek ve yüz sürmek için akın eden kişilerin aynı oldukları garip bir realite.

Bu açıdan bakıldığında; genel geçer eğilimin hayatı kolaylaştıran dinamiklerin olduğunu söyleyebiliriz. Hayatı, sorunların daha az olduğu coğrafyada yaşamak, o coğrafyayı güvenilir ve refah içinde yaşanabilir kılan insanların dini inançlarının ne olduğunun hiçbir önemi olmadığı sonucu ortaya çıkar.

Müslümanların kendi ülkelerinde sonu bitmez çalkantıların ve istikrarsızlığın neden olduğu sebeplerin başında neler olduğu sorusu gibi, batı devletlerinin istikrara ve refaha rehber olan zihni kodlarını yöneltmek mümkün.

Her ne kadar kronolojik olarak, tarım devrimi, sanayi devrimi, bilim devrimi vs. evrelerden bahsetsek de, tüm bunların oluşmasındaki ateşleyici süreç kilisenin, devlet işlerinden ayrılmasıyla beraber oluşan değişimle beraber öne çıkan insan aklının yaratıcı enerjisidir.

İslam ülkeleri insan aklının yaratıcı gücünden korkarak, o aklı dini inançlarla baskılamayı, hareket kabiliyetini sınırlamayı, özgürlükçü taleplerini yasaklamayı maharet bellemişler.

Birçok İslam ülkesi, iktidarı ele geçirmek, mevcut iktidarını sürdürmek için dini, inancı, imanı kendi çıkarlarına göre şekillendirmeye çalışıyorlar.

İslam ülkeleri arasında çok farklı bir devlet yapısı olan Türkiye, anayasasında yer alan laiklik ilkesi ile dini, devlet işlerinden ayıran, her yurttaşın inancını kendi vicdanına bırakan karakteri var.

Fakat son yıllarda laiklik ilkesine aykırı fikri zeminin oluşturulmaya çalışıldığı gözlerden kaçmıyor. Dindar nesil yaratma düşüncesi, kendini dindar yarışına kaptırma hamleleri, dindar görünümlü olma çabaları ülkemizde sıkça tekrarlanıyor.

Her bireyin kendi iç dünyasında istediği inanca sahip olma veya olmama özgürlüğü vardır. Ülkeyi yönetenlerin, vatandaşların dini duygularını biçimlendirme niyeti, zamanın gelişimini okuyamamanın tezahüründen kaynaklanıyor.

Zaman bize din üzerinden yapılan hiçbir projenin; insan yaşamını özgürleştiren, eşitleştiren, katma değer üreten sonuçlar vermediğini öğretmiştir.

Kaynağını müspet bilimden alan, vatandaşlarının özgürlük alanını genişleten, hukukunun güvencesini veren ülkelerin tamamına yakını bugün dünyanın birinci ligindeler.

Ne acıdır ki; sefilliğin havuzunda yüzyıllardır zamanın ruhuna uyum sağlayamayan İslam ülkeleri, amatör ligi dahi kurmaktan çok uzaktalar. Dünya değişen koşullar karşısındaki dönüşümden ortaya çıkan faydacı partikülleri tecrübe ambarında depoluyor. Yaşam havuzuna giren olası zararlı partikülleri deşarj ediyor.

Cumhuriyeti kuran kadrolar, yüzyıl önce mevcut zamanın değişimini görerek, laiklik ilkesinin hayati öneme sahip olduğunu ve din ile devlet faaliyetlerinin kendi mecralarında yürümesi gerektiğini tam omurgasından kavradılar.

Devleti bu sağlam temel ilke üzerinde kurdular.

Dünyanın değişimine, yenilenmesine direnmenin akılla bağdaşır bir tarafı yoktur. Dindar nesil ile dinamik bir değişimi yakalamak şöyle dursun, daha da geriye gitme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Çağdaş değerlerle inatlaşarak, ideolojik muhafazakârlığı kaşıyarak iktidara gelebilen siyasetçiler her zaman çıkar. Ama o ülke, o toplum bedelini sefaletle öder.

Bizim ülke sefalete değil, refaha uzanan yoldan sapmadan gidecek politikalara acilen ihtiyacı var.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ