Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 6,85 / Satış: 6,87
€ EURO → Alış: 7,73 / Satış: 7,76

Doğa bas bas bağırıyor… Sokağa çıkmayın, diye…

Tamer Yazar
Tamer Yazar
  • 03.06.2020
  • 270 kez okundu


Hayat böyledir işte…
Ona hazırlanamazsın…
Onun için hazır olamazsın…
Güzelliği, mucizesi de budur…
Seni hep hazırlıksız yakalar, hep sürpriz yapar…

Gözlerin varsa…

Her anın bir sürpriz olduğunu ve önceden hazırlanmış hiç bir cevabın işe yaramayacağını görürsün…

Ama yine de hazırlıklı olmamız gerektiğini bilmemiz istenen yerler de yok değil…

Mesela MASKE…
Mesela SOSYAL MESAFE…

Bunu niye mi anlatıyorum ?

Geçen hafta sonu, 1 Haziran öncesi, şehre indim… Otobüsler mi ? Sakindi… Her sırada bir kişi oturuyordu… Herkes maskeliydi… Sosyal mesafemiz tamdı… Farkındayız, anlaşılan… Ki yaşanan onca ölümden, almışız bir ders… Ama 1 Haziran, farklıydı… Evden çalışmanın bittiği ve ofis çalışmasının başladığı o ilk günün akşamının dönüşünde, duraktaydım… Biri geldi, diğeri geçti… Yok, evimin yolunda gidenlerdi, gelip geçenler… Ama binmedim, binemedim…

Kalabalıktı…
Hatta ayakta yolcu bile vardı…
Peki yan yana oturanlara ne demeli !

Ne oldu, yarı kapasiteyle GİDİŞ-GELİŞE ?

Başladık mı eski halimize ?
Kontrolsüzlüğümüze…
KADER deyişimize…

*.*
*.*

Fırsatınız varken…

Kısa bir hikâye okudum geçen…

Hani HEP ‘keşke’ deyişimizi hatırlattı biraz…

Dokundu da…

Şöyle:


Babamı, kendi ellerimle toprağa gömüp eve geldiğimde, yapacak hiçbir şey kalmamıştı. Anlamsızca duvarlara baktım, en yakın hatıralarda onu aradım. Hastaneye yetiştirmeye çalıştığım an, takside kalp krizi geçirirken müdahale etmeye çalıştığım an geldi, gözümün önüne. Hayatımda gördüğüm en acıklı filmin başrolündeydim sanki.
Ömrümün en uzun bekleyişleri sonunda, kara haberi almıştım. “Üzgünüz, kaybettik” dedi, doktor ve mesaisine devam etti. Ölüm belgesini imzalamıştım. Cenazeyi yıkamacılara yıkatırken, ben de orada olmak istemiş ve süngeri elime alıp babamı yıkamıştım. Cemal Süreya’nın, “Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü, kör oldum” dizeleri ezberimdeydi ve manasını acı bir şekilde bulmuştu bende.
Korkunç bir fırtına ile yağmur vardı, o soğuk Ocak günü. Mezarını kazdırdım. Daha imtina ederek kazsın diye de görevlinin cebine bir şeyler sıkıştırdım, ama üstüne toprak atılmıyordu, her yer çamur olmuştu… Selasını mahallemizden Ergun abi verdirdi. Gözyaşlarıyla dinledim. Namazını, o havaya rağmen bir avuç seveni ile kıldıydık. Üzerine önce kürekle, sonra ellerimle çamur attım. Bu dünyadaki son görevimdi çünkü. Taşını yaptırmakla uğraştım günlerce. Telefonunu ben aldım yanıma. Eve dönünce şarja taktım. Arayanlara cevap verdim. Fotoğraf galerisini inceledim. Kıyafetlerine baktım ve düzenledim. Fotoğrafını öptüm. Mesajlarımızı okudum. Dışarı çıkıp büyük bir çerçeve yaptırdım resmine ve evinin duvarına astım.
Annemle beraber aynı yerde uzanmıştı babam da, sonsuzluğa artık. Sonsuzluk ne demekti, algılayamadım. Evin en küçüğüyüm diye her yere ben gider, her şeyi ben yapardım! Hepsini yine ben yaptım. Ve geriye kalan ömrümdeki tüm heveslerimi ve sevinçlerimi, galiba o gün babamın mezarına bıraktım.

KEŞKE’niz olmasın…

Hayatı ertelemeyin, yaşayabileceklerinizi de…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ