Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 7,29 / Satış: 7,32
€ EURO → Alış: 8,58 / Satış: 8,61

Dört Bir Yanımızı Yalanlar Sarmış

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 01.07.2020
  • 677 kez okundu

Her zaman çarşıda, pazarda, yolda, sokakta birbiriyle konuşan insanlara rastlarız. Huyumuz- suyumuzla hepimiz, insan toplumunun bir ferdiyiz.

Atalarımız ‘’hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşırlar” demiyorlar mı?

Muhtemelen atalarımız yalanın bu kadar yaygın olmadığı bir dönemde bu deyimi söylemişler.

Bugün tüm dünya, yalanların havada uçuştuğu bir gezegene dönüştü. Sıradan insanların iletişimlerinde yalanın masumene bir alışkanlık olduğunu söyleyenler çıkabilir. Belki de hafif dozda yalanın sohbetlerde renk kattığı da iddia edilebilir.

Fakat yazılı veya görsel basın, kasıtlı şekilde habercilik, yorumculuk gibi asli mesleklerine yalanın tozunu serpiştirince kamuoyu kandırılmış olur. Yalandan medet uman medyanın ahlak, ilke gibi insani değerlerden bahsetmeleri bayağılıktan başka bir şey değil.

Kimlerin kesinlikle yalan söylememeleri gerektiğini biliyorum.

Ülkeyi yönetenlerin vatandaşlarına asla yalan söylememeleri gerekir. Gerçekleri samimiyetle açıklamaları beklenir.

Ama yalansız bir dünya yok. Çıkar ilişkileri zedelenmesi, iktidarda kalma ihtirası, iktidara gelme güdüsü, beceriksizlik gibi kaygı ve korkular yalan söylemenin zeminini oluşturuyor.

Çıkar ilişkileri çok geniş bir başlık. Bu başlık çıkar ilişkilerinin bozulmasını istemeyen tacirlerden, gazetecilere; sporculardan, sanatçılara kadar birçok meslek temsilcilerini kapsar.

Bu yalana ortak olan/edilen kamu kuruluşlarını da hatırlatayım. Bu kurumların açıkladıkları işsiz insan sayıları, enflasyon rakamları, istatistiksel veriler, iktidarın beceriksizliğini örtmek için kullanılan yalanlar kategorisine girer.

Ülkeleri yöneten iktidar bileşenleri ve liderleri arasında yalan söylemeyen yok denecek kadar az.
Siyaset kurumunun nerdeyse herkes tarafından yalanla anılır olması, rutin ruh hali olarak görülüyor.

Garip olan bu yalanlara inanan-kanan insanların varlığı. Öyle ya; eğer inanan kimseler olmasaydı bu yalanlar bu denli söylenir miydi?

Son zamanlarda medya mensuplarının, iktidar temsilcilerinin, siyaset erbaplarının yalandan medet ummaları hayra alamet değil. Çünkü bu alanlarda yalanın sebep olduğu sarsıntılar enkaz üretir ve insanlar bu enkazların altında inim inim inler.

İnsanın söylediğiyle düşündüğünün eş olmaması, bir bakıma yalancılıktır; bir bakıma hilebazlık.

Günden güne yozlaşan bir hale dönüştük.

Toplum yozlaştıkça etrafı yalancılar hilebazlar sarar. İnsan kendi menfaatini koruma güdüsüyle yalana eyvallah eder.

Eskiden “içi dışı bir olmak” erdemdi. Şimdi “saflık -naiflik” sayılıyor.

Yalancılık tüm dünyada var ama bizde tabir yerindeyse çağ atlayıp ‘’kurumsallaştı’’. Hem söyleyen ağızlar ustalaştı hem de dinleyen kitlenin kulakları kabardı.

Öylesine ustalaştık ki her söylediğimiz düşündüğümüzden gayrı, her düşündüğümüz söylediğimizden ayrı oldu.

Genel ya da özel yaşamda birbirimize yalan söyleyip çıkar sağlamaya çalışanların topluluğu olmak, bütüncül bir salgının gibi herkesin benliğini çürütmesine yol açmayacak mı?

Çürüme insanın ruhuna indiğinde nefis terbiyesinden, onurdan, faziletten kim bahsedebilir?

Yalanın tedavülde dolaşıma sokulduğu yerde, doğruculuğu bulmak çok zor.

Lakin yalanlar çıkar meselelerinde kullanımı savunulabilir araçlar olarak görüldüğü sürece, doğruculuğun sesi pek gür çıkmaz.

Ama yalan sürdürülebilir bir araç değil. Er geç doğrucular yalanın havasını söndüreceklerdir.

Atalarımız, ‘’Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa anlaşırlar” dediler.

Aynı zamanda atalarımız,‘ Yalancının mumu yatsıya kadar yanar’’ demişlerdi.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ