Antakya Gazetesine Hoşgeldiniz -
$ DOLAR → Alış: 5,75 / Satış: 5,78
€ EURO → Alış: 6,34 / Satış: 6,36

Ekonomi Muhayyelatçıları

İsmail Karaoğlan
İsmail Karaoğlan
  • 02.09.2019
  • 639 kez okundu

Ekonomi denizi yine kabardı. Dalgalar azgınlaştı. İçinde ne varsa zam olarak kıyıya vurdu. Henüz durulmadı, durulmasını vatandaş beklemiyor. Çünkü fırtına, kasırga, hortum gibi ekonomik afetler daha da azacak, hem denizin üzerinde duran gemileri batıracak hem de kıyılarımızı dövmeye devam edecek.

Kaç defa akaryakıta zam bindirildi.?
Kaç defa elektriğe zam kondu?
Kaç defa doğalgaza zam getirildi.

Çay, şeker; kuru gıda, yaş gıda.. Liste hayli kabarık. Lakin artık akılda tutmak zorlaştı. Geçen hafta koyulan zam, bu hafta güncelleşti deniliyor.
Güncelleme nedir birader? Mübarek, halk dilinde bilinen zam sözcüğünü ilkel bulan ilerici kafa zam’a, zam demiyor, güncelleme diyor zar, sanırsın yazılım programı.(!)

Zamlardan nasibini almayan bir Allah’ın kulu, etkilenmeyen kesim var mı?

Çiftçi, sanayici, tüccar. Esnaf, memur, işçi. Beyaz yakalı, mavi yakalı. elleri kalemli veya elleri nasırlı iki yakayı bir araya getiremiyorlar. Yakaların açıları her geçen gün büyüyor.

Çiftçiyi, kullanmak zorunda kaldığı gübrenin, ilacın fiyatı her tarafını yakıyor. Mazot ise kavuruyor.
Sanayicinin elektrik faturası efsane romanı gibi gerilim dolu. Ay sonunda içeriğinde hangi kalemlerle ve hangi oranlarla giydirilecek merak ediyor. İşçinin sigortasını yatırmakta zorlanıyor. Banka kredisi altında iflahı kesiliyor.

Tüccar mal alamıyor, satamıyor.

Esnaf siftah etmiyor. Eskiden iş yoğunluğundan başını kaşıyacak zamanı yokken, bugün sinek avlıyor, avladıkları sineklerin başlarını okşuyor. Şaşkın, ne yapacağını bilemiyor.
Memurun, fırtınalar koparken kendini güvenli limana atacak hali mi var? Bu kesim de her namuslu vatandaş gibi bozulan ekonomik düzenden payına düşeni alıyor. Her emtiaya yüksek oranda zam yapılırken, kendilerinin % 4+4 gibi sihirli sayılarla geçinmeleri isteniyor.!

İşçiler ise her zamanki gibi garibanlar sınıfından başlarını çıkarmaya müsaade edilmiyor. Nerdeyse iş bulduklarına şükretmeleri salık veriliyor. Memlekette o kadar dert tasa var ki, işçinin sıkıntıları unutulmaya yüz tutuyor. Akla tesadüfen düşünce de, ‘’sizlerin on parmağında on marifetiniz var, geçinirsiniz, geçinirsiniz’’ diyerekten zaten iki büklüm olan sırtları sıvazlanıyor.!

İşsizlerin hali perişan. Emeklilerin ise duman. Var mı bu durumdan memnun olan?

Ekonomi nakavt olmuş, beyni sarsıntısı geçirmiş, baygın yerinden kıpırdayamıyor. Bakan bey dengelemeden bahsediyor. Vatandaş eve ekmek götüremiyor, dövizin kontrolünden söz ediyor.

Yüz yüze, göz göze geldiğiniz tanıdıklarla ilk sitemli konuşma konusu piyasanın çöküntüsü oluyor. Her ölçekte, her kesimde, kaybettikleriyle beraber, elde kalanları kaybetme korkusunun had safhada olduğu duyuluyor.
Ülke ekonomisinin hangi istikametlere savrulduğu gerçeğini uzmanların, sorumluların, yetkililerin görememeleri mümkün mü? Siyasi elin tahrip ettiği ekonomik düzenin; siyasi gözün görmek istememesinin ağırlaştırılmış faturasını vatandaşlar dışında kimler ödeyecek?

Yüzlerce oda, borsa, esnaf sanatkâr derneklerinin, ekonomi-iktisat öğreten kurumlarının vs. başlangıçtan beri ekonomik gidişatın nereye varabileceğini kestirememeleri mantıkla izah edilmesi çok zor. Çünkü onlar, geminin güvertesinde bulunuyorlar.

Ekonominin temsilcisi seçilen oda başkanları, dernek başkanları sanki memleket güllük gülistanlıkmış gibi, ülke yöneticilerine methiye dizme sırasına girdiler. Ekonomik terimle, yatay pozisyon aldılar. Kişisel devrelerin yanmamasına dikkat ettiler. Galiba gerçekleri haykıracak cesareti kendilerinde bulamadılar.

Öte yandan yandaşlık furyası denilen melun bir olgu, gerçekleri saklayarak beyinleri kilitledi, gözleri kapattı, dilleri susturdu. Sorunları sihirli değnekle, masalımsı metotlarla bir dokunuşta kurbağayı prense çeviren Sindirella gibi çok özel yeteneklerle halüsinasyonlar pompaladı.

Memleketin her yanında can alıcı fırtınalar eserken, muhayyel takımı, gidişatın iyi yönde sinyaller verdiğini gösteren hayali fermanları vermeye devam ediyorlar.
Muhayyel denince aklıma düştü: Siyaset tarihimizde ‘’Muhayyelatçı Aziz Efendi ‘’isimli enteresan bir örnek vardır.

Osmanlı’nın Prusya seferinde asker ve sivil ayrımı yapmaksızın, devlet ve siyaset adamları ile didişirdi. Yerli yersiz her bahiste bilgi ve beceri sahibi olduğunu göstermeye meraklanırdı.
Şairane hayaller içindeydi. Hayallerini yansıtmayan gerçeği abes bulur. Atar-tutar, allem eder kallem eder, anlatımlarına heyecan hissi verirdi. Ama içeriğinden mantıklı anlam çıkarmak mümkün olmazdı. Çünkü tutar yanı yoktu. Kaypaklığın sorun çözümünün sırrı olduğunu iddia ederdi.

Hiçbir olayın cesaretini zamanında gösteremez. Sonra, her konuda mangalda kül bırakmayan beyanat kabadayılığına soyunur. “Ben herkese, iyiyi, doğruyu ve güzeli öğreten bir mübarek meslek için yaratıldım’’ derdi.

Muhayyelatçı Aziz Efendilerin günümüz versiyonları, nazar değmesin, ekonomimizi şahlandırmışlar. Ama şahlanırken ekonomimiz attan düşmüş, komaya girmiş. Ama ne gam, lakin muhayyelatçı Azizler dörtnala gitmeye devam ediyorlar(mış)(!)
[email protected]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ