Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: / Satış:
€ EURO → Alış: / Satış:

Eğitim ve Öğretimimiz Alarm Veriyor

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 29.07.2019
  • 609 kez okundu

Eğitim, çağdaş yaşantımızın ana damarıdır. Damar ne kadar sağlıklı olursa o nispette yaşamımız rahata erer.

Ülkemizde eğitim her geçen gün alarm veriyor. Bir türlü temel kurulamadı. Her gelen Milli Eğitim Bakanı bir önceki sistemden yakındı. Başka sistemi savunarak görevini yürütmeye çalıştı.

Tüm bu çabaların hatalı olduğu, eğitim modellerinin evrensel uygulanabilir nitelik taşıması zorunluluğunu uzman eğitimciler yazıp çizdiler.
Ama nafile. Yetkililer, uzmanların seslerine kulak tıkadılar.

Bugün geldiğimiz nihaiye, dehşet boyutunda.

Son LYS sonuçlarında özellikle matematikte 2010 yılından beri sürekli bir düşüş olduğu görülüyor. Türkçe-Sosyal alanında bile tedirginliğin ötesinde bir zayıflık var.

Matematik ve geometri sonuçları ise şok yaşatıyor.

Öğrenci sayısı ve okullaşma oranı artarken kalite düşüyor. Bu düşüşler bugün olduğu gibi, Türkiye’nin yarınları için daha büyük bir tehlikedir.

En büyük hata, eğitimi ve okullaşmayı yaygınlaştırmak gibi iyi bir iş yaparken kaliteyi düşürmektir.

Eğitim sahamız maalesef cılız kalmaktadır.
Kalite kaybı temelde kendinden bahsettiriyor.

İlköğretimdeki kalite kaybı, ortaöğretime yansıdı. Ortaöğretimdeki kalite kaybı, üniversiteleri de aşağı çekti. Üniversitelerin her ile yayılması da ilave bir kalite sorunu yarattı.

Üniversite öğretim üyelerinde de tablo farklı değil. Birbirine eklenen halkalar işlevi zayıf bir zincir oluşturuyor.
Lakin PISA sınavlarına benzer bir sonucu üniversite öğretim üyelerinin uluslararası indekslere giren yayın sayılarında
da baktığımızda.40 yıl önce bizleri gerilerden takip eden ülkelerin, bugün bizleri geçtiğini görüyoruz.

En yakın örneği İran’dan verebilirim. Bilimsel indekslere giren yayın sayısında İran’ın 2010 yılından itibaren Türkiye’yi geçtiğini, bugün bizi geride bıraktığı görülüyor.
Eğitimde ana gövdeyi oluşturmadan, her kademede verimli bir sisteme sahip olmaktan maalesef uzak kalacağız.

Ana gövde oluşumunda millilik esastır. Yani bir takım ideolojik Saiklerle, siyasi kaygılarla, dini motivasyonlarla oluşturulmaya çalışılırsa vahim kalite kaybının kaçınılmaz olduğu aşikârdır.
Benim kuşağımın sınıfları kara tahta ve tebeşirin yanı sıra tıraşlanan kurşun kalem talaşı kokardı. Eğitimin bir ibadet kadar kutsal olduğu ifhamı taze dimağlarımıza işlenirdi. İdealist müfredatın ruhu en iyi olabilmenin coşkusuyla işlenirdi.

Bugün akıllı tahtalar, akıllı tabletler var. Dünyanın en kılcal damarlarında bulunan bilgilere dahi ulaşmak çok kolay. Problem çözmek teknolojinin imkânlarıyla çok basitleşti.

Yapay zekâ ile neredeyse insanı ilgilendiren her konu kodlanır hale geldi.

Tüm bunlara rağmen okullu zekâ seviyemizin hep gerilere doğru gitmesi inanılır gibi değil.
Peki, eğitim ve öğretim bu haldeyken milli hedefleri yakalamamız mümkün mü?

İktisatta, ekonomide, sosyal yaşamda hedef hep şaşkın duracaktır. Bu durumda verilen rakamların maalesef siyasi propaganda olmaktan öteye bir anlamı yoktur. Örneğin 2023 yılı için belirlenen hedefte kişi başına düşecek gelir 25 bin dolar şeklinde açıklanmıştı. Bunun yarısını bile tutturma kabiliyetimiz olmayacaktır.

1950 yılında uğruna asker gönderip savaşarak yardım ettiğimiz Güney Kore ile kırk yıl önce aynı kategoride bulunuyorduk. Onlar nitelikli eğitimi ana rehber kılarak onlarca ileri teknolojik markalar yarattılar. Dünyanın dört bir yanında itibarları yüksek bir ülke konumuna ulaştılar.

Bugün Güney Korelilerin kişi başına düşen geliri otuz bin doların üstünde. Çocukları PİSA testlerinde hep en üst basamaklarda başarı bayraktarlıklarını kimseye kaptırmamaktalar.

Finlandiya örneği en az Güney Kore kadar çarpıcıdır. Bataklık dolu coğrafik yapısı ve karlı-buzlu ikliminin çetin şartları altında dahi, takdire şayan eğitim modeliyle dünyanın en mutlu insanlarının yaşadığı ülke konumundadır.

Finlandiya örneğini en iyi anlatan bir kitabı her kese tavsiye ederim: Grigory Petrov’un yazdığı ‘’Beyaz Zambaklar Ülkesinde’’ bir başyapıttır.

Bu kitap Atatürk’ün emri ile eğitim müfredatımıza koyulmuş, hatta askeri okullarda zorunlu ders olarak 1970’lerin başlarına kadara okutulmuştu.
Ne hikmetse görünmez bir el bu kitabı müfredatımızdan kaldırdı.

Şunu akıldan çıkarmamak gerekir: Güçlü, itibarlı devlet ve millet yaratmanın reçetesi nitelikli eğitimdir.
Berisi sefilliktir.

Kimsenin çocuklarımıza bu sefilliği yaşatma hakkı yoktur.

[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ